'Tophaneyi çok büyütmeyin'

Başbakan Erdoğan, Tophane'de yaşanan baskını "Bir iki tane kendini bilmez, 'İşte evetin sonucu bu' diyorlar. Ben orayı sokak sokak bilirim, abartmak anlamsız. Bazıları yazıyor, 'Başbakan artık konuşmalı' diye, neyi konuşacağım?" dedi.

24 Eylül 2010 Cuma, 09:11
Abone Ol google-news

İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:

-Halk oylamasından çıkan sonuçlar ülkemizde uzun süre konuşulacak. Halk oylamasında tercihini ortaya koyan tüm vatandaşlarımızın tercihi kıymetlidir. Öncelikle demokrasimiz kazanmıştır, güç bulmuştur, demokratik siyaset kazanmıştır.

-Yeni bir anayasa yapılması, kapsamlı bir anayasa değişikliği yapılması, 12 Eylül’ün bir ürünü olan bu anayasanın değiştirilmesi konusunda çok geniş bir mutabakat vardı.

-Değişiklik için kapı kapı dolaştık. Ama bizim bu adımlarımız kimi zaman siyasetçiler kimi zaman da vesayetçi zihniyet tarafından engellenmek istendi. Siyasi parti gruplarının isteksiz tavrı karşısında biz bir taslak hazırladık.

-Gündeme getirdiğimiz taslak da yine bir çok kesimin görüşleri alınarak hazırlandı. Ancak bu çabalarımız da sonuçsuz kaldı. Adeta sulandırdılar süreci. Bazıları kapağını açmadan yorumlar yaptı, bazıları ‘gelirsiniz çay, kahve içersiniz’ dedi.

-Genel Kurul’daki müzakerelerde keşke muhalefet partileri de bu 26 maddelik paketle ilgili konuşsalardı. Gene geldiler, yine orada asla bu maddeleri konuşmadılar. Zaman geldi hakaret ettiler, farklı konuştular

-Onlar başka yerlere çekerken biz ‘ya sabır’ çektik. Tüm vekillerimizle 14 gün boyunca geceli gündüzlü çalıştık. 26 maddeden oluşan değişikliği yasalaştırdık.

-Muhalefet arkadaşlarını dahi oy kabinlerine göndermiyorlardı, arkadaşlarına güvenmiyorlardı. Demokratız dediler, demokrat olmanın önüne bariyerler oluşturdular.

-12 Eylül’de de sandıkta boykot edildi Bireysel olarak vatandaş boykot edebilir, çekimser kalabilir. Ama kalkıp da dayatmayla, tehditle boykota teşvik edersiniz bu demokrasi olmaz.

-Her geçen gün paketin içeriği anlaşılıyor. Halk oylamasını güven oylaması gibi lanse ettiler. Bunu bizzat liderler yaptı. Paketin içeriğini hiç konuşmadan, miting meydanlarında bir kampanya süreci yürüttüler. Sahada milletimizin içinde de sağduyu ile hareket ettik.

-12 Eylül’de kazanan Ak Parti olmamıştır. Kazanan 73 milyon Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmuştur.

-Kazanan Türkiye, hukuk, demokrasi, millet olmuştur. Kazanan sadece ‘evet’ diyenler değil onlarla birlikte ‘hayır’ diyenler olmuştur. Hayır diyenler gaflet içindedir demiyorum ve bu zihniyeti lanetliyorum.

-Bu zihniyet bölücüdür. Bunlar rantiye şebekeleridir. Biz milletin beklentisini karşıladıkça, doğru adımı attıkça milletimiz de bizi yalnız bırakmayacaktır.

-İl başkanları kendi illerinin sonuçlarını tek tek analiz etsinler. Eksikleri tespit etsinler. Halk oylamasından gereken dersleri çıkarmaya gayret ediyoruz.

-Biz 12 Eylül gecesi yollara dökülmedik. Gayet tevazu içinde karşıladık sonucu, şımarıklığa gerek yok.

-Tüm siyasi partileri işbirliğine davet ettik. Bazı siyasi partiler iç karartıcı söylemlere devam ettiler. Bazı kesimler ‘Karanlık bir dönem başlıyor’’ dediler

-Kararan ne var acaba? Her şey ortada. Kendi hesaplaşmalarını yapamadıkları için böyle söylüyorlardı.

-Biz ne tabanımızın sesine kulak tıkarız, ne milletimize gözümüzü yumarız. Yanlışta ısrar edenlerden olmadık, olmayacağız Türkiye’nin kutuplaştığını, kendi deyimleriyle bir karpuz gibi bölündüğünü iddia edenler sandık sonuçlarını okuyamayanlardır.

-Türkiye haritasını mavi veya kırmızı olarak boyamanın son derece isabetsiz olduğuna inanıyoruz.

-Akdeniz Bölgesi yüzde 51 hayır, yüzde 49 evet dedi. Akdeniz ya da Marmara bölgelerimize, yedi coğrafi bölgeyi ‘evetçi’ ya da ‘hayırcı’ diyerek ayırmak demokratik renk körlüğünün emaresidir.

-Asıl bölücülük halkın demokratik iradesini kategorilere ayırmaktır Yüzde 58 Türkiye sevdasıyla Türkiye aşkıyla evet derken, yüzde 42 de Türkiye aşkı ile ‘hayır’ demiştir. Evet diyenler bu ülkenin birliğini ne kadar önemsiyorsa, hayır diyenler de o kadar önemsiyordur

-Bu da Türkiye’nin demokratik olgunluğa eriştiğini göstermesi bakımından önemlidir Terörün, demokratik açılım sürecinin bir istismar aracılığına dönüştürüleceğine halk oylaması sırasında bir kez daha şahit olduk.

-Hayır diyenlerin korku ve kaygılarını anlamaya çalışmak elbette her partinin temek görevidir.

-Referandumdan sonra bir kez daha Ak Parti’nin yaşam tarzlarına müdahale edeceği korkusu yayılmak isteniyor. Biz artık bıktık bundan. 94’de belediye başkanıydım. O zamandan beri aynı kampanyalar yürütülüyor.

-8 yıl önce gazetelerde hangi başlıklar varsa bugün de tıpa tıp aynı başlıklar var. Menderes zamanında hangi başlık varsa bugün de aynı gazetelerde. Zihniyet aynı. Çıkarıyor arşivden gazeteleri aynı başlıkları atıyorlar.

-Tekamül etmiyorlar, patinaj yapıyorlar. Sivil diktatörlük gibi bir kavram olur mu? Diktatörlük sivilin işi değildir. Bunları yan yana koyanlar cahillerin ta kendisi

-Gizli ajanda, gizli gündem, mahalle baskısı gibi Ak Parti ile asla yan yana gelmeyecek kavramlar bugünlerde bir kez daha gündeme getiriliyor

-Lokal bazı olaylar gündeme getiriliyor. Referandum zamanı İnegöl’de olaylar oldu. Orayla ilgili daha net belgeler sunulacak, göreceksiniz onları. İstanbul’da lokal olaylar oldu. Bir tanesi kendini bilmez çıkıyor, ‘’İşte bu evetin sonucu’’ diyor. Bunlar bu kadar basiretsiz

-Bu olayları değerlendirirken lütfen dürüst olun. Bu lokal olayları TV’lerde şok.. şok.. şok.. diye yayınlamak, sürmanşet yapmak doğru değil. Burada emniyet kim böyle bir fiilin içindeyse gereğini yapıyor.

-Oranın çocuğuyum. Tophane’yi karış karış bilirim. Ama bu kadar işi abartmanın anlamı yok. İş Emniyet’te. Söylenecek her tarafı bu konuda daha mutedil davranmaya davet etmektir.

-8 yıl boyunca kimsenin hayat tarzına müdahale etmedik. Bundan sonra da herkesin yaşam tarzı bizim teminatımız altındadır.

-Sanat galerisi ya da eğlence yerleri sadece Tophane’de mi var. Bugüne kadar hangi sanat galerisinde böyle bir olay oldu.

-Türkiye’de mahalle baskısı yoktur. Provokasyona gelmeyiz. Türkiye’de halkı kışkırtmayı adet haline getiren odaklar var.