Yok Edilen Atatürk Kurumları Değil, Ulusun Dil ve Tarih Bilincidir...

27 Aralık 2011 Salı, 07:10
Abone Ol google-news

Karşıdevrim ağır taşlarıyla “tower”lar dikiyor; “maşallah”la “okey” arasında gidip gelerek “vizyon” ve “misyon”unu pekiştiriyor; “gücünü milletten alan modern Türkiye’nin temelleri”ni oynatıyor. Bu temel kolay kolay yıkılmaz; ama... “Susma, sustukça sıra sana gelecek” sözü söz olmaktan çıktı. Sözde aydınların çığırtkanlığını yaptığı ileri demokrasi hızlandıkça gerçek aydınların suskunlaşması çok acı, çok...

İktidar, 12 Eylülcülerin yaptıklarını bile yeterli bulmamış olacak ki Başbakanlığa bağlı Türk Tarih ve Dil Kurumlarının işlevlerini KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile yok ederek tarihe gömdü. Sayın Cumhurbaşkanı, 10 Kasım 2011’de Atatürk’ü anma toplantısında yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

“(…) Şunu gururla ifade etmek isterim ki: İnsanlık Atatürk’ün eserine, gerçekleştirdiği dönüşümlere, ülkenin kurtuluşu ve milletimizin yücelmesi için verdiği mücadeleye bugün büyük bir hayranlık duymaktadır.

Mustafa Kemal, gerek savaş yıllarında gerek savaş sonrasındaki adımlarıyla, milli egemenlik ilkesine dayanan, gücünü milletten alan modern Türkiye’nin temellerini atmıştır.

Atatürk fikri ve kurumsal manada yeni bir devletin kurulması için çalışmalarını yürütürken bir bakıma geleceğin Türkiyesi’ni de planlamıştır. (…)”

Bu sözlere, kullanılan karma dile eleştirimizi koruyarak katılıyoruz; ne ki bu sözlerin içtenlikli olduğuna inanmak kolay değil. Çünkü söylenen sözlerle sergilenen eylemler inanmamıza engel oluyor. Atatürk, “milli egemenlik ilkesine dayanan, gücünü milletten alan modern Türkiye’nin temellerini atmıştı” ve “gerçekleştirdiği reformları meşru bir temele oturtmaya çalışması, O’nun devlet adamı ve liderlik vasfının yanı sıra milletimize duyduğu güveni de ortaya koymakta”ydı; ama gerçekleştirdiği devrimler birer birer siliniyor.

Geleceğin Türkiyesi

Atatürk, ordusu dağıtılmasına, büyük bölümü işgal edilmesine karşın, onca yoksulluk içindeyken ülkesi ve bağımsızlığı için savaşmayı göze alan ulusuna güvenmişti; ulusu da ona... Çok acı, yaklaşık doksan yıl önce Atatürk’e inananların torunları bugün, Atatürk’ün en büyük “eseri” saydığı Cumhuriyetle ve Atatürk’le hesaplaşanlara inanıyor.

Evet, 20. yüzyılı Türkiye Cumhuriyeti’yle karşılayan büyük devrimci Atatürk, bütün dünyanın hayranlığını kazanmıştı; gelin görün ki bu gerçeği sözde bırakan anlayışın, Atatürk’ün “Geleceğin Türkiyesi’ni” yaratan devrimlerine inandığını söyleyemeyiz. 12 Eylül’ün hukuk tanımayan aymazları, Atatürk’ün dernek olarak kurduğu, siyasanın güdümüne girmemesi için kalıtından pay ayırdığı Türk Tarih ve Dil Kurumlarını yasa zoruyla kapattılar. Bu hukuksuzluğa, bilime ve hukukun üstünlüğüne inanan gerçek aydınlar tepki verirken sözde aydınlar ellerini ovuşturdular; dahası Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun kalıtına, kurduğu derneklerin adına, malvarlığına yasa zoruyla el koyan 12 Eylülcülerin buyruğu altında, hukuk dışı yapılarda bilimci, sanatçı kimlikleriyle boy gösterdiler. Yapılar yayla gibi, para boldu; Atatürk kalıtı mirasyedi mantığıyla kullanıldı.

51 yıllık tertemiz yaşam

Kenan Evren, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’na önyargılı denetçilerini salmış, kurumun görevlerini, Atatürk’ün kalıtını kötüye kullandığına ilişkin bir şeyler bulunmasını buyurmuştu. Kaşları çatık denetçiler yolsuz, haksız kullanılan tek kuruş, görevlerin tüzük dışı kullanıldığını gösteren tek bir işlem ve eylem bulamadı. Dahası, “Bunca yer denetledik, bu denli temiz, disiplinli bir yer görmedik” diyerek ayrıldılar. Atatürk kurumunun 51 yıllık yaşamı, tertemizdi. Oysa Kenan Evren’in Başbakanlığa bağlı resmi kurumunda milyonlarca liralık yolsuzluk yapıldığı yargıyla saptandı.

Yolsuzlukla suçlayarak Atatürk kurumlarını yok edemeyen 12 Eylül kafasının yapacağı tek bir iş kalmıştı; hukuk dışı yolla içinde (yalnızca on-on beş duyarlı, hukuku tanıyan, onurlu kişinin bulunduğu), büyük çoğunluğu Atatürk’e ve devrimlerine düşman Danışma Meclisi’nden yasa çıkarmak... Tahsin Şahinkaya’nın hazırladığı taslak alkışlar arasında yasalaştı. Kurumları kapatan günün “bayram” olmasını öneren, 12 Eylül’den önce devrimci olan, 12 Eylül sonrasında “inkılap”çılığa soyunan, adının önündeki profesör sanıyla bireysel çıkar artışını katlayan aymazlar bile vardı.

Sayın Cumhurbaşkanı, 10 Kasım 2011’de, “İnsanlık Atatürk’ün eserine, gerçekleştirdiği dönüşümlere, ülkenin kurtuluşu ve milletimizin yücelmesi için verdiği mücadeleye bugün büyük bir hayranlık duymaktadır” dedikten sonra, Atatürk’e, bırakın hayranlık duymayı, nokta kadar saygı duymayan, hem Türk Devriminin kazanımlarını kullanan, hem devrimleri tersyüz etmeye kalkışanları Atatürk kurumlarına atıyor. Üniversitelerde tamamlanmak üzere olan karşıdevrim, Atatürk kurumlarının da yok edilmesiyle ivme kazanmış durumdadır.

Yaklaşık on yıl önce, kimileri iktidarın kimi uygulamalarında “çelişki” buluyordu. Başından beri hiçbir uygulamada, hiçbir eylemde çelişki yok, her şey açık; tersine ağır ağır atılan adımlar hızlandırıldı. Hedef belli; hâlâ göremeyen varsa, asıl çelişki budur.

1923 Cumhuriyetinin kazanımlarından biri değil, birkaçı her gün hızla koparılıyor.

Türk Dil Kurumu, 17 Ağustos 1983’te devlet dairesi yapılmasına karşın, 1983’ten önceki kurumun bilimsel kalıtını kullanıyor; göstermelik de olsa sözcük türetiyor; Türk İslam sentezcilerini mutlu kılma çabası gösteriyordu. TDK yönetimi, 1983-2002 arasındaki koalisyonların bir ortağına yakın durdu; Evren’li yıllarda buyrukları dinledi; sözcük yasaklayanlara destek verdi; “devrim” gibi sözcüklerin anlamını, ölçünlü dil ve yazım kurallarını bozdu. Tüm yanlışları MEB eliyle eğitim kurum ve kurallarına yansıdı. 2002’den sonra bütünüyle iktidara yaslandı. İktidar büyüklerinin “himayesiyle” etkinlikler düzenleyerek, Fethullah Gülen’in Türkçe Olimpiyatları’nda etkin görev ve ödül alarak; AKP’li milletvekilleriyle dernek kurarak, Milli Eğitim Komisyonlarında “dilde devrim olmaz” diyenlere arka çıkarak, Türkiye Türkçesine ışık tutmayan yandaş kitapları basarak yürürken olan oldu. Karşıdevrimde “biraz” kavramı yoktur; “hep bana” anlayışı baskındır. Olup bitenlere bakınca Atatürk’ün ne denli uzak görüşlü bir önder olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Dil ile din arasındaki köprü

Tarih ve zaman Ulu Önder Mustafa Kemal’i ve ona inanan aydınları doğrulamıştır. Atatürk, eski yazı ve dille “din” arasında kurulan, yüzyıllarca halkı “ümmi, ümmet, kul” yapan bağı, “aklı ve vicdanı özgür” bireyler yetiştirecek laik eğitimle; yazı ve dilde devrimle koparmıştır. İşte bütün hesaplaşma, bu yüzdendir. Dille din arasındaki köprü onarılmaya çalışılmaktadır.

Türk Tarih ve Dil Kurumlarının yok edilmesi, ulusun tarih ve dil bilincinin yol edilmesi anlamı taşır. Yabancı dille öğretimin (İngilizcenin) yaygınlaşması, ilkokullara Arapça ve sosyal bilim liselerine Osmanlıca dersi konması; ülkeyi saran yabancı adlandırmaya merkezi ve yerel yönetimlerin suskun kalması, üniversitelerin dil ve bilim kaygısı taşımaması; resmi dilin ve Türk abecesinin gelişigüzel tartışılması... Karşıdevrim ağır taşlarıyla “tower”lar dikiyor; “maşallah”la “okey” arasında gidip gelerek “vizyon” ve “misyon”unu pekiştiriyor; “gücünü milletten alan modern Türkiye’nin temelleri”ni oynatıyor. Bu temel kolay kolay yıkılmaz; ama... “Susma, sustukça sıra sana gelecek” sözü söz olmaktan çıktı. Sözde aydınların çığırtkanlığını yaptığı ileri demokrasi hızlandıkça gerçek aydınların suskunlaşması çok acı, çok...