Vitrindekiler...

Vitrindekiler bu hafta edebiyat, inceleme, yakın tarih, günce, felsefe türünde kitaplardan yetkin bir seçki daha sunuyor.

22 Mayıs 2021 Cumartesi, 00:06
Abone Ol google-news

Mor Külhani Besteci Cengiz Tanç / Şefik Kahramankaptan / Cumhuriyet Kitapları / 224 s.

Cengiz Tanç (1955-1997), Cumhuriyet dönemi müzik tarihimizde yaptığı hizmetler ve besteleriyle önemli bir yeri olan, özgün tarzıyla yenilikçi müziğin kapılarını açan öncü bestecimizden biridir. Tanç’ın yaşam öyküsü, 2. Dünya Savaşı öncesi Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal durumuna, eğitim yaşamına, 1956’da kurulan ilk konservatuvarın eğitim ve sosyal ortamına da ışık tutmaktadır. Şefik Kahramankaptan’ın bir roman biçeminde kaleme aldığı kitapta, Muammer Sun ve ilhan Baran’la birlikte Adnan Saygun’un mezun ettiği ilk üç öğrenciden biri olan Cengiz Tanç’ın konservatuvarda, TRT’de, operada görevli olduğu dönemde yaşadıkları, 12 Mart’ta başına gelenler, Devlet Sanatçılığı konusunda koyduğu tavır, yurt dışında elde ettiği başarılar, Türk kültürü ve müziği hakkındaki görüşleri, bilinen ve bilinmeyen tüm yapıtları, hakkındaki anlatı ve değerlendirmeler yer alıyor.

Aşkın Suçları / Marquis de Sade / Çev.: Cemal Süreya / Can Yay. / 136 s.

Aşkın Suçları, Hıristiyan geleneklerine, tabulara ve yasaklara yazdıklarıyla ve yaşam biçimiyle savaş açan ve yaşamının yaklaşık otuz yılını hapishanede, on yılından fazlasını akıl hastanesinde geçiren Sade’nin on bir öyküyü kapsayan eserinin üç öyküsünden oluşuyor. Ahlakın belirleyicisi olarak etik değerler yerine içgüdüler konulduğunda neler olabileceğini anlattığı bu derlemesi, Lamartine’in, Baudelaire’in, Swinburne’ün, Lautréamont’un, Nietzsche’nin, Puşkin’in, Dostoyevski’nin, Kafka’nın, Apollinaire’in başucu kitaplarından biriydi. Sade’ın bu üç öyküsü Cemal Süreya’nın çevirisiyle sunuluyor.

Cola di Rienzi / Friedrich Engels / Çev.: Tevfik Turan / Kırmızı Kedi Yay. / 72 s.

Engels’in tahminen 1840-41 yıllarında, 20 yaşındayken, operada oynanması için yazdığı Cola di Rienzi adlı bir librettosu olduğunu ancak 1974’te metin gün yüzüne çıkınca öğrenilebildi. Bu metinde Engels’in edebiyatçı yönünün yanı sıra; Cola di Rienzi ya da Rienzo’nun, 1347’de Roma’da halkın desteğini arkasına alarak soylulara karşı bir devrim gerçekleştiren ve çok geçmeden suikaste kurban giden, kimilerine göre Rönesans’ın kurucusu sayılabilecek, kimilerine göre ise Garibaldi’nin selefi hatta ve hatta “protofaşist” ilan edilebilecek tarihsel bir şahsiyetin, Petrarca’nın da yakın dostu olan güçlü bir hatibin o dönem nasıl yankı bulduğu sezinlenir.

Malta Sürgünlüğünden Gözümün Nurlarına Mektuplar / Ahmet Ağaoğlu / Türkiye İş Bankası Kültür Yay. / 296 s.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İttihat ve Terakki’nin önde gelen asker, siyasetçi ve fikir insanları İngilizlerin isteği üzerine İstanbul Hükümeti’nce tutuklanır ve bir süre sonra İngilizlere teslim edilerek 1919’da Malta Adası’na sürgüne gönderilir. 28 Mayıs gecesi İstanbul’dan Malta’ya yola çıkan Princess Ena gemisindeki 78 sürgünden birisi de Ahmet Ağaoğlu’dur. Azerbaycan’ın bağımsızlığının tanınması için Paris Barış Konferansı’na gidecek heyette yer alan Ağaoğlu, heyetle birlikte Bakü’den İstanbul’a geldikten iki ay sonra, 15 Mart’ta tutuklanıp Bekirağa Bölüğü’ne götürülür. 30 Nisan 1921’e kadar süren sürgün yaşamı Mondros’ta başlayıp Malta Adası’nda devam eder. Sürgünde geçen iki yıl boyunca ailesine mektuplarında "nûr-i didelerim" diye seslendiği eşine, çocuklarına ve dostlarına hasretini dile getirir. Mektupların değişmeyen bir konusu da memlekete olan inancıdır. Ağaoğlu’nun Malta’daki diğer sürgünlerle yaşadıklarından manzaralar da çizdiği mektupları ilk kez yayımlanıyor.

Tarihçilikte Disiplinlerarasılık: Fırsat mı Sınırlılık mı? / Kolektif / Yeni İnsan Yay. / 192 s.

Çoklu düşünme pratikleri oluşturma yolunda farklı disiplinlerin yardımı ile çoklu analiz metotlarını geliştirecek yolları düşünmek, tarihsel bir problematiği araştırmanın ön koşullarından biridir. Tarihçilikte Disiplinlerarasılık: Fırsat mı, Sınırlılık mı? da bu bağlamda tarihçilikte disiplinlerarasılığın, “neden” ve “nasıl”ını tartışıyor. Alman Tarih Okulu, Fransız Annales Okulu, Bölge Çalışmaları, Karşılaştırmalı Tarih, Global Tarih gibi ana yaklaşımların da tartışıldığı bu kitap Türkiye’deki tarih yazımının zenginleşmesine yetkin bir katkı niteliğinde.

Metnin Sesi / Mehmet Rifat / Yapı Kredi Yay. / 248 s.

Mehmet Rifat, Metnin Sesi’nde okurları Marcel Proust’tan Michel Butor’a, Orhan Pamuk’tan Selim İleri’ye, Necip Fazıl Kısakürek’ten Ahmet Muhip Dıranas’a ve Ece Ayhan’a, Tahsin Yücel’den “Kırmızı Başlıklı Kız”a, Bilge Karasu’dan Hüseyin Cöntürk’e götürürken onları önemli ve farklı metinlerin sesleri arasında sürükleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Metnin Sesi, çözümleyici-yorumlayıcı eleştiri anlayışının hem kuramsal-yöntemsel temellerini gözden geçiriyor, hem de romana, şiire, öyküye, masala, denemeye, eleştiriye yönelik anlamlandırmaları bir araya getiriyor. Alımlanmayı bekleyen metinlerin düzeneklerini harekete geçiriyor.

Kalfa Uykusu / Mustafa Çiftçi / İletişim Yay. / 188 s.

Memlekette yaşanan trajikomik durumlar, gündelik yaşamı kolaylaştıracak tavsiyeler, zamana yenilen zanaatlar, çağa ayak uydurma telaşı, çocukluk, taşra, anne sevgisi, edebiyat, sinema, popüler kültür ve daha nice konu üzerine yazılmış renkli metinler... Kalfa Uykusu, Çiftçi’nin gözlemlerini, deneyimlerini okuruyla tatlı bir sohbet havasında paylaştığı yazılarından oluşuyor.

Ayrılığın İlk Günü / Aslı Perker / Epsilon Yay. / 184 s.

Aslı Perker, yeni romanında âşık olduğu adamdan ayrılmış bir kadının ilk gününü saat saat, ustalıkla anlatıyor. Hüzünle kara mizahı, kadınlığın içsesiyle aşkın evrensel sancılarını buluşturan Ayrılığın İlk Günü, içsesinin rehberliğinde büyük bir macerayı göğüsleyen; kalbin derinliklerine, geçmişe, kadınlığa ve yalnızlık korkusuna doğru, tehlikeli bir yolculuk. Aşka dair büyük bir hesaplaşma.

Bir Hatıra-i Pejmürde (Bir Perişanın Hatıraları) / Salime Servet Seyfi / Çev.: Merve Köken / Karakarga Yay. / 88 s.

Bir Hatıra-i Pejmürde (Bir Perişanın Hatıraları), olaylara kadın tarafından bakan ilk günlük-roman örneği. Yazarı kadın, baş karakteri kadın, meselesi kadın... Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, II. Meşrutiyet’in oluşturduğu atmosferde ilk kez çocuk yaşta evlilik, esirlik, annelik ve dönemin sosyal statüleri gibi kavramlara değinen; başrole genç bir kadını koyan ve tüm bu konuları iç burkan bir anlatıyla okuyucuyla buluşturan bir yapıt. Edebiyat tarihimizin unutulmuş isimlerinden Salime Servet Seyfi’nin döneminin çok ötesinde bir romanı.

Bir Günahkâr Geceden Sonra - Muhaberat-ı Hakikiye / Sadiye Vefik / Koç Üniv. Yay. / 240 s.

Bir Günahkâr Geceden Sonra ve Muhaberat-ı Hakikiye’de özellikle kadınlar arası dostluk ve dayanışma ele alınır ve bu dostluğun kadınları güçlendirebileceği gibi, aksinin kadınların felaketine yol açabileceği anlatılır. Sadiye Vefik, bu arkadaşlığı, sırdaşlığı, kadınların birbirini yargılamadan dinleme ihtiyacını mektup roman biçiminde okurlara sunuyor. 1913’te kitap olarak basılan Muhaberat-ı Hakikiye’nin ve 1922’de Yeni Şark gazetesinde tefrika edilen Bir Günahkâr Geceden Sonra’nın bir arada yayımlanmasıyla Türk edebiyatının unutulan bir kadın yazarı daha gün yüzüne çıkarılıyor.

Şehrin Kitabı / Cahit Koytak / Zeytinburnu Kültür Sanat Yay. / 400 s.

Şair Cahit Koytak’ın yedi bölümden oluşan kitabında şairin farklı zamanlarda yazılan, sevgi, umut, inanç ve varoluş temalarıyla yalın bir dilde bileşen yaklaşık 200 şiiri yer alıyor. Şairliğinin yanı sıra İngilizce ve Fransızcadan çevirileri de bulunan Koytak, 1988’de Türkiye Yazarlar Birliği’nce “Yılın Mütercimi” seçildi. 2016’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca Kültür ve Sanat Özel Ödülleri’nde Şiir ve Çeviri dalında ödüle değer görüldü.

Bir Haremağasının Hatıraları / Suat Derviş / İthaki Yay. / 304 s.

“Siyah istanbulin ve kırmızı fes giyen haremağaları canlı mahluklardan ziyade birer heyulayı hatırlatıyorlardı.”

Bir Haremağasının Hatıraları, 2. Abdülhamit saltanatının son birkaç yılı içerisinde Yıldız Sarayı’nda geçen ve bu dönemi Hayrettin adlı bir haremağasının gözünden tüm ayrıntılarıyla anlatan bir tarihi roman. Ancak Suat Derviş sadece hareme ait bilinmeyenleri, saray entrikalarını anlatırken değil, hadım edilen, köleleştirilen bir erkeğin psikolojisini tasvir ederken de ustalığını gösteriyor. Serdar Soydan’ın sonsözüyle…