Yazarlarımız 2020’yi yorumluyor

Gazetemiz yazarları, uzman oldukları konularda 2020’ye damga vuran olayları ve 2021’den beklentilerini kaleme aldı..

31 Aralık 2020 Perşembe, 06:00
Abone Ol google-news

SİYASET

IŞIK KANSU

Yeniden, kardeşçe...

Recep Tayyip Erdoğan’ın “İslam medeniyeti”ne ulaşmak için “demokrasi bir amaç değil, araçtır” sözü, AKP’nin iktidara geldiğinden bu yana uyguladığı siyasetin dayanak noktası oldu:

1. aşama: ABD’ye yanaşarak (Irak tezkeresini anımsayın) iktidarını sağlama alma, ardından Avrupa Birliği’ni kullanarak içeride “vesayet” saydığı ayak bağlarından kurtulma çabası. 

2. aşama: Casusluk cemaati ile kurulan koalisyon ortaklığı üzerinden anayasa değişikliği, sonrasında uyduruk davalar aracılığıyla laik, ulusal ordunun tasfiyesi. 

3. aşama: Mühürsüz oylarla Cumhuriyet rejiminin meşruti monarşi bulamacına çevrilmesi.

“Araç” kullanılarak bugüne değin demokrasinin üç sacayağının ikisi ele geçirilmiştir. Yasama ve yürütme erkleri, tümüyle Saray’ın denetimindedir.

Son aşama, epeydir üzerinde çalışılan yargıya sahiplik etmek, kendi hukukunu (şeriat) oluşturmaktır.

İşte “İhvan”cı devletin kurgulanması evresi açısından 2020’deki en önemli gelişme, yargı kararlarının, dolayısıyla laik, çağdaş ulusal ve uluslararası hukukun tanınmaması evresine gelinmesidir.

Bu durum, AKP’nin kırmızı elmasındaki (İslam medeniyeti) son aşamadır.

Peki, siyasi gelecek konusunda öngörü nedir?

AKP, körlemesine bir an önce hedefine ulaşmak istiyor. “Kindar nesil”lerle demokratik, laik Cumhuriyeti kemirme tasarımında epey başarı da sağladı.

Ancak yanıldıkları iki nokta var: İnsan unsuru ve yaşanan zaman.

Aydınlanma yaşamış, özgürlüğün ve demokrasinin yararlarını, tadını almış bir toplumu çağ geri etmek olası değildir.

Özgürlükçü bir dünyada, hele de ölüm korkusu ve yasaklarla donanmış bir salgını atlattıktan sonra özgürlüğüne daha da düşkün olacak bir dünyada hot zot bir yönetimi sürdürme ortamı yürütülemez olacaktır.

Donanımlı, akla dayanan (dogmaları reddeden), içtenlikle demokratik davranabilen, eşitlikçi, adaletli ve hiç kuşkusuz Cumhuriyet devriminin kazanımlarını özümsemiş bir muhalefet hareketi, Türkiye’yi yeniden kardeşçe yaşanabilecek bir ülke yapabilir.

****************************************************************************************************************************************************************************

ADALET

BARIŞ TERKOĞLU

Nasıl geçti koca yıl

Size bu satırları yazdığım yer 2020 yılının nasıl geçtiği hakkında fikir veriyor. Biraz önce Cendere kitabım sebep gösterilerek yaklaşık 100 yılı aşan hapis talebine karşı adliyede savunma yaptım. Geçen yılın üçte birini, 4 ayı, tecrit altında tutuklu geçiren, sonra da beraat eden biri olarak elbette buna şaşırmıyorum.

Ama hatırlatmakta fayda var...

2020 yılında servet sahipleri, meblağını ödeyerek suçlarının kefaretinden kurtulabildi. Geçen yıl yargı, FETÖ’nün boşluğunu dolduran tarikatların, cemaatlerin, hiziplerin parsellemeleriyle anılır oldu. Yargı içindeki gruplar, dayandıkları güçle bakanlarla bile kavga eder oldu. Adalet ile hukuk düzeni birbirinden uzaklaştı. Mafyatik yapılar kendisine sistemde yer tuttu. Beğenilmeyen yargı kararları dinlenmedi. İstendiğinde peşin ceza için hukuk uyduruldu. Herkes terörist, herkes suçlu, herkes düşman sayılırken suçu üretenler bir telefonla kaçıp kurtuldu. Peşin hükümlere iddianame yazılırken davalar adamına göre bulundu.

Nasıl geçti?

Yetmez mi!

UMUT VAR MI?

2021 mi?

Biliyorum, her şeyin kötü gideceğine inananlar çok. Ama unutmayın, biz nasılsak yargı da öyle. Bir trende koşarak ters yöne gidilmiyor. Yargı aslında toplumsal kavgaların, düzensizliklerin, adaletsizliklerin aynası.

Emin olun, üzerindeki cüppeyi kiralayan bir grup tetikçiyi bir kenara koyduğunuzda adalet arayan hâkimler ve savcılar halen çoğunlukta. Hukuksuzluğu bir düzen olarak sürdürmek isteyenler onları hep sinir merkezlerine yerleştiriyor. En kritik kararları onlara aldırıyor. Görünenler de hep onların kararları oluyor. Zira suyun içindeki çamuru onlar yaratıyor.

Türkiye kendisini arındırabilirse, sistemini eşit bir paylaşımla yeniden kurabilirse, hürriyetini kendi ellerine alabilirse, imtiyazları reddeden bir toplum olabilirse, “yeniden adalet” uzak bir hülya değil. Yeter ki adaleti saraylarda değil toplumun bağrında kurmaya çalışalım.

2020 bizim gibi geçmişti. Kısacası 2021 de bizim gibi geçecek.

****************************************************************************************************************************************************************************

DÜNYA

ERGİN YILDIZOĞLU

Küresel saflaşma ve toplumsal hareketler

2020 yılına damgasını vuran olayların başında, hiç şüphesiz Covid-19 pandemi krizi geliyor. İkincisi Amerika’nın başkanlık seçimleridir. Üçüncü önemli gelişme de Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesinde Arap ülkeleriyle İsrail arasında başlayan yeni yakınlaşma sürecidir.

Covid-19 krizi Çin’de patlak verdi ama tam anlamıyla küresel çapta yaşanıyor. Bu sağlık krizi, egemen ekonomik modeli korumaya çalışmanın insani maliyetini gözler önüne serdi. Ekonomik hayat yavaşlayınca havanın temizlenmeye başlaması, egemen ekonomik modelin ve yaşam tarzının artık sürdürülemez olduğunu söylüyordu.

ABD’NIN SEÇİMİ...

ABD başkanlık seçimleri, öncesindeki kampanya sürecinde “yalan haber”, ırkçı aşırı sağcı komplo teorileri, polis cinayetleri ve “Siyah Yaşamlar Önemlidir” direnişi siyasi iklimi belirledi. Başkan Trump, tüm dikkatini taraftarlarını harekete geçirmeye odaklarken Covid-19 krizi denetimden çıktı. Seçim sonuçları belli olduktan sonra Trump’ın yasal itirazlardan “gizli yetkilerini kullanarak olağanüstü hal ilan etme tartışmalarına kadar” uzanan, seçimleri iptal ettirerek başkanlıkta kalma çabaları liberal demokrasinin derin krizini sergiliyordu.

Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini resmileştirmeye başlaması, bölgede yeni bir dönemin başlamakta olduğuna işaret etti. Bu yeni dönemde İran rejimine karşı Mısır ve Suudi Arabistan’ı da içeren bir Arap-İsrail blokunun şekillendiği, AKP Türkiyesi’nin manevra alanının daraldığı, eğer Katar-Suudi Arabistan yakınlaşması gerçekleşirse daha da daralacağı söylenebilir.

Bu üç önemli olayın ekonomik, siyasi hatta kültürel sonuçlarını, 2021 boyunca, Covid-19 aşısının, ABD’de Biden yönetiminin Çin karşıtı bir “demokrasiler bloku” kurma çabalarının, İran’la yapılmış nükleer anlaşmaya geri dönmek için ileri süreceği şartların yaratacağı ortam içinde yaşayacağız. Biden’ın yönetimi, “demokrasiler ittifakı” kurma projesinde ısrar ederse hem Rusya ve Çin yakınlaşması derinleşerek küresel çapta, diğer ülkeleri taraf olmaya zorlayan bir “bloklaşmaya” yol açabilir hem de bir NATO üyesi ve AB üyesi adayı olarak AKP Türkiyesi’nin yönetici seçkinlerinin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz projeleri hiç beklemedikleri biçimler sergileyerek dejenere olmaya başlayabilir.

YENİ NORMAL

Eğer Covid-19 mutasyona devam eder, aşılar yetersiz kalırsa kapitalizm tarihinin en derin ekonomik krizine tanık olabiliriz. Bu krizden beslenecek sağ ve / veya sol bir toplumsal öfke dalgası, siyasi iklimi öngörülemeyecek yönlerde yeniden şekillendirmeye başlayabilir. Yeni “normal” virüs salgınının 2021’e sarkan etkileri, küresel çapta jeopolitik saflaşma ve toplumsal hareketlerin basıncı altına şekillenecek.

****************************************************************************************************************************************************************************

HAYVAN HAKLARI/ÇEVRE

ZÜLAL KALKANDELEN

Zulümsüz yaşam hakkı için...

2020, yaşadığımız gezegende iklim krizinin etkilerinin fazlasıyla hissedildiği bir yıl oldu. Birçok yerde beklenmeyen aşırı yağış yüzünden sel ve kasırga yaşanırken, bazı yerlerde aşırı sıcaklık nedeniyle kuraklık arttı. Geriye doğru baktığımda buna bağlı olarak hafızamda en çok yer eden görüntüler, yaklaşık 3 milyar hayvanın da yanarak can verdiği, Avustralya’da 240 gün süren orman yangınlarıydı.

Ama en sarsıcı olan, tüm dünyanın koronavirüs salgını ile altüst olmasıydı. Her alanda dramatik bir değişime yol açan bu gelişim, insanlığa doğanın belki de son uyarısı. Yüzyıllardır süren doğa tahribatı ve hayvan katliamları, yeryüzünün kaldırabileceği sınırı çok aştı.

Türkiye ise çevre ve hayvan politikalarında kötü örneklerden biri oldu. Rant için çevre katliamları artarak sürerken, yasal izinle yapılan define kazısıyla Dipsiz Göl yok edildi. Uzun yıllar sonucunda oluşan eşsiz bir doğal gölün devlet eliyle ortadan kaldırılışı tarifsiz bir kötülüktü. Hayvanlara yönelik şiddet tavan yaparken Hayvan Hakları Yasası’nın bu yıl da TBMM gündemine gelmemesi, hayvanların hâlâ can değil “mal” sayılması ve av ihaleleri, 2020’de öne çıkan utançlar olarak kayda geçti.

İnsan türünün kendi eliyle yarattığı çevre felaketlerinin şokuyla 2021’de biraz daha bilinçlenmesini umuyorum ama insan bencilliğini kâr hırsı ve bireysel çıkar doğrultusunda yönlendiren kapitalizm, fazla umutlu olmamı engelliyor.

Bu yüzden yine yıkıcı felaketler yaşanması muhtemel. Su kıtlığının daha büyük tehdit olacağını tahmin etmek zor değil. Tüketim toplumunun dizginlenmesi için doğadaki yağmanın ve hayvansal tüketimin ciddi şekilde sorgulanacağını düşünüyorum. Bu kapsamda laboratuvarda üretilen et de daha çok konuşulacak.

Türkiye’de 2021’e Kanal İstanbul kavgasının damga vurabileceğini tahmin ediyorum. Hayvan Hakları Yasası sonunda çıkarılsa da birçok alanda sömürü “yasallık” zırhı altında süreceğinden, hayvanlar için zulümsüz yaşam hakkı mücadelesi yoğunlaşacak.

****************************************************************************************************************************************************************************

EKONOMİ

ERİNÇ YELDAN

Emeğe saygıya davet eden bir yıl...

2020 kuşkusuz, pandemiyle mücadele yılı olarak anımsanacak. Ancak 2019’un son aylarında, Çin’in Wuhan bölgesinde patlak vererek tüm dünyaya yayılan virüsün ana nedeni hiç bizi şaşırtmıyor. Dünyamızın mevcut koşularında 1 milyar insanın içilebilir suya erişimden, 2.6 milyarın sanitasyon hizmetlerinden yoksun ve 1.5 milyar kişinin ise elektriğe erişiminin olmadığı ve eşitsizliğin gezegenimizin her köşesinde, işgücü, cinsiyet, etnik ve coğrafi bazda sürekli derinleştiği düşünüldüğünde Covid pandemisini yaratan koşulların aslında hiç de beklenmedik bir şey olmadığını anlamak güç değil.

ERİYEN REZERVLER

Diğer yandan 2020’de ülkemizin iktisaden yaşamış olduğu çalkantılar da kuşkusuz hiç şaşırtıcı olmadı: Yaz ayları “serbest” diye anılan, ancak aslında Merkez Bankası rezervlerini eriterek ve çeşitli muhasebe oyunlarıyla sabit tutulmaya çalışıldığı bir dönem oldu. Gene, iktisat biliminin tüm doğrularını ve tarihsel deneyimleri hiçe sayarak, “enflasyonun asıl nedeni faizdir, enflasyonu düşürmek için faizi düşürmek gereklidir” dogmatik inancının 2020’nin aralık ayı itibarıyla terk edilişini yaşadık. Her iki tecrübenin de faturası ağır oldu: Yüzde 26’yı aşan toplam işsizlik; yüzde 15’e yaklaşan enflasyon ve yatırım harcamalarındaki sert gerileme.

Bütün bunların ötesinde, 2020 hem küresel ekonomide hem de Türkiye’de hukukun üstünlüğünün, liyakate dayalı yönetimin ve yurttaşlık bilincinin en çok arandığı yıllardan birisi olarak anılacak.

KÂR DÜRTÜSÜ

2021’e yönelik beklentilerimi biraz da umutlar ve ütopyamız şeklinde ifade etmek istersem, doğaya daha saygılı ve ekolojik adaleti gözeten bir üretim ve tüketim dünyasını; kapitalizmin acımasız rekabet ve daha çok kâr dürtüsüne dayalı birikim rejimi yerine, insanlar arasında daha dayanışmacı ve barışa adanan bir dünyayı amaçlayan adımlar atılmasını diliyor olurdum.

Güncel medya paylaşımlarında “sağ popülizm” diye geçiştirilen, ancak özünde açık faşizm anlamına gelen hukuksuzluk, temel insan haklarının ihlali ve daha yoğun sömürü içeren kapitalizmin yeni normalinin terk edilerek insanları barışa, dayanışmaya ve emeğe saygıya davet eden bir yıl olmasını dilerdim.

****************************************************************************************************************************************************************************

TOPLUM

EMRE KONGAR

2020’de ne oldu? 2021’de ne olacak?

Her iki yıla da diyalektik oluşumlar egemen olacak!

Toplumsal olaylar, toplumsal birikimler, zıtların etkileşimiyle yani diyalektik olarak gelişir:

Her etki bir tepkiye yol açar.

Her tepki, zaman içinde bir etkiye dönüşür ve o da başka tepkileri çeker.

Bu etki-tepki-etki-tepki etkileşimi sonsuz bir spiral döngüye dönüşür ve bizi toplumla birlikte, saman çöpü gibi sürükler!

2020’DE TOPLUMSAL AÇIDAN NE OLDU?

Nefret söylemleri kullanan ve bu söylemlere dayalı olarak iktidarını sürdüren bir siyasal strateji, toplumsal ayrıştırma, düşmanlaştırma yöntemleriyle, tam bir toplumsal kutuplaştırmayı gerçekleştirdi.

Bunun sonucu olarak toplumun kırılma çizgilerine, geleneksel TürkKürt ve Sünni-Alevi ayrımlarına ek olarak “AKP olan”-“AKP’li olmayan” çizgisinde yeni bir gerilim hattı eklendi.

Bu yeni çizgi derinleştikçe, yasama ve yargı erkleri güçsüzleşti, adalet mekanizması yozlaştı, “yeminli iktidar dalkavuğu olanlar”-“yeminli iktidar dalkavuğu olmayanlar” biçiminde iki düşman ucun ortaya çıkmasına ve bu karşıtlığın bütün toplumsal yaşama egemen olmasına yol açtı.

İktidarın “bitaraf olan bertaraf olur” söylemine uygun eylem ve baskıları, bu iki ucun dışında kalanları tasfiye etti ve toplumdaki gri alanlar azaldı; aşırılıklar, kavgalar, düşmanlıklar genel toplumsal tutumlar ve davranışlar halini aldı.

Her iki aşırı ucun varlığı birbirini desteklediği için arada kalanlar her iki grup tarafından da “hainlikle”, “korkaklıkla” veya en azından “pısırıklıkla” suçlandı ve taraf olmaya zorlandı.

Bu ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı politikalar yüzünden farklı kimliklerin bir arada barış içinde yaşaması iyice zorlaştı.

İlişkiler sertleşti, duyguları ön plana alan aile gibi birincil grupların “sığınma yeri”, “barış limanı” olarak koruyucu fonksiyonları arttı...

Buna karşılık bürokratik işleyişe sahip olan ikincil gruplardaki baskı, kayırmacılık, kuralların yozlaştırılması, özellikle de dini inançların ve tarikatların bu stratejinin bir aracı olarak kullanılması, bu grupları “yükselme”, “zenginleşme” ve “dayanışma” örgütleri haline getirdi.

Sonuç olarak 2020 yılında, iktidarın dışlayıcı ve nefret söylemine dayalı stratejisinden dolayı, toplumsal dayanışma, barış, müsamaha, uzlaşma, terbiye, nezaket ilkeleri önemli ölçüde tahrip oldu.

Ve elbette bu tahribatın tepkileri de filizlenmeye başladı.

2021’DE NE OLUR?

2021’de ne olacağını hem 2020’ye hem de 2019’a bakarak anlayabiliriz:

Nefret dili, kavga, dövüş, ayrımcılık, dışlama, azar, baskı, toplumu bunaltıp bıktırınca, diyalektik olarak bu etkinin tepkileri ortaya çıktı ve 2019’daki yerel seçimlerde iktidar dilini kullanmayan, uzlaşmaya, müsamahaya, sevgiye, herkesi kucaklamaya dayalı strateji İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerindeki seçmen tarafından kabul gördü.

2020’de, iktidarın bu nefret dili ve kutuplaştırma stratejisi daha sertleşerek ve yaygınlaşarak devam ettiğine göre, diyalektik olarak, 2021’de barış, uzlaşma, karşısındakine saygı, farklı kimliklerin birlikte verimli ve uyumlu bir biçimde yaşaması yönündeki oluşumların güçlenmesi beklenir.

Elbette iktidarın kutuplaştırma eğilimleri de 2021’de sertleşerek devam edecek ve toplum, biri ayrışma ve kutuplaştırma, öteki uzlaşma ve bütünleştirme yaklaşımına dayalı iki zıt çizgi arasındaki savaşımda sıcak günler yaşayacaktır!

****************************************************************************************************************************************************************************

KÜLTÜR SANAT

ZEYNEP ORAL

Yaşama sevincimizi engelleme çabası

2020’ye damgasını vuran, iktidarın Covid-19 virüsünü fırsata dönüştürme çabasıydı. Pandemi koşullarını kendi çıkarları ve zihniyeti doğrultusunda fırsata dönüştüren iktidar, salgını, şiddet, baskı, tehdit ve yasaklar için bahane olarak kullandı. Ekonomik çöküntüyü, adalet rezilliğini gizlemek için gerçekleri gizlediler.

2020’ye damgasını vuran, sistem değişikliğiyle Meclis’i yok sayıp tek adam rejiminin uygulanmasıydı. Bu sistemle salgın koşulları birleşince karşıdevrim adımları körüklendi. Kazanılmış haklar geriletilmeye çalışıldı. Gerici yobaz zihniyeti yaymak için salgından yararlanıldı. Korkunç virüslerle boğuştuk: Laiklik karşıtlığı, haksızlık hukuksuzluk, vicdansızlık gibi... Açlık, yoksulluk, işsizlik gibi… Tırmandırılan şiddet gibi… “Anayasa beni bağlamaz, Anayasa Mahkemesi bana vız gelir”, “AİHM kararları beni bağlamaz” söylemleri gibi… Hiçbir işe yaramayan keyfi yasaklarla milli bayramlarımız ve yaşama sevincimiz yok edilmeye çalışıldı.

2020’ye kültür alanında damgasını vuran ise tıp alanında çalışanların kahramanlığı ve sanatçıların, müzisyenlerin, tiyatrocuların dayanışmasıydı. İktidarın, sanatçıları sadaka bağımlısı kılma çabalarına rağmen!

2021 İÇİN

2021 için “öngörüde” ya da “iyi dileklerde” bulunmak yerine düşlerimi paylaşmak, “kaçınılmaz dileklerimi paylaşmak istiyorum: Tek adam sisteminden vazgeçip geleceğimizin iki dudak arasına sıkışıp kalmaması… Bir an önce parlamenter rejime geri dönebilmemiz…

Adalete, siyasetin değil, hukukun egemen olması…

Laikliğe karşı girişilen tüm karşıdevrim çabalarının ve söylemlerinin derhal durdurulması…

AİHM kararlarının, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması…

T.C. olarak altına imza attığımız uluslararası antlaşmalara sadık kalınması…

Her tür şiddetin dışlanması…

Cehaletin ve yobazlığın geri püskürtülüp akıl ve ilim yolunda eğitim bütünlüğünün sağlanması…

Vicdan sesine kulak verilmesi…

İnsan yaşamına, insan emeğine, insan onuruna bir damlacık dahi olsa, saygı duyulması…

Ancak bunlar gerçekleştirilirse ekonomik çöküntüden de kurtulabileceğimizin içselleştirilmesi… (Listem çok uzundu ama kısa keseceğim.)

Bu sıraladıklarımın yapılabilmesi için her birimizin canla başla çalışmasını diliyorum, düşlüyorum.

****************************************************************************************************************************************************************************

KADIN HAKLARI

MİNE SÖĞÜT

‘Gerilemeye’ karşı ilerleme

Bugünün siyasi koşullarında, Türkiye’de kadın hakları konusunda ilerleme olarak kaydedilecek çoğu şeyin, öncelikle bir “geri kalmışlığa” değil, “gerilemeye” karşı ilerleme olduğunun altını çizmek gerekiyor.

İktidar, bu ülkede son yirmi yıl içinde önce sinsice sonra alenen kadın karşıtı politikalar izledi. Batı’yla ilişkileri koparmaya çalıştı, çağdaşlığı karaladı, sivil toplum örgütlerini suç örgütleri olarak mimledi ve muhafazakâr aile düzenini korumak adına kadın özgürlüğünü ahlaksızlık olarak kodlamaya çalıştı.

Bu zorlu ortamda, tüm bu olumsuzluklara karşın kadın örgütlenmelerinin inatla güçlenmeye ve sesini daha çok çıkarmaya devam etmesi, kadın hakları açısından 2020’ye damga vuran en önemli olaylardan biridir.

Sivil ve mesleki kadın örgütleri özellikle kadın cinayetleri ve kadına şiddet konusunda çok önemli işler yaptılar, Şule Çet davasında olduğu gibi son derece sorunlu işleyen hukuki süreçlere müdahale edebilecek ve davanın seyrinin değişmesini sağlayabilecek kadar etkili oldular. Aynı şekilde İstanbul Sözleşmesi’nin önemini vurgulama ve sözleşmeye yönelik olumsuz yaklaşımları bertaraf etme konusunda ve tartışmaları doğru yöne çekme mücadelesinde son derece güçlü, kararlı ve etkili bir tavır sergilediler.

DAHA KARARLI

Kadın örgütlenmesinin 2020’de elde ettiği başarılar, maalesef 2021 yılının kadın sorunları açısından daha olumlu geçeceğinin habercisi değil, aksine daha zorlu geçeceğinin göstergesi.

Kendince 2023 rövanşına hazırlanan iktidarın gittikçe sertleşen ve hırçınlaşan dili ve tavrı yüzünden kadın örgütlenmesine yönelik tehditlerin ve engellemelerin artacağını düşünüyorum.

Cinsiyet eşitliği taleplerine karşı açılan savaş iyice kızışacak.

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalar muhtemelen yeniden gündeme gelecek.

Ve ahlak ve özgürlük tartışmaları daha da kızışacak. 

Bu noktada kadın örgütleri alanlarında daha zorlu bir savaş verecekler. 

Ama 2021 boyunca da kadın aleyhine işleyen her süreçte sorumlular ve suçlular karşılarında eskisinden daha kararlı, daha inatçı ve daha güçlü bir örgütlenme bulacaklar.

********************************************

BİLİM ve TEKNOLOJİ

ORHAN BURSALI

Kurtuluş bilimde

Tam bir yıl boyunca kulaklarımız, gözlerimiz, okumalarımız, araştırmalarımız bilime odaklı geçti. Dünyayı hâlâ kasıp kavuran, ne kokar ne görünür ne fark edilir SARSCoV-2 virüsü 2 milyona yakın can aldı. Bu beladan korunmak ve kurtulmak için bilim tüm silahlarını seferber etti. Güçlerini birleştirdi. Hemen her gün bilimin açıklamalarına odaklandık. Umudumuz bilimsel araştırmalardan çıkacak sonuçlar oldu. Bugüne kadar kullanılan ilaçlardan medet umduk, bir kısmı virüsün hasarını geriletmemizde ve hayatta kalmamızda yardımcı oldu. İnsanların koronaya karşı mücadelesinde başarısı, öncelikle ve daha çok kendi biyolojik yapısının özelliklerine, yerinde ve önemli tıbbi müdahalelere bağlı kaldı.

Virüse karşı ne ilaç ne de aşı vardı. Virüsün tüm genetik kodları daha ocak ayında çözülünce bilim tüm güçleriyle aşı geliştirmeye odaklandı. Özellikle mRNA teknolojisi insan bağışıklığının virüse karşı antikor silahlarını geliştirmesinde yüksek başarı elde etti. Dünyada aşı geliştirmede inanılmaz bir hıza tanık olduk. Bunu geçmiş aşıların 5-10-20 yıllık geliştirme süreçleriyle kıyasladığımızda sadece şunu görüyoruz: Bilimin müthiş birikim hızını ve tüm güçleriyle aşı üzerinde odaklanması sonucu elde ettiği büyük başarıyı.

Bugün Türkiye dahil çok sayıda ülkede bilim, birbirinden öğrenerek ve başarıları izleyerek yeni ve eski teknolojilerle hızlı aşı geliştiriliyor. Bilim dünyası adeta işini gücünü bıraktı ve virüsü odaklandı. Aralık ayının ortasında, sadece dünyasının biyomedikal kütüphanesi Pubmed’de yayımlanan COVID üzerine araştırma makalelerinin sayısı 74 bini aşmıştı. Bu sayı, bugüne kadarki en büyük rekordu.

2021 de bilimin yılı olacak, çünkü henüz COVID’e karşı bilimsel imha ve yok etme mücadelesi daha yeni başlıyor bile diyebiliriz. Aşılama bir adım, 8 milyar insandan bahsediyoruz. Ama COVID’in ortadan silinmesi öyle kolay olmayacak.

2020’ye olduğu gibi ve 2021’e de bilim damgasını vuracak, komplo teorilerini yıkarak...

****************************************************************************************************************************************************************************

EDEBİYAT

ATAOL BEHRAMOĞLU

Özlüyorum...

2020’nin sanat/kültür ve bu arada edebiyat gündemini Covid adlı virüs belirledi.

Bu gündemi sinema, tiyatro, müzik alanlarında tam bir verimsizlik, ümitsizlik döneminde yaşadık.

Başka ülkelerle karşılaştırabilmiş değilim, fakat bizde kültür ve sanatla zaten pek ilgisi bulunmayan yönetimin Covid sanki işine geldi.

Genel bir kapama yapamayan bu yönetim, gücünün yettiği alan olan sanat ve kültür ortamını tam anlamıyla çölleşirdi.

Kitap fuarlarının yapılamayışı ise yayıncılık ve kitap satışlarına darbe vurdu.

Okuruyla yüz yüze olmaya alışan, bunun mutluluğunu yaşayan yazar ve şair küskünleşti.

Evlerde kalmanın bu alanlarda üretime bir ölçüde katkısı da olmuştur belki. Bunu daha sonra değerlendirebileceğiz.

2021’de aşının dilerim bizde de uygulanmaya başlanmasıyla aşamalı olarak da olsa sıkıntılar umarım aşılacak, sinema/tiyatro salonları açılacak, konserler başlayacak, kitap fuarları yeniden kapılarını açacak, online dönemi geride kalacaktır.

Bunun için yerel yönetimlerin de daha cesur, daha atak olmaları gerekiyor.

Kendi payıma ben okurumla sohbeti, buluşmayı özlüyorum.

2021 umarım umutlarımızın tazelendiği bir yıl olacaktır.

****************************************************************************************************************************************************************************

EĞİTİM

FİGEN ATALAY

Eşitlik değil adalet

Salgınla birlikte uzaktan eğitim sürecine geçilmesiyle interneti ve cihazı olmayan çocukların eğitimin dışında kalması en büyük sorundur.

Uzaktan eğitimle birlikte aylardır sürekli yazdığımız “erişim” sorunu başladı. Yoksulun ne cihazı yetti derslere girmeye ne interneti. Girenler için de çoğu zaman verimli olamadı uzaktan dersler.

Bağlantı, cihazlara erişim ve EBA online sistemine erişim konusunda öğrenciler arasında büyük farklılık olduğu, rakamlarla, oranlarla ortaya konuldu. Ancak dezavantajlı çocuklar için yeterince özel önlem alınmayınca “eşit” uygulamalar adaletsizliğe yol açtı ve açmaya devam ediyor.

Kimi öğretmenler, öğrencilerine ulaşabilmek ve onları destekleyebilmek için bireysel çaba gösterseler de milyonlarca öğrencide büyük öğrenme kayıpları oluştu. Bu durum, tüm dünyadaki yoksul çocuklar için geçerli.

Dünya Bankası’nın raporundaki “Okulların kapanmasıyla dünyanın pek çok yerinde yoksul çocuklar günün en önemli öğününden mahrum kaldı” cümlesi de eğitim sistemlerine yönelik daha derin tartışmalara girmenin anlamsızlığını gösteriyor.

Öngörüden çok ortada bazı somut gerçekler var. Yani oranlar, rakamlar vb. Uluslararası kurumların raporlarındaki tespitler var. İki en önemli sorun “öğrenme kaybı” ve “eğitimden kopma”, acil önlemlerin alınmaması halinde 2021’de eğitimin gündemini oluşturacak.

Öğrenciler, 2021’in en önemli iki merkezi sınavına çok eşitsiz koşullarda girecek.

Devamsızlık ve okul bırakma Türkiye’de büyük sorun. Uzaktan eğitimin devam etmesiyle okuldan kopuşlar ve çalışan çocuk sayısı artabilir.

“Salgın bitse bile eğitim metotları değişecek”, “öğrenme ortamları farklılaşacak”, “dijital öğrenme platformları yaygınlaşacak” vb. sözleri hep duyuyoruz ama bizim gibi yoksul ülkelerde bunlar fırsat eşitsizliğini daha da derinleştirebilir. Uluslararası platformlardan ders alacak İngilizce bilgisi kaç devlet okulu öğrencisinde var?

****************************************************************************************************************************************************************************

SPOR

ARİF KIZILYALIN

İptaller, ertelemeler

Spor dünyası da 2020’yi Covid-19 pandemisi nedeniyle kâbus yılı olarak noktaladı. Sporun galası olimpiyat başta olmak üzere 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası, Dünya Atetizm Şampiyonası gibi flaş etkinlikler ya ertelendi ya iptal edildi. Formula 1 seyircisiz, tatsız tuzsuz daha önemlisi küçülerek koşuldu. İsveçli Duplantis’in sırıkla yüksek atlamada peş peşe kırdığı rekorlar (6.16 m., 6.17, 6.18) olmasa rekorsuz bir yılı noktalayacaktı atletizm.

Sözün özü 2020’nin olayı spor dünyasının evde kalışıydı. Türkiye’de cimnastikçi İbrahim Çolak’ın Avrupa şampiyonluğu, hemen ardından kadın cimnastikçi Göksu Üçtaş Şanlı’nın 30 yaşında Türkiye’ye kazandırdığı ilk bireysel Avrupa ikinciliği, Ukrayna’daki Avrupa Şampiyonası’nda Ritmik Cimnastik Milli Takımı’ndan Duygu Doğan, Azra Akıncı, Peri Berker, Nil Karabina ve Eda Asar’dan gelen altın madalya, modern pentatloncu İlke Özyüksel’in Avrupa şampiyonluğu, güreşte Yasemin Adar, tekvandoda Hatice İlgün ve Nafia Kuş, judoda Kübranur Esir’in madalyaları, yüzmede Emre Sakçı’nın kısa kulvardaki Avrupa rekorları 2020’yi kurtaran gurur tablosu olarak spor tarihine geçti. Türkiye’de Başakşehir, Şampiyonlar Ligi’nde ise Bayern Münih 2020’nin futboldaki izleri oldular.

ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

2020 kayıp yıl olarak tarihe geçerken, spor dünyası 2021’e çok heyecanla bakamıyor. Bu yıla bırakılan Tokyo Yaz Olimpiyat Oyunları’nın, “Yeni Normal” kurallar çerçevesinde gerçekleşecek olması, olası seyirci yasağı, tenisteki GrandSlam organizasyonlarının henüz başlamadan ileri tarihe ertelenmesi, atletizm başta olmak üzere Avrupa ve dünya şampiyonalarının takvimde yer almaması sporun keyfini kaçıran gelişmeler. Keza 1 yıl ertelenen 12 ülke ev sahipliğindeki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın takvimi ve formatı da netleşmiş değil. Futbol başta olmak üzere tüm branşlarda seyircinin “taca” çıkışı sporu ekonomik anlamda da felce uğratmış durumda. Stadyum ve salonların “ölü şehir” görüntüsü, maç günü gelirlerinin sıfıra inişi tüm yükün sponsorlar ve yayın ücretlerini üzerine binmesine yol açarken, sporun endüstriyel anlamdaki kaybı da uzun vadeli plan yapmayı engelliyor.

Sporun kurtuluşu, “yoğun aşılama” gibi dursa da spor dünyasının kanaat önderleri artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı görüşünde.

****************************************************************************************************************************************************************************

SAĞLIK

ERDAL ATABEK

Hastalanan toplum

2020 yılını “hastalanan toplum”un sorunlarıyla yaşadık.

Elbette Covid-19 salgını bu yıla damgasını vurdu.

Bütün dünyanın uğradığı “pandemi”, yeni bir virüs türünün yarattığı hastalıklarla dönüşüme uğradı.

İnsanların hareket alanları kısıtlandı. Maske ile dolaşma zorunluluğu doğdu. Buluşmalar sınırlandı.

İşyerleri çalışamaz oldu, ekonomik sıkıntılar doğdu.

İnsanların gelir kaynakları kapandı.

Bir yandan hastalığın yarattığı kısıtlamalar, hastanedeki tedavi olanaklarının zorlanması, öte yandan ekonomik daralmalar bütün toplumlarda yeni

önlemler yarattı. Online çalışmalar, kargo şirketlerinin iş hacminin genişlemesi yeni yoğunlaşmalar oldu.

YANLIŞLAR

Türkiye, bir yandan hastalıkla boğuşurken öte yandan ülkenin içine sürüklendiği yönetim yanlışlarının da içine sürüklendi.

Ülkenin kötü ekonomik yönetimi kaynakları tüketirken “pandemi yönetimi” de hatadan hataya sürüklendi.

Bunların başında, hastalıkla ilgili bilgilerin toplumdan saklanması geliyordu. Bir Bilim Kurulu kuruldu, ancak bu kurulun içindeki görüşler ve varılan sonuçlar kurul tarafından açıklanamadı. Bu sonuçlar sadece yönetimin bildiği ve onların açıkladığı veriler oldu. Bu da yönetime duyulması gereken güveni zedeledi.

Bilim Kurulu’na mutlaka girmesi gereken Türk Tabipleri Birliği kurula çağrılmadı. Bu da bağımsız bilim insanlarının resmi çalışmalarda bulunmasının istenmediğini açıkladı.

Birçok toplantının ertelendiği, kuruluş törenlerinin engellendiği bir ortamda iktidarın dinsel ya da partili toplantılarına izin verilmesi tam bir çelişi yarattı.

Umreye izin verilmesi, umreden dönenlerin yurda dağılması, Ayasofya’nın ibadete açılması töreni, cuma ve bayram namazları gibi toplu ibadetlerin yapılması tam bir çelişki yarattı.

Birçok toplantı yasaklanırken AK Parti’nin toplantılarının yapılması başka bir çifte standart oldu.

Toplumun güven ekseninden kayması toplumun bu açıdan da hastalanması demektir.

Siyasal iktidarın mahkeme kararlarını bile tanımaması, diploma sahtekârlığını savunması da artık her türlü güvencenin ortadan kalktığının işaretleridir.

Bu koşullarda Covid-19 aşısı nasıl gelecek, kimlere ne karşılığında yapılacaktır?

Açıktır ki bu virüse karşı büyük bir iyileşme aracı olan Covid-19 aşısı, bütün yurttaşlara ücretsiz olarak yapılmalıdır.

GECİKİLDİ

Bunu sağlayamayan bir iktidar, bu toplumun sağlığını tehlikeye atacaktır.

Bütün ülkelerin aşı üreten ülkelerle yaptıkları anlaşmalara karşın Türkiye, bu adımı atmakta gecikmiştir.

Hiçbir şeyin hesabını vermeyen siyasal iktidar elbette bu olayı da bahanelerin arkasına saklanarak geçiştirmek isteyecektir.

Ama artık her şeyin ortaya çıktığı durumda ülke yönetiminin sürdürülemediği görülmektedir.

2021 yılı, bu toplumun virüsten de bu kötü yönetimden de kurtuluş yılı olmalıdır.

Bu da elbette bu toplum bireylerinin bilinci, örgütlerinin gücü oranında gerçekleşecektir.

Hepimizin görevi, bu ortak bilinci ve ortak çalışmayı güçlendirmek olmalıdır.