'Türkiye’de yolsuzluk çok fazla'

Türkiye’deki yolsuzluğa dikkat çeken Profesör Acemoğlu, Rusya’da olduğu gibi sermaye krizinin patlayabileceğini vurguladı. Acemoğlu, “Türkiye’de çok belirsizlik var. Türkiye’de yolsuzluk çok fazla. Yabancı sermaye şimdilik tepkisiz. Ama bir anda birdenbire patlayabilir” dedi.

29 Kasım 2014 Cumartesi, 05:00
Abone Ol google-news

Dünyanın en çok alıntı yapılan 10 ekonomistinden biri olarak gösterilen Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) İktisat Profesörü Daron Acemoğlu ile Türkiye ekonomisinin geleceği, yolsuzluklar, 17 Aralık süreci ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ilgili tartışmalar üzerine konuştuk. Acemoğlu, Türkiye ekonomisinde reformlar acilen hayata geçirilmediği sürece geleceği karanlık görüyor.

Sayılı ekonomistlerinden biri olarak küresel ekonomideki sorunlara ışık tutan çalışmalarınız var ancak Türkiye üzerine herhangi bir çalışmanız yok. ABD’de yaşayan bir iktisatçı olarak Türkiye ile ilgili verilere ulaşmada zorlanıyor musunuz?

Türkiye ile igili herhangi bir çalışmam yok evet. Türkiye’de verilere ulaşmak çok zor. Uzun zaman Türkiye’de hiç veri yoktu. Biraz iyileşmeye başladı. Ama başka ülkelerle kıyasladığımız zaman veriler halen Türkiye’de yeterince açık değil. Ve bunu ne kadar açık yaparsak hem araştırma için daha iyi, hem de aslında politikacılara, bürokratların üzerine bir denetim olarak iyi. Örneğin ihalelerin sonuçlarının çok daha açık bir şekilde gösterilmesi, devletin-hükümetin harcadığı paraların verdiği teşviklerin nerelere gittiği, bunların bilinmesi hem akademik araştırma için daha iyi hem de halkın bilmesi, medyanın bilmesi için daha iyi.

Türkiye gelir adaletsizliğinde OECD ülkeleri içinde 3. sırada, siyasi iktidarın gelir eşitsizliğinin artmasındaki rolü nedir? Neler yapılmalı?

Siyasi adaletin aslında gelir adaletsizliği üzerindeki etkileri çok daha karışık. Bizim bulgularımız şunu söylüyor: Demokrasinin büyümeye çok net bir etkisi var. Ama genelde gelir adaletsizliğini azaltmıyor. Bunun üç nedeni var: Birincisi bazen demokrasi oluyor yani seçimlere giriliyor ama pek bir şey değişmiyor. İkinci neden çok daha önemli bir neden: Demokrasi genelde orta kesimin yani orta sınıfların siyasi gücünü artırıyor ve bunun getirdiği harcamalar bazen eşitsizliği azaltmak yerine artırabilir de. Çünkü büyük bir harcama var ama bu harcamaların çoğu fakir insanlara gitmiyor. 1980’lerin 70’lerin Türkiyesi’ne bakarsanız gecekondu mahallelerinde kimse yatırımda bulunmuyor, gecekondu mahallelerine kimse eğitim, sağlık, sigorta götürmüyor. Üçüncüsü ise bence en enteresanı, demokrasi genelde bir açılım da getiriyor ve bu açılım da çoğu zaman yeni teknolojiler, yeni firmalar ve dinamizmi getiriyor. Bu da aslında eşitsizliğe pozitif etkide bulunuyor. Bunun en iyi örneği Güney Afrika. Güney Afrika 1994’te dünyanın en eşitsiz sistemi olan apartheid sistemini bitirdi. Ancak eşitsizlik çok arttı ondan beri. Niye arttı? Çünkü yüzde 80’nin üstündeki zenci nüfus 1994’ten önce ne mühendis, ne kalifiye eleman, ne de bürokrat olabilirdi. Birçok insan yeni işler kurmaya başladı ve bu da eşitsizliği artırmaya başladı. Eşitsizlik birçok insanı fakirlikten zenginliğe götürüyorsa, fırsat eşitliğiyle beraber geliyorsa çok da kötü bir şey olmayabilir. Ancak Türkiye’de fırsat eşitliği yok.

Yolsuzlukla ilgili tartışmalar de devam ediyor. En son TÜSİAD anketinde yolsuzlukların iş yapma maliyetlerini yüzde 10 artırdığına ve toplam GSYH’nin yüzde 5’ini oluşturduğuna dikkat çekti. Yolsuzlukların uluslararası iş süreçlerini etkilediği düşünülürse bunlar Türkiye’yi gelecekte nasıl etkileyecektir?

Birçok nedenden dolayı dış sermaye kaçabilir Türkiye’den. Türkiye’de çok belirsizlik var, ne olacağı belli değil. Türkiye’de cari açık çok fazla, siyasi riskler yüksek. Türkiye’de yolsuzluk çok fazla şu ana kadar bir şey olmadı niye olmadı çünkü likidite çok olduğu sürece yabancı sermaye korkmuyor. Rusya’dan bile korkmuyorlardı bir sene öncesine kadar. Rusya’dan korkmayanlar Türkiye’den de korkmuyor. Ama bir anda birdenbire patlayabilir Rusya’da bunu gördük.

Kredi derecelendirme kuruluşları ve uluslararası örgütlerin Türkiye’nin kırılganlıklarıyla ilgili uyarıları da sürüyor. Size göre Türkiye ekonomisi için gelecek dönemde en büyük risk nedir?

Bence en büyük risk olduğu gibi devam etmemiz. Birçok potansiyel var, yapısal reformlar var, yapılacak şeyler var en büyük risk olduğumuz gibi devam edip yüzde 3’te büyümemiz belki bu risk bir krize girip kendimizi toparlamamızdan bile daha fazla düşünün ki 2001 krizine girmeseydik belki 1998-99 yıllarındaki gibi devam ediyorduk. Tabi ki ideal bir dünyada krize gerek olmaz. Bir toplum olarak sivil toplum olarak politikacılar olarak daha doğru kararlar alırız ama eğer olduğu gibi devam ediyorsak yapısal reformları yapmıyorsak az önce konuştuğumuz şekillerde kendimizi yenilemiyorsak belki en kötüsü o olur.

Biliyorsunuz, Merkez Bankası, BDDK gibi kurumların bağımsızlığı son dönemde tartışmalı hale geldi. Türkiye’de kurumların bağımsız olduğunu düşünüyor musunuz?

Kurumlarda bağımsızlık hiç yok. Örneğin YÖK amblematik. YÖK’ün bağımsızlığı var mı? Bazı kurumlar daha bağımsız. Merkez Bankası biraz daha bağımsız ama daha da bağımsız olması lazım. Hiçbir zaman hükümetin çıkıp da yok para politikası şu olsun bu olsun diyememesi lazım. Aynı şey BDDK için de geçerli. Bunların teknokratik olarak devlet kontrolünün dışında olması lazım. Türkiye’nin devlet kontrolünü büyüttüğü sürece modern büyümeye gelemeyeceğini düşünüyorum. Eğitimde kaliteyi artırmamız lazım. Üniversitelerde devlet kontrolü, YÖK olmamalı.

New York Times, Financial Times gibi dünyanın önde gelen gazeteleri Cumhurbaşkanı Erdoğan için Putin benzetmesi yapıyor. Sizce Erdoğan gelecekte bir Putin olabilir mi?

Umarım olmaz ama geleceği bilmiyoruz tabi ki. Türkiye’deki sivil toplumun medyanın daha kuvvetli olduğunu düşünüyorum. Yani önemli olan bir lider olur mu olmaz mı değil toplum buna izin verir mi diye düşünmemiz lazım. Çok kuvvetli bir cumhurbaşkanı yaratırsak bu kapsayıcı değil dışlayıcı bir büyüme olur.

OVP gerçekçi değil

Hükümetin Orta Vadeli Planı’na göre bu yıl yüzde 3.3 büyüme bekleniyor. Bu gerçekçi mi?

Türkiye zaten kırılgan bir ekonomi ve yüzde 3, yüzde 3.5 düzeyindeki büyüme Türkiye için yeterli değil. Türkiye ekonomisi hâlâ çok genç ve hâlâ nüfusu çok fazla. Ekonominin daha fazla büyümesi gerek. Üstelik teknolojik olarak çok geride, hâlâ üretkenliği birçok sektörde çok düşük. 15 yıl sonra büyümek daha da zorlaşacak. Önümüzdeki 15 yılı Türkiye’nin etkin kullanmısı lazım. Ama bunu yapabilecek cesaret bu iktidarda yok. Çünkü bunun için çok daha fazla ekonomik ve siyasi reform yapması lazım. Belirsizliği azaltması, yatırımcı için uygun ortam yaratması lazım. Örrneğin Türk yargı sistemi Avrupa’nın en bozuk sistemi. Yeni iş kurmak kâğıt üzerinde bile en kötü, bürokrasi sorunlu. Avrupa’da bize en yakın Yunanistan, Portekiz, İspanya ama bizdeki belirsizlik, yolsuzluk, zorluklar onlarda yok.

 

17 Aralık sonrası gelinen nokta savaş

2014 yılı başında bir röportajınızda “Gülen Cemaati–AK Parti çatışmasından bir temizlenme çıkabilir’ demiştiniz. Bugün 17 Aralık dosyasının üzeri tamamen örtülmek isteniyor. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Temizliğe yol açmadı ne yazık ki. Sağlıklı bir bürokrasi kendini dışarıya açan bir bürokrasidir. İdeolojik olarak değil de verimli olarak çalışan, taleplere esnek şekilde yanıt veren bürokrasidir. Türkiye’de bürokraside daha önce de sorun vardı: Askerin yerini başka yapılar aldı cemaat, hizmet... Modern bürokrasi olarak varlık gösterebilmesi için meritokratik gelişmesi lazım. Bürokrasinin içinde herhangi başka bir yapı olursa; askeri olsun, kemalist olsun, cemaat olsun, AKP olsun her zaman kötü olur...

17 Aralık sonrası gelinen nokta ise bürokrasiyi temizlemek değil savaş oldu. Problemleri çözmek yerine problemleri kapatan bir yapı oluştu. Ayrılma bir dinamik getirir belki diye ummuştum, ama olmadı.

Türkiye’de kalkınmanın önündeki en büyük üç engeli sıralar mısınız?

Birinci “devlet” derim. Türk ekonomisi Osmanlı’dan beri devlete bağımlı bir ekonomi. Böyle olduğu sürece gerçek üretkenlik artışını yakalayamaz. ABD’nin en başarılı şirketleri Facebook, Twitter, nanoteknoloji şirketleri, bunlardan hangileri gidip ilk iş olarak Amerikan Başkanı ya da milletvekilleriyle konuştu sizce? Hiçbiri! Türkiye’de ise bakkal açmaya kalktığın zaman bile bir politikacı ile görüşmeye, işini hallettirmeye çalışırsın.

İkinci engel bana göre insan kaynağının yeterince iyi olmaması. Daha yetenekli, daha iyi eğitimli bir işgücüne ihtiyaç var. Bu konuda adımlar yetersiz.

Üçüncü sorun ise yenilikçiliğe odaklanılmaması. Türkiye’nin daha fazla teknoloji üretmesi lazım. Biz Çin düzeyindeyiz. Çin yenilikçilik olmadan büyüyemezse biz hiç büyüyemeyiz; çünkü bizim iş gücümüz daha yüksek ücretli.