Teokratik Faşizm...

14 Ocak 2009 Çarşamba, 07:00
Abone Ol google-news

Yaşanan bu süreçte ülkenin namuslu insanlarına, aydınlarına, bilim adamlarına, siyasetçilerine, bürokratlarına düşen görev, F tipi yapılandırılan devlet olgusundan kaynaklanan bu manevi baskı, sindirme ve gözdağları karşısında eskilerin “afifane melamet” dedikleri “mahcub kınama”yı bir yana bırakmak, “kral çıplak” diyebilen bir “açıklık” ve “arıklık” içinde olabilmektir.

Glokmarka silahtan onursalbir başsavcı, dinamit lokumundan eski bir YÖK Başkanı, Uziden bir milli güvenlikkomutanı çıkarmayı deneyen, başaramayıncagözdağı gözaltımı olduğu anlaşılamayan bir hukuk karmaşası içindeyolu şaşırtılmış bir kamu vicdanıoluşturmayı zorlayan hukuk mantığının kıskacındaki Türkiye, bir rejim değişikliğinin alacakaranlığındadır.

Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı ve üstelik bir anayasa profesörü olan AKP milletvekili, son gözdağıve gözaltıların dayandığı hukuk mantığını çok net şekilde açıklamıştır: Türkiyede kimse artık bana dokunulmaz diyemeyecek!(8.1.2009 tarihli Cumhuriyet, Hürriyet, Vatan gazeteleri). Bu ifade, soruşturmalarda nesnelhukukun değil,korku duygusunun egemen kılınmaya çalışıldığının, Ergenekon savcısıolduğunu iddia eden Başbakanın en yakınındaki ağızdan ikrarıdır. Cumhuriyetle özdeşleşmiş ünlü isimlerisilahve çetelerle özdeş kılmaya çalışan bir savcı mantığının hâkim tarafından reddedilmesi bu yüzdendir.

Bugün 80 bin camisinde günde 5 kez ezan okunup 5 vakit namaz kılınan Türkiyede, Bu ülkede Müslüman çoğunluk mağdurdurdiyen bir anlayış, demokratik yoldan iktidar olmuştur (Dışişleri Bakanı Ali Babacan, 28.5.2008 tarihli Cumhuriyet ve Hürriyet gazeteleri). İşte Türkiyenin yönetim yapısı bu mağduriyettezi üzerine yeniden yapılandırılmakta, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yerine getirmede bu mağdur Müslümanobsesyonu (takıntısı) belirleyici olmaktadır.

Bu nedenle Türkiyede idarenin kuruluş ve işleyişinin bu iktidarla birlikte laiklikve kanunilikekseninden kaydırılıp hızla zahidlikvezühdilik(vecitli dini zihniyet) eksenine oturtulmakta olduğunu kimse yadsıyamaz. Sonuçta devlet otoritesi dikotomi bir bölünmeye uğramış, bir yanda laiklik, demokratiklik”, “kanunilik”, “objektiflikgibi anayasal terminolojiye dayalı anayasal devletdüzeni, diğer yanda sırrın salatı, kalbin selameti, kulun hidayetigibi Hocafendi terminolojisine dayalı, Sayın Kılıçdaroğlunun deyimiyle Ftipi örgütlenmiş devlet düzeni atbaşı gider olmuştur.

İşte bugün Türkiyede anayasal devletçarkı ile yürütmenin (Türkiyede idarenin) dişlileri birbirine değmiyor, bu yüzden dişliler gıcırdıyorsa, nedeni bu bölünmedir. anayasal devleti savunma, anayasal Cumhuriyeti koruyup kollama dışında hiçbir sakıncalı(!) eylemin içinde olmayan insanlara, Cumhuriyetin kimsesi olmaktan başka hiçbir işi görev bilmemiş Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısına hukuk adına gözdağı verilmek isteniyorsa nedeni bu F tipi örgütlenmedir. Kafalarında önceden var olan teolojikve teokratikkavram çerçevesine sıkıştırmış oldukları bu F tipiözneldevletle, laik ve nesnelanayasal devlet arasındaki bu dikotomik bölünme, ülkemizde bugün yasama, yürütme ve yargı alanında kendini gösteren çatışkıları, çelişkileri çözümlemedeanahtarkavramdır.

Hiç kimse, gereksiz bir sürü ayrıntıyı, ilgisiz kavramları, analizleri devreye sokarak bu gerçeği saptırmamalı, bu gerçeğin gözden kaçmasına neden olmamalıdır.

Bu nedenle Ftipi yapılanmadan kaynaklanan ve tarihin belli bir döneminde o toplumun bilim, siyaset, hukuk, ahlak, sanat ve dünya görüşü gibi altyapı kurumlarını etkileyebilecek nitelikteki köklü değişimler, mahalle baskısıya da ötekileştirmegibi dar kavram kalıpları içine sıkıştırılamaz. Bu, mağdurmaskesi ve masumkisvesi ile demokrasiye sızmışteokratikbir faşizmdir.

Faşizm yalnız şoven, yalnız nasyonalist, yalnız ırkçı, yalnız militarist değildir. Faşizmin bir de teokratik(dine dönük) yüzü vardır. Faşizm bir ülkeye yalnız iç savaşla ya da hükümet darbesiile gelmez. Faşizm, demokrasinin yumuşak karnını okşayarak da bir ülkeye çöreklenebilir. Almanyada, İtalyada faşizme alkışlar arasında gidilmiştir.

Ne yazık ki ülkemizde de sonu teokratik faşizme varacak demokrasi yoluna alkışlar içinde taş döşenmekte olduğunu ibretle izlemekteyiz. Dünyeviolan, yerini adım adım kutsala bırakmakta, Cumhuriyet bilincinin özü olan yurttaşlık, yerini giderek dindaşlığa bırakmaktadır. Bu yüzdendir ki adı soygunla özdeşleşmiş doğalgaza kurban verilen 7 gencin ölümü karşısında iktidar, yandaş belediye ve yandaş diğer tüm ilgililer susmuştur. Çünkü onların gözünde 7 gencimiz F tipi yapılandırılan devletindindaşı değil, anayasal devletin yurttaşıdır. Bu yüzden susmuşlardır. Şark kurnazlığı susar. Çünkü konuşma bir sorumluluk yüklenmeyi gerektirir.

Yaşanan bu süreçte ülkenin namuslu insanlarına, aydınlarına, bilim adamlarına, siyasetçilerine, bürokratlarına düşen görev, F tipi yapılandırılan devlet olgusundan kaynaklanan bu manevi baskı, sindirme ve gözdağları karşısında eskilerin afifane melametdediklerimahcub kınamayı bir yana bırakmak, kral çıplakdiyebilen biraçıklıkvearıklıkiçinde olabilmektir. Çünkü bu baskı uluorta söylendiği gibimahalle baskısıdeğil, anayasa dışı bir güç olarak örgütlenen F tipi devlet baskısıdır.

Bu yaşanan mikro faşizmdeğil, makro faşizmdir. Bu baskı, bu sindirme ötekileştirmedeğil, kendinebenzeştirme, kendiyle aynileştirmedir. Görünen odur ki, birbiriyle uzlaşmaz temeller üzerinde yükselenanayasal devletleF tipi devletbir süre birlikte yaşayacak, F tipi güçlendikçe anayasal devletin yerini alacak, bir süre sonra devletHocafendinin elinde, anayasabizim elimizde, bakakalınacaktır. Tıpkı uyandığında elindeİncili bulup, topraklarını beyaz adama kaptıran Kenyalı gibi! Türkiye, bir rejim değişikliğinin alacakaranlığındadır.İnsan, kararlarını ve seçimlerini durumların alacakaranlığında vermek zorundadırder, Danimarkalı filozof Kierkegaard. Şafak söktüğünde geç kalmış olmamak için! (İbrahim TÜRKEŞ Hukukçu, Felsefeci)