Tarihten Ders ve Cumhurbaşkanı'nın Görevi

21 Ocak 2009 Çarşamba, 07:28
Abone Ol google-news

İhtilallerde daha çok acı çeken Kemalist, ulusalcı, laik kesimi devlet içindeki ve dışındaki karanlık çetelerle işbirliği halinde göstermenin mantıksızlığını kavramasını ve seçilen saygın kişilere karşı tam bir öç alma duygusu ile hareket edildiği kanısının yerleştiğini anlamasını Başbakandan ve Sayın Gül’den de Bayar’ın yanılgısına düşmemesini, bugüne kadar ihmal ettiği anayasal görevini (Md.104) bir an önce yapmasını herkes gibi biz de beklemekteyiz.

Türk siyasi yaşamında demokratik rejimlere son veren ve fakat kısa zamanda iktidarı sivillere terk eden ihtilaller ve darbeler, hedef aldıkları kesimlere daha fazla olmak üzere, hemen herkese acılar vermiştir.

Ancak, bu ihtilallere yol açan bunalımlarda siyasilerin inkâr edilmez rolleri de hep aynı olumsuz tablo içinde anımsanmaktadır.

1950-1960 dönemi hakkında anı ve yorumlarını yazanlar arasında ılımlı ve saygın kişiliğiyle öne çıkan DPli Prof. Rıfkı Salim Burçaktan bazı alıntılarla bellekleri tazelemek ve sonra da günümüze gelmek istiyoruz.

Rahmetli Burçak, 10 yıl süreyle kesintisiz DPnin en üst icra organı genel yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuş; iki kere bakanlık yapmış ve yaşadıklarını günü gününe özenle kayda geçirmiş saygın ve onurlu bir politikacıdır.

DPnin şiddet yanlısı bir politika izleyen başkanı, Başbakan Adnan Menderes ile Cumhurbaşkanı Celal Bayara (Bayar 10 yıl süreyle hemen her genel yönetim kurulu toplantısına katılarak parti politikasını yönlendirmiştir.) az sayıda yürekli arkadaşıyla birlikte uyarılarda bulunmuş ve ılımlı bir yol izlenmesi taraftarı olmuştur.

Ona göre DPnin 1946-1950 arası vaat ettiği özgürlükçü çizgi, 1950den sonra yavaş yavaş ve özellikle genel oy yüzdesinde azınlığa düştüğü 1957 seçimlerinden sonra terk edilerek muhalefete karşı cesur ve enerjikbir siyaset sloganı adı altında -esasında şiddet politikası- izlemesi yanlış olmuştur. Çünkü Hürriyet kavramı her ülkede ve her devirde insan topluluklarını kendi peşine takarak, onları coşku içinde sürükleyip götüren korkunç ve sihirli bir kuvvettir. (Yassıada ve Öncesi, R.S.Burçak, Çam Matbaası 1976-Ankara s.24)

Burçak, iktidarların bu nedenle sert ve sinirli bir politika yerine, muhalefeti özgürlük kahramanı yapmaktan kaçınacak ılımlı bir yol izlemelerinin gerektiğini söyler.

Günümüze gelirsek, AKP ve onun hiddeti bir üslup olarak benimsemekle övünen başkanının da, DP önderleri gibi sürekli aynı yanılgıya düştüğünü gözlemekteyiz.

Her seferinde ülkeyi bunalıma sürükleyen ardı arkası kesilmeyen girişimlerine tanıklık etmekteyiz. Bu yüzdendir ki, partisini anayasayı çiğneyen bir odak haline sokan yine onun bu marifetleri olmuştur. Ergenekon adlı davanın, Başbakanın onursal savcılığında sadece 1996 Kasımında ortaya çıkan Susurluk Çetesi ve Danıştay cinayetlerine dayandırılmak istenmesi, bir kesim besleme basın ve yandaş grubu hariç, tüm medyanın ve kamuoyunun haklı tepkisini çekmektedir.

Başbakan bu rahatsızlıkları sükûnet ve ustalıkla gidereceği yerde yangına körükle gitmekte, hedef saptırmaya çalışmaktadır. Erişilmelerindeki gariplik saklı kalmak kaydıyla bulunan silahları kastederek, ilgisiz kimseleri gerçek şüphelilerle aynı kefeye niçin koyduğunu açıklamak zorunda olduğunu fark etmemektedir.

İhtilallerde daha çok acı çeken Kemalist, ulusalcı, laik kesimi devlet içindeki ve dışındaki karanlık çetelerle işbirliği halinde göstermenin mantıksızlığını kavramasını ve seçilen saygın kişilere karşı tam bir öç alma duygusu ile hareket edildiği kanısının yerleştiğini anlamasını Başbakan’dan ve Sayın Gülden de Bayarın yanılgısına düşmemesini, bugüne kadar ihmal ettiği anayasal görevini (Md.104) bir an önce yapmasını herkes gibi biz de beklemekteyiz.

Hukukçu Şevket Çizmeli