'Toplum mühendisliğine soyunmayın'

'Arap Baharı'nın halkların rejimlere yönelik isyanlarıyla patlak verdiğini, ABD'nin bunda etkisinin pek olmadığını belirten ABD'li uzman, Washington'ın, Arap Baharı diye adlandırılan bazı isyanları sahiplendiğine, ancak konu Bahreyn, Suudi Arabistan gibi yoğun çıkarlarının olduğu ülkeler olunca sessizleştiğine dikkati çekiyor.

24 Ekim 2012 Çarşamba, 09:34
Abone Ol google-news

ABD’li siyaset bilimci John Mearsheimer “Arap Baharı”yla birlikte bölgedeki gelişmelere atıfta bulunarak Türkiye’nin “toplum mühendisliği” yapmaktan kaçınması gerektiğini söyledi. ABD’deki etkin İsrail lobisine yönelik sert eleştirileriyle tanınan Chicago Üniversitesi öğretim üyesi Mearsheimer “Arap Baharı”nın bölgedeki güç dengeleri açısından derin etkilerine işaret ederken bu çerçevede ortaya çıkan birçok sorunun özellikle ABD ve Türkiye açısından zorluklar da yarattığına işaret etti.

Koç Üniversitesi’nin davetlisi olarak İstanbul’a gelen Mearsheimer’le “Arap Baharı”ndan İran, Suriye konusuna uzanan bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Mearsheimer, Washington-Ankara arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık bağlamında iyi olduğunu kaydederken Suriye konusunda ABD’nin krizin ilk patlak verdiği zamanki duruşundan bir adım geri çekildiği düşüncesinde. Rusya ve İran’dan gelen destekle Esad rejiminin hâlâ gücünü koruduğuna vurgu yapıyor tanınmış siyaset bilimci. Pentagon’da bile olası bir Esad sonrası dönemi için ne olacağına ilişkin net bir görüşün bulunmadığını kaydederken belirsizliğin Suriye’deki kanlı çatışmaların Türkiye dahil komşularına yayılma riski içerdiğine de işaret ediyor.

 

Söylemle uygulama farklı 

ABD’nin dış politikasında her zaman söylemle uygulama arasında farklılık olduğunu belirten Mearsheimer, Ortadoğu coğrafyasına sık sık demokrasi, özgürlük çağrıları yapan ABD’nin çıkarları için bölgedeki ülkelerde otokratik rejimlerle işbirliğine vurgu yapıyor. Örnek olarak da Mısır’da Müberek rejimine yıllarca verilen desteği gösteriyor. ABD’nin, haliyle lobisinin gücüyle İsrail’in bölgedeki çıkarlarını koruduğunu belirtiyor. “Arap Baharı”nın halkların rejimlere yönelik isyanlarıyla patlak verdiğini, ABD’nin bunda etkisinin pek olmadığı düşüncesinde. ABD’nin kimi “Arap Baharı”nı sahiplendiğini ancak konu Bahreyn, Suudi Arabistan gibi yoğun çıkarlarının olduğu ülkeler olunca sessizleştiğini hatırlatıyor. ABD’nin isterse radikal olsun, çıkarları uygunsa her yönetimle çalışabileceğini söylüyor.

İsrail’e koşulsuz desteğin faturası ağır

İsrail lobisini ABD’deki en güçlü lobi olarak değerlendiren Mearsheimer, ülkede hangi konumda olursa olsun bir siyasetçinin İsrail’i eleştirmesinin neredeyse imkânsız olduğunu belirtiyor. Mearsheimer’a göre, bu “koşulsuz” İsrail desteğinin ABD’ye faturası ise son derece ağır.

ABD tarihine bakınca dış politikanın çoğu kez kendi değil, İsrail çıkarlarına göre yön aldığını savunan Mearsheimer, Obama döneminde de bunun değişmediği görüşünde. Obama yönetiminin İsrail’deki muhatabı Netanyahu’ya yönelik kimi çıkışlarına karşı, yerleşimlerin durdurulması koşulunu bile başaramadığını kaydeden Mearsheimer, Filistin sorunu için iki devletli çözümün gerçekleşmesi konusunda ise oldukça umutsuz. “Arap Baharı”na ilişkin İsrail’in tutumunu sorduğumuzda ise yanıtı şöyle: “Mısır’dan yola çıkarsak, Mübarek ile müttefikliğini, şimdi ise Müslüman Kardeşler iktidarını düşündüğümüzde kaygılı olduğunu söyleyebiliriz. Filistin konusunda artık Mısır’da daha yüksek sesle, rahatça dile getirilen bir İsrail karşıtlığı var. Bunun yanı sıra Türkiye ile de ilişkileri Erdoğan iktidarı ile değişti.”

 

‘Eskisi gibi yakın olmaz’

Türkiye’nin Mavi Marmara saldırısı sonrasında İsrail’e yönelik tutumunu doğru olarak değerlendiren Mearsheimer, İsrail yönetiminin Ankara’nın özür şartını yerine getirmeyeceği kanısında. Ancak zaman içinde bir noktada anlaşma sağlanabileceğini fakat 90’ların sonu 2000’lerin başında sahip olunan yakın ilişkilere dönmenin zor olacağını savunuyor.

ABD’nin İsrail’e baskı yapamamasının başta yine ABD ve İsrail’e zarar verdiğini söylüyor “İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası” kitabıyla dünyada tartışma yaratan Mearsheimer. Bu çerçevede konu İran’a geliyor.

“ABD ve İsrail’den İran’a yönelik saldırı bekliyor musunuz” sorumuza ise “ABD’deki seçim öncesi İran’ı vurmazlar” yanıtı veriyor. Seçim sonrasında İsrail lobisinin İran’ı vuralım baskısının artacağından emin olduğunu da sözlerine ekliyor. İran yönetimiyle sıkı pazarlık için masaya oturmanın, diplomasinin işletilmesinin gerektiğini vurguluyor. Henüz nükleer silah yapma konusunda kesin karara varmamış olan İran yönetiminin “vururuz tehditleri” karşısında “evet silahlanmalıyız” kararına itilebileceği yönündeki kimi kaygıları paylaşıyor. Barışçıl amaçlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu zenginleştirilmiş uranyumun sıkı denetimlerle Tahran’a sağlanabileceği olasılığının masada olması gerektiğini ifade ediyor.

Türkiye “Arap Baharı” ülkelerine rol model olabilir mi sorumuza ise yanıtı şöyle: “Demokratik bir ülke olarak elbette model olabilir. Ancak bölgedeki her ülkenin farklı toplumsal, siyasi bakış açıları var. Örneğin Mısır ve Türkiye, temel anlamda birbirlerinden farklılar. Türkiye, ABD’nin uzun yıllar yaptığı gibi bölgede toplum mühendisliği yapmaktan kaçınmalı, elini çekmeli.”

Bu çerçevede Ortadoğu’nun karmaşık dengelerine vurgu yapıyor Mearsheimer ve yine Ankara’ya atfen ekliyor “Ama Suriye konusunda pek de öyle olmayacak gibi...”