Türkiye'de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm

Prof.Dr. Zafer Toprak, “Türkiye'de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm(1098-1935)” adlı Tarih Vakfı Yurt Yayınları arasında Ocak 2015'te çıkan kitabında 20. yüzyılın ilk yarısında ülkede toplumsal dönüşümün ana eksenini oluşturan kadının özgürlük mücadelesini ve kazanımlarını belgelerle anlatıyor.

29 Ocak 2015 Perşembe, 05:55
Abone Ol google-news
 
Tarih Vakfı kurucuları arasında yer alan tarih bilimci Zafer Toprak özgün kaynaklardan yola çıkan bu kitapta son otuz yılda toplumsal cinsiyet alanında yazdığı, değişik kaynaklarda, birçoğu “Tarih ve Toplum”da ve “Toplumsal Tarih” te yayımlanmış yirmi üç makalesini yeniden gözden geçirerek, dilini düzelterek, dipnotlarını tamamlayarak, gerekli gördüğü yerlere eklemelerde bulunarak derlemiş. Toprak önsözünde şu açıklamayı da yapıyor; “Dergilerin kısıtlı alanlarında yer veremediğim ve okurların ulaşmakta zorluk çekebileceğini düşündüğüm belge niteliği taşıyan yazılara yer verdim”.
 
Toprak, geçmişte kadının "aile"nin bir parçası olduğunu ayrı bir kimliği olmadığını hatırlatarak,”1908 Jön Türk Devrimi'yle birlikte özgürlükten eşitliğe, uluslaşmadan laikliğe, gündemdeki tüm temel dönüşümler bir anlamda kadına odaklanmıştı. Meşrutiyet söylemiyle kadın bireyselleşiyor, bedenini algılıyor, kendine özgü kimlik kazanıyordu” tespitini dile getiriyor.
 
Balkan Harbi ardından Cihan Harbi’nde olduğu gibi savaşların kadını daha bir görünür kıldığını “Yoksulluk ile özgürlük atbaşı gitti” sözleriyle betimleyen Toprak, “Erkek kol ve kafa gücünün cepheye sevki kadına yeni iş alanları açtı. Böylece fikir tabanlı feminist yapılanmanın ardından savaşın neden olduğu toplumsal çöküntü geleneksel iş bölümünü sorgulatmış oluyordu” ifadesiyle kadının geçim derdine düşmesi ile özgürleşmesi arasındaki alt yapının önemli rolünü düşündürüyor.

Cumhuriyet’in son kertede biyolojik kimliğini koruyarak kadına yurttaş kimliği kazandırdığını ileri süren Toprak, “Özel alanda laikliğe yönelik ilk atılımlar Meşrutiyet y›llarında gözlendi. 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi, Medenî Kanun’un habercisiydi.  Cumhuriyet, geleneksel hiyerarşileri alt üst ederken özel yaşam alanı da köklü sarsıntılar geçirdi.” diyerek Cumhuriyet ile hiç olmazsa yasalar önünde kadına eşit statü sağlanabildiğini kabul edildiği dönemde Medenî Kanun’nun bu açıdan Cumhuriyet’i taçlandıran bir yasa olduğunu, devrimlerin ve laik Cumhuriyet’in belkemiğini oluşturduğunu belirtiyor. 
Toprak önsözde özetlediği gibi kitabı, “Kadının 1930'lu yıllarda seçme-seçilme hakkını elde edişi dış dünyada yankı uyandırmakta gecikmedi. Nitekim 1935 Uluslararası Kadınlar Kongresi'nin Türkiye'de toplanmasının temel gerekçesi buydu. Ancak Anglosakson çevrelerin etkin olduğu kongre Ankara'yı kaygılandırmış, vurgulanan barış söylemi Almanya ve İtalya karşısında iktidarı güç durumda bırakmıştı. Bundan böyle Türkiye'de ilk feminist dalga son buluyor, kadın hareketi otuz yıllık bir uykuya yatıyordu.” tespitiyle noktalıyor.
 
Araştırmacılar ve konuyu tarihsel bağlamda kavramak isteyen meraklılar için önemli bir kaynak oluşturan geniş kapsamlı kitap, Sabiha Zekeriya(Sertel)’in 1919’da yazdığı “Kadınlık Sahifesi: Kadınlar ve İntihâb” makalesinden alıntıyla başlayıp, gene Sabiha  Zekeriya’nın 1928’te yazdığı “Bizde Feminizm Bir İİim Olarak Var Mıdır?” başlıklı yazıyla bitiyor.  Sabiha Zekeriya yazısını sorusunun cevabını bulmak için izlenecek yolu işaret ederek şöyle bitiriyor, 
“Türk feminizminin fikir adamlarından beklediği, kadını kitap ve nazariyelede münakaşa değil, hayatta tetkik etmektir. Ancak bu tetkikler Türk feminizmine ilmî bir cereyan verecektir.”
 
 

Kitap sadece bu makaleye yer verdiği için bile kıymetli. Belli ki, Zafer Toprak araştırmalarında Sabiha Zekeriya Sertel’in tespit ve görüşlerinin isabetini, uyuyanlardan olmadığını görmüş.