Yol filmlerinin büyüsü

Yol filmi kavramı baş oyuncuların bir baştan öteki başa ülke içinde yolculuk yaptığı ve bu yolculuk sırasında sosyal, siyasal ve kültürel gerçekleri keşfettiği filmleri tanımlar. Theo Angelopoulos, Wim Wenders, Andrei Tarkovsky, Michelangelo Antonioni, Bernardo Bertolucci gibi büyük ustalar bu türde yetkin filmler üretmişlerdir.

23 Ekim 2020 Cuma, 13:57
Abone Ol google-news

Mario Camerini, "Ulysses" (1954)

Yol filmi kavramı baş oyuncuların bir baştan öteki başa ülke içinde yolculuk yaptığı ve bu yolculuk sırasında sosyal, siyasal ve kültürel gerçekleri keşfettiği filmleri tanımlar. Homeros’un üç bin yıllık destanı Odysseia tarihteki ilk önemli yolculuk öyküsüdür: Troya savaşına katılan Odysseus’un uzun yıllar sonrası ülkesi İthaka’ya dönüşü anlatılır. Odysseus, bu uzun yolculuğu sırasında büyücü Kirke ve su perisi Kalipso’nun adasına çıkar, ölüler kenti Hades’e Iner, deniz kızlarıyla, tepegöz Polyphemos’a rastlar. Karısı Penelope ve oğlu Telemakhos’a on yıl sonra kavuşabilir. Mario Camerini, Odysseus’un yolculuğunu (1954) uluslararası bir oyuncu kadrosuyla çekti: Kirk Douglas, Silvana Mangano, Anthony Quinn, Rossana Podesta. Andrei Konchalovsky yine uluslararası bir kadroyla (Armand Assante, Greta Scacchi, Irene Papas, Isabella Rossellini) gerçekleştirdi. Konchalovsky, filmin bazı sahnelerini ülkemizin Akdeniz ve Ege sahillerinde çekti.

Stanley Donen, "Two for the Road" (1967)

Stanley Donen, "Two for the Road"da (İkili Yolculuk/1967) evli bir çifti analiz etti. Bu çift (Audrey Hepburn-Albert Finney) Londra’dan Riviera’ya dek aynı yolculuğu yaşamlarının üç ayrı döneminde yaparlar. Donen, bu yolculukları içiçe geçirerek başarıyla işlemiştir. "Easy Rider"da (Serseri Sürücü/1969) oyuncu-yönetmen Dennis Hooper, Los Angeles’tan New Orleans’taki Mardi Gras’ya gitmekte olan iki motosikletlinin (Peter Fonda-Dennis Hooper) Amerikan tarzı şiddeti  ve özgürlük arayışını sergiler. Amerikan yol filmlerinin kültü sayılan Easy Rider’da motosikletliler aramakta oldukları mutluluğa, kendilerine verilecek özgürlüğe doğru yol alırlar.

Steven Spielberg, "Duel" (1971)

Amerika’da bir erkeğin arabası onun kalesidir; öyle ki arabasındayken o evinin dışında olsa da gitmekte olduğu yerlerin kralıdır adeta. Steven Spielberg, "Duel"de (Takip/ 1971) bir satıcının (Dennis Weaver) Batı’daki karayolunda yaptığı araba yolculuğunu anlatır. Satıcı yolda iki kez dev gibi bir yakıt tankerini geçme gafletinde bulunur. Böylelikle film amansız bir takibe dönüşür. Sınırsız gücün sonunda sınırsız bir kötülüğe dönüşmesiyle ilgili bir yol filmidir "Duel".

Richard C. Sarafian, "Vanishing Point" (1971)

Richard C. Sarafian, "Vanishing Point"te (Ölüm Noktası/1971) eski bir denizcinin (Barry Newman) 15 saat boyunca ara vermeksizin Denver’den San Francisco’ya gidiş öyküsünü betimler. Sürücü yol boyunca hipilere, motosikletli çetelere, uyuşturucu satıcılarına, eşcinsellere, polislere rastlar Sarafian, 1970’lerin Amerika’sını yetkinlikle aktarmıştır.

Wim Wenders, "Paris Texsas" (1984)

Wim Wenders, yol ve yolculuk temasını sıkça işleyen bir sinemacıdır. "Alice in the Cities" (Alis Kentlerde/1974), "The American Friend" (Amerikalı Arkadaş/1977), "Paris Texsas" (1984) filmlerinde Wenders’in anti kahramanları sürekli yollardadır. Büyük kentlerde yollarını şaşırırlar, hiçbir yerde uzun kalamazlar. “Kim olduğumu ve kimin ne olduğunu gittikçe daha az anlıyorum” derler. Jim Jarmusch’un Wim Wenders’in yardımlarıyla çektiği "Stranger than Paradise" (Cenetten Garip/ 1984) başarılı bir yol filmidir. Filmin anti kahramanları finalde “Nereye gidersek gidelim, her yer birbirine benziyor” derler.

Ridley Scott, "Thelma and Louise" (1991)

Ridley Scott, "Thelma and Louise"de (1991) Arkansaslı ev kadını Thelma (Geena Davis) ile garson Louise’in (Susan Sarandon) sıkıcı tekdüze gündelik yaşamlarından kurtulmak için kendilerini yola vurmalarını irdeler. İki kadın da filmin sonunda yaşamaya geri dönmektense büyük bir umursamazlıkla ölüme, yani özgürlüğe doğru uçarlar.

Bernardo Bertolucci, "The Sheltering Sky" (1990)

İki İtalyan ustanın Michelangelo Antonioni "The Passenger" (Yolcu, 1975), Bernardo Bertolucci’nin "The Sheltering Sky" (Çölde Çay/1990) filmleri içsel yolculukların işlendiği yapıtlardır. "The Passenger"da Antonioni bir gazetecinin (Jack Nicholson) düş gücüne ve bilinçaltına doğru yol alır. "The Sheltering Sky"da Bertolucci, on yıllık evli bir çiftin (Debra Winger-John Malkovich) Kuzey Afrika’daki  kimlik arayışlarını ele alır. Bu karı-koca, benlik, rahatlık ve çok bilinen anlayışlardan uzaklaşip varoluşçu bir yolculuğa yönelirler.

Andrei Tarkovsky, "Stalker" (1979)

Andrei Tarkovsky, "Stalker" (İz Sürücü/1979) adlı baş yapıtında askerlerle korunan bir meteorun bulunduğu bölgeye yapılan mistik bir yolculuğu anlatır. Bu yasak bölgeye giren kişinin dileğinin gerçekleştiği söylentisi vardır. Kutsal dağdaki efsanevi yaratık dev kuş Simurg’a doğru yapılan bir yolculuk gibidir bu yolculuk.

Henri Georges-Clouzot, "Le Salaire de la Peur" (1953)

Fransız sinemasının en önemli yolculuk filmi Henri Georges-Clouzot’nun "Le Salaire de la Peur"üdür (Korkunun Bedeli/ Dehşet Yolcuları, 1953). Nitrogliserin dolu iki kamyonu son derece zor bir yolda yerine ulaştırmaya çalışan dört adamın (Yves Montand, Charles Vanel, Peter Van Eyck, William Tubbs) korkuları ve bunun etkileri filmin temel konusudur.

Theo Angelopoulos, "The Beekeeper" (1987)

Theo Angelopoulos, tinsel yolculuk ve yol temasını birçok filminde derin bir ustalıkla işlemiştir. "The Beekeeper"da (Arıcı/1987) emekli olan bir köy öğretmeni (Marcello Mastroianni) ailesini gerisinde bırakarak Yunanistan’ın kuzeyinden güneyine doğru yolculuğa çıkar. Arıcı, bu yolculuğunda sessizliği, tarihi, aşkı ve tanrıyı bulacaktır.

Theo Angelopoulos, "Landscape in the Mist" (1989)

"Landscape in the Mist" (Puslu Manzaralar/1989) iki çocuğun babalarını arayış öyküsüdür. Yunanistan’dan Almanya’ya doğru yola çıkan abla-kardeş, iyiliği ve kötülüğü, gerçeği ve yalanı, sessizliği ve sözcükleri keşfederler.

Theo Angelopoulos, "Eternity and a Day" (1998)

"Ulysses’ Gaze"de (Ulis’in Bakışı/1995) Angelopoulos, Odysseus’un yolculuğunu doksanlı yıllara taşımıştır. Yunan kökenli Amerikalı yönetmen (Harvey Keitel) savaşın sürdüğü Balkanlar’da uzun zamandır kayıp olan Manaki kardeşlerin ilk filmini bulmak için yola çıkar. Bu dramatik yolculuğu sırasında yönetmen kendisiyle hesaplaşır. "Eternity and a Day" (Sonsuzluk ve Bir Gün/1998) yine yönetmenin yetkin yol filmlerindendir.