"Türkiye, Avrupa'nın temelini sağlamlaştıracaktır''

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Nevzat Pakdil, ''Düşünce özgürlüğünün kökleştiği, her konunun rahatlıkla tartışılabildiği, farklı kültürlere mensup insanların kendilerini ifade edebildiği bir Türkiye, Avrupa'nın temelini sağlamlaştıracaktır'' dedi.

11 Aralık 2009 Cuma, 11:53
Abone Ol google-news

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Nevzat Pakdil, Mardin Artuklu Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde TASAM (Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi) tarafından düzenlenen ''2. Türkiye-Avrupa Forumu''nun açılışında yaptığı konuşmada, toplantının Mardin'de düzenleniyor olmasının son derece anlamlı olduğunu, farklı medeniyet, kültür ve inanç sistemlerine ait izlere kentin her köşesinde rastlamanın mümkün olduğunu belirtti.

Farklılıklara saygı duyarak bir arada yaşama kültürünün Avrupa bütünleşmesinin hedefleri ile de örtüştüğünü kaydeden Pakdil, Avrupa Birliği'nin hedefinin de daha geniş bir ölçekte demokratik değerler ve insan haklarına saygı çerçevesinde farklılıklarla bütünleşmek olduğunu bildirdi.

 

"İnsanlık kültürüne katkı"

Pakdil, Avrupa Birliği'nin özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine kurulduğunu, bunların kendi toplumunu hak ettiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmayı hedefleyen Türkiye'nin de benimsediği değerler olduğunu anlatarak, şöyle dedi:
''Dolayısıyla Türkiye bu değerlerin en iyi şekilde yaşama geçirildiğine inandığı Avrupa Birliği içerisinde yer almak istemektedir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin bazıları tarafından dile getirilen Türkiye ile tam üyelik yerine özel bir ilişki kurulması ya da imtiyazlı ortaklık statüsü tanınması önerileri Avrupa Birliği'nin ortak değerleri ile de çelişmektedir. Biz yerel kültürlerden aldığımız mirası Avrupa kültürü ile bütünleştirebilecek kültürel zenginliğe sahip topluluklardan birisiyiz. Düşünce özgürlüğünün kökleştiği, her konunun rahatlıkla tartışılabildiği, farklı kültürlere mensup insanların kendilerini ifade edebildiği bir Türkiye, Avrupa'nın temelini sağlamlaştıracaktır. Böylelikle Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşerek insanlık kültürüne de katkıda bulunabileceğine inanıyoruz. Nitekim geçmiş medeniyetimizin hüküm sürdüğü topraklarda, örneğin Balkanlarda, farklı dil, inanç ve kültürlere mensup insanlara hayat tarzlarında bir değişiklik olmaksızın hiçbir ayrım yapılmadan muamele edilmiştir.''

 

"Türkiye'nin gücünü iyi anlamak gerekmektedir"

Pakdil, Türkiye'nin, Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya arasında sahip olduğu eşsiz konumuyla sadece Avrupa Birliği'ne, Kafkaslara, Balkanlar'a, Orta Asya'ya, Ortadoğu'ya değil, tüm dünyaya da barış, istikrar ve refah getirilmesine katkıda bulunabilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi.

Türkiye'nin gerek devlet imkanlarıyla gerekse sivil toplum kuruluşları eliyle Afrika'dan Uzak Doğu'ya kadar dünyanın en ücra köşelerine ulaşabildiğini belirten Pakdil, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin gücünü çok iyi anlamak gerekmektedir. Türkiye'nin içinde veya yanında olduğu bir kuruluş çok daha işlevsel hale gelecektir. Dolayısıyla Nabucco Projesi ile enerji alanındaki rolü pekiştirilen, komşuları ile sorunlarım diyalog içinde çözümleme konusunda büyük adımlar atan, bölgesel sorunlarda aktif roller alan bir Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile küresel ve bölgesel konularda ortak yaklaşım içerisinde bulunması, Avrupa Birliği'ni de güçlendirecek ve dünya meselelerinde etkinliğim artıracaktır. Farklı inançtan, kültürleri buluşturarak, kaynaştıran ve bir arada özgürce yaşamalarını sağlayan bir uygarlığa sahip olan Türkiye bu potansiyeli ve dinamizmiyle AB'ye de büyük bir zenginlik ve güç katacaktır.
Türkiye, sadece bir aday ülke değil, aynı zamanda katılım müzakerelerine başlamış katılımcı bir ülkedir. Avrupa Birliği tam üyeliği, Türkiye için stratejik bir hedeftir. Yıllardır bir devlet politikası haline gelmiş ve bu anlayışla sürdürülmüş, üzerinde çalışılmış bir amaçtır. Bu sadece bizim bir dış politika yönelimimiz değil, aynı zamanda Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu, son derece önemli reform sürecinin de bir çerçevesini oluşturmaktadır. Biz AB'nin değerlerini evrensel ortak değerler olarak görüyoruz. Asıl amacımız, AB üyesi olmanın ötesinde, kendi insanımızın layık olduğu evrensel ortak değerler sistemine ulaşması, ekonomik refah seviyesinin artması ve gelecekten ümitli, moral değerleri yüksek bir toplum oluşturulmasıdır.''

Pakdil, son yıllarda ülkemizde Avrupa Birliği'ne tam üyelik amacına ulaşılmasına yönelik ciddi adımlar atıldığını ve bu süreç içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirerek, bütün reform çabalarında öncü rol oynadığını anlattı.

 

"Çifte standart olmamalı"

AB'nin belirli konularda çifte standart uygulamamasını isteyen Pakdil, şunları söyledi:
''Diğer ülkelere yapmış oldukları uygulamaların aynısını da Türkiye'ye yapmaları gerekmektedir. Çünkü yapılacak çifte standart ve uygulamalar bugün küçük hale gelen dünyamızda herkes tarafından izlenmektedir. Toplumların ve halkların bu husustaki değer yargıları ortaya çıkmaktadır. AB'li dostlarımızın bu konuda diğer ülkelerle münasebetlerini nasıl yürütüyorsa Türkiye ile olan münasebetlerini de aynı hukuk perspektifi içerisinde yapmaları gerekmektedir.''
 


"Mardin 'Avrupa Kültür Başkenti' olmayı hak ediyor"

 

Duruer, tarihe tanıklık eden Mardin'in Türkü, Kürdü, Arabı, Süryanisi, Yezidisi ve Müslümanı ile herkesin kardeşçe yaşadığı ve dünyaya örnek olan bir kent olduğunu bildirdi.

Mardin'in yapısıyla ''Avrupa Kültür Başkenti'' olmayı hak ettiğini, başlattıkları ''Tarihi Dönüşüm Projesi'' kapsamında sokak sağlıklaştırma çalışmalarını uyguladıklarını ifade eden Vali Duruer, tarihi mekanları beton yapılaşmadan tamamen arındırarak, yedi bin yıllık tarihi sağlığına kavuşturmayı planladıklarını söyledi.

Duruer, hedeflerinin insanların içinde yaşarken huzur bulduğu, gezerken zamanın durduğunu hissettiği, zevk aldığı, ama tarihi değerlerinden kopmadan kültürünü devam ettirdiği, gizemli bir Mardin'i yeniden canlandırmak olduğunu ifade ederek, şöyle dedi:
''Farklılıklar toplumlar için bir zayıflık değil, tam aksine bir zenginlik ve üstünlük göstergesidir. AB'nin de özellikle vurguladığı farklılıklarda birleşmek ifadesini, Türkiye ve Mardin yüzyıllar öncesinden farklılıkların zenginlik olduğu bilinciyle hayata geçirmiştir. AB için Türkiye, genç nüfusa sahip bir ülke olarak, hem bölgesel sıkıntıların çözümünde uzlaştırıcı bir güç, hem de örnek alınması gereken bir modeldir. Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Kafkaslara açılan bir köprü konumunda olan Türkiye'nin tam üyelik statüsü elde etmesi durumunda AB, farklı coğrafi, siyasi ve kültürel bölgeler ile doğrudan etkileşime geçme imkanına kavuşacaktır. Türkiye'nin üyeliği Avrupa'nın Ortadoğu, Asya ve Kafkaslar ile iletişime geçmesi için önemli bir platform oluşturacaktır. AB, bunun bilinciyle birliğini Türkiye ile taçlandıracağına inanıyorum.''

 

"AB'nin taze kana ihtiyacı var"

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Başkanı Süleyman Şensoy da dünyadaki güç sistematiğinin de batıdan doğuya doğru kaydığını, Asya'nın 21. yüzyıl için önemli bir güç merkezi olarak şekillendiğini gördüklerini belirterek, Türkiye'nin Asya, Afrika, Latin Amerika ve Karayipler'de güçlü olmasının AB için o kadar kıymetli ve önemli olduğunu söyledi.

Türkiye'nin uzun süredir dış politikada birinci sırayı AB'ye verdiğini, diğer sıralara neyi koyacağını kendi ülke menfaatleri ve tecrübelerini harmanlayarak en doğru tercihi yaptığını ifade eden Şensoy, 21. yüzyılda güç dengelerinin ağırlığı açısından bir Asya yüzyılı olacağını vurguladı.

Şensoy, küresel mali krizinin herkese çok şey öğrettiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Küresel mali kriz, bize ve Avrupa'ya çok şey öğretti. AB mali krizin etkisiyle içe kapanma yaşıyor ve bir panik var. Kriz döneminde bir süre içine kapanma normal. Bunu atlattıktan sonra gerekli politikaları daha güçlü daha dinamik bu yeni derslerden tecrübe ettirilmesinde fayda var. AB'nin Türkiye'yi de içine alan genişleme sürecinin devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. AB'nin 21. yüzyılda küresel aktör olabilmesi için Türkiye'ye şiddetle ve hayati bir şekilde ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Türkiye tabi bunu büyük bir olgunluk içerisinde söylemeye devam edecek. Ama herhangi bir olumsuzluk halinde de yine reel politik sağ duyu içerisinde Türkiye'nin alternatifi yine kendisi olacaktır.''

AB'nin geldiği noktada başarılı olduğunu düşündüğünü ancak bunun hem olumlu hem olumsuz anlamda değerlendirilebileceğine dikkati çeken Şensoy, ''Bu başarının getirdiği kriterler ve ortaya koyduğu parametreler AB açısından bir sona da neden olabilir. AB'nin bu nedenle taze kana ve yeni işbirliklerine ve güçlü inisiyatiflere ihtiyacı var'' dedi.

Açılış konuşmalarının ardından ''Küresel sorunlar ve küresel bölgesel çözümler'' konulu oturuma geçildi.