Yoksulların babası Chavez

Venezuela'nın merhum Devlet Başkanı Hugo Chavez, ölümünün ardından geride hem kendisini ''taparcasına'' seven büyük bir halk çoğunluğu hem de kendisini ''dikta'' olarak tanımlayan bir muhalefet bıraktı.

09 Mart 2013 Cumartesi, 11:36
Abone Ol google-news

Venezuela'nın başkenti Caracas'ta Chavez'in cenazesini izlerken karşılaştığımız manzaralar, aslında bir halkın liderine nasıl güçlü bağlandığının göstergesiydi.
Chavez'in mitinglerindeki kalabalığı ülkenin dört bir yanından otobüslerle getirttiği insanlarla sağladığı eleştirileri yapılmasına karşın, Chavez'in ölümünün ardından Venezuelalıların dört bir koldan, kimsenin talebi ve otobüsler olmadan başkente akın etmesi, ülkedeki Chavez sevgisinin bir gerçeği yansıttığını ortaya koymuş oldu.
Peki, uluslararası sahnede tartışmalı bir isim olan Chavez'in halkı tarafından bu kadar sevilmesinin nedeni neydi? Genel özetle söylemek gerekirse, fakirleri de insan yerine koyması ve ülkenin petrol gelirlerinden bu kesimin de yararlanmasını sağlaması.

Yoksulların ''babası'' oldu

Chavez, özellikle yoksul kesimlerine uzanmasıyla, sadece devlet başkanı olarak değil, ülkesinin sevgisini kazanmış bir lider olarak adını Venezuela tarihine yazdı.
Her ne kadar bazı muhalifler Chavez'in fakirleri ''satın aldığını'' söylese de, konuştuğumuz Chavez muhalifleri bile onun iktidarının ardından ülkedeki yoksul kesimin durumunda önemli iyileşmeler olduğunu itiraf ediyor. Ülkenin zenginlik kaynağı petrolün gelirlerinin yoksul kesimlere de ulaşmasını sağlayan Chavez, ayrıca, fakirlerin ücretsiz olarak devletin inşa ettiği evlerde oturmasını sağlaması, eğitim programları yürütmesi, fakir öğrenciler için okul ve burslarıyla bu kesimlerin yarasına önemli bir merhem sürmüş.
Hatta, Chavez'in, ülkenin yerel yemeklerinden ''Arepera''nın fakir kesimlerce daha uyguna alınabilmesi için küçük işletmelere destek çıkarması da hayli ilginç. Daha ucuza ''Arepera'' satan bu işletmelere de halk ''sosyalist Arapera'' diyor.
Hepsinden de öte, önceki yönetimlerde dışlanan bu kesimlerin Chavez döneminde kendilerini önemli ve ''insan'' hissetmesi, aslında Chavez'in bu kesimlere yönelik en büyük hediyesi...

O nedenle, özellikle bu kesimler, mikrofonumuzu uzatır uzatmaz Chavez'in güçlü destekçisi olarak, neredeyse tek bir ağızdan çıkarcasına özetle şunları söylüyor:
''Bizi kimse satın almadı, Chavez bizim liderimizdi, onu seviyoruz, o, onun idealleri hala yaşıyor, ona çok şey borçluyuz. Tüm dünyaya söyleyin, biz diktatörlük değiliz, Chavez bize sevgi ve özgürlük bıraktı, biz refah ve mutluluk içindeyiz''.
Bu kesimlerin saatler boyu kuyrukta, sadece Chavez'in naaşına dokunabilmek için beklemesi bile, liderlerine yönelik sevgilerinin içtenliğini gösteriyor aslında.
Chavez'in naaşını görmekten dönen bir Venezuelalı kadın bizi durdurarak şunu söylüyor: ''24 saat bekledim onu görmek için ama değdi, bunu dünyaya söyleyin''.
Başka bir destekçi ise Chavez sevgisini ''Onun bize yaptıklarını asla unutamayız'' sözleriyle dile getiriyor. Konuştuğumuz Chavez taraftarlarından birinin üzerinde durduğu diğer nokta da Chavez'in, tüm Latin Amerika'yı bir araya getirme çabası... Ona göre, Latin Amerika'nın aynı tarih ve kültüre sahip olsa da bunun keşfedilmesini sağlayan, bu ülkeleri bir araya getirmeye öncülük eden Chavez'di ve Chavez sayesinde ''daha birlik'' haline geldiler.

Peki muhalif kanatta neler oluyor?

Muhalif kanatta birçok parti bulunmasına rağmen bunlar, Chavez karşısında Demokratik Birlik Masası etrafında toplanıyordu. Chavez'i temsil eden renk kırmızı iken, muhalefetin birlik rengi ise mavi. Son devlet başkanlığı seçimlerinde muhalefetin Chavez'e hayli yaklaştığına dikkat çekiliyor. Dolayısıyla ülkedeki muhalefetin de çok zayıf olduğunu söylemek doğru olmaz.
Chavez, muhaliflerce sık sık ''yumuşak diktatörlük'' yapmakla eleştiriliyordu. Ama konuştuğumuz bir muhalife göre, muhalif parti de açık bir yol haritasına sahip değil.
Tek amaçları Chavez'i devirmek olan muhaliflerin, şimdi Chavez'in yokluğunda ne yapacağı ise merak konusu.