Yunanistan Ege'de Ne Yapmak İstiyor?

13 Temmuz 2012 Cuma, 06:25
Abone Ol google-news

Medya, birkaç gün önce Yunanistan’ın yeni Başbakanı Andonis Samaras’ın hükümet programında Yunanistan’ı çevreleyen denizlerde münhasır ekonomik bölge ilan edeceklerini açıkladığını bildirdi. Ardından yeni Dışişleri Bakanı Dimitris Avramapoulos’un Yunanistan’ın Ege’de karasularını genişletebilmesi konusunda Türkiye’nin TBMM’nin casus belli (savaş nedeni) açıklamasından vazgeçmesi gerektiğini söylediği bildirildi.

Öncelikle belirtilen bu konuların ne olduğuna bakalım: Münhasır ekonomik bölge, 1970’li yıllarda BM Üçüncü Deniz Hukuku Konferansı çerçevesinde ortaya atılmıştır; dokuz yıl süren görüşmeler sonunda 1982’de kabul edilen BM Deniz Hukuku Sözleşmesi bunu teyit etmiş, 70’li yılların sonlarında bu kural uluslararası hukukta yapılageliş (teamül) değeri kazanmıştır. Buna göre, bir devletin kıyılarından itibaren, coğrafya ve öteki koşullar izin verdiği takdirde, 200 mil uzaklığa kadar varan bir deniz alanını münhasır ekonomik bölge ilan ederek karasuları dışındaki deniz tabakası, deniz yatağı ve toprak altındaki doğal kaynaklardan ve ekonomik zenginliklerden münhasıran yararlanma hakkı bulunmaktadır. Münhasır ekonomik bölge, günümüzde uygulamaya geçmiştir. Türkiye’nin de, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmamasına rağmen, Karadeniz’de ilan ettiği ve komşu devletlerle sınırlandırma anlaşmaları yaptığı münhasır ekonomik bölgesi bulunmaktadır.

İkinci konuyu oluşturan Yunanistan’ın TBMM’nin casus belli (savaş nedeni) açıklamasından vazgeçmesi isteğine gelince, Yunanistan Meclisi 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni onaylarken karasuları genişliği konusunda da sözleşmenin tanıdığını bildirdiği karasularını 12 mile çıkarma hakkını saklı tuttuğunu açıklamıştı. Yunanistan’ın böyle bir yola gitmesi durumunda Ege Denizi’nin yaklaşık yüzde 72’si Yunan egemenliği altına girmiş olacaktı. Bu gelişme üzerine TBMM 8 Haziran 1995 tarihinde yaptığı oturumunda, Meclis’te temsil edilen bütün partilerin sunduğu bir ortak öneri üzerine oybirliğiyle “ülkemizin hayati menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine, askeri bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere tüm yetkilerin verilmesine” karar vermiş ve bunu “Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla” duyurmuştu.
 

‘Casus belli’ kavramı

Yunanistan’ın bu konudaki isteği ile ilgili olarak en başta bir düzeltme yapılması gereklidir. Latince “casus belli” olarak ifade edilen savaş nedeni, bir devletin “Şu olursa bunu savaş nedeni sayarım” biçiminde bir açıklamasını gerektirmektedir. TBMM’nin kararında böyle bir tehdit yer almamakta ve yalnızca Türkiye’nin ulusal çıkarlarının ve haklarının gerektirdiği “askeri bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere tüm yetkilerin” hükümete verilmesinden söz edilmektedir. TBMM bu kararı ile Türkiye’nin ulusal çıkar ve haklarını kararlılıkla koruma görevini hükümete vermekte, ancak bunun yöntemini kuvvet kullanma yönünde belirlememektedir. Bu durumda Yunanistan’ın TBMM kararını bir kuvvet kullanma tehdidi olarak değerlendirilen casus belli kavramını kullanması hukuksal ve siyasal bir saptırmayı oluşturmakta ve Türkiye’yi saldırgan bir devlet konumunda takdim etmektedir.

Peki Yunanistan’ın yeni hükümetinin Ege konusunda Türkiye’yi ilgilendiren bu kararlarının anlamı nedir?

Bunların ilk akla getirdiği, Yunanistan’ın ekonomik sıkıntıları da göz önünde tutulduğunda, Yunan ekonomisine yeni olanakların eklenmesi arayışı olmasıdır. Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölge ilanı belki İyonya Denizi ve Yunanistan’ın güneyindeki bazı bölgelerde pek sorun olmayacak ve bu bölgelerdeki doğal zenginlikler Yunan ekonomisine katkı sağlayabilecektir. Ancak, Ege’de Türkiye ile Yunanistan arasında kıta sahanlığı sınırlandırılması gerçekleştirilememiş bulunurken bunlara bir de münhasır ekonomik bölge sorununu eklemek iki ülke arasında yeni sorunların çıkacağının kesin habercisidir. Zira Ege Denizi gibi dar alanlarda kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölge birbirleriyle örtüşmektedir.

Fakat, Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölge ilanı yalnızca Ege ile sınırlı da kalmayacaktır. Böyle bir ilana gitmesi durumunda Yunanistan’ın Girit ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında ve hatta bazı olasılıklara göre Meis ile GKRY arasında münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasına kalkışmak suretiyle Türkiye ile Yunanistan ve GKRY arasında yeni sorunların doğmasına olanak vermesi söz konusu olabilecektir. Yunanistan’ın TBMM’nin 1995 yılı açıklamasının geri alınması isteği çerçevesinde ise, Ege’de bir olumsuz gelişme durumunda hükümete tanınan yetkinin geri alınması nedeniyle bir hukuksal boşluk doğmuş olabileceği gibi, ayrıca Ege’nin Yunan karasularına dönüşmesine üstü kapalı yeşil ışık yakılması konumunda kalınacaktır.

Yunanistan’ın yeni hükümetinin, özellikle Yunanistan’ın bugünkü ekonomik durumu göz önünde tutulduğunda, Türkiye ile ilişkilerini tırmandırıcı bir dış politika izlemesinin makul bir yaklaşım olduğunu düşünmek zordur. Bu durumda yeni Yunanistan hükümetinin iç politik nedenlerle hareket ettiği akla daha uygun gelmektedir. Bu çerçevede Yunan hükümetinin son seçimlerde bir hayli güçlenmiş olan aşırı sağ partileri dengelemek amacıyla bu yola başvurması olasılığı düşünülmüş olabilecektir. Bir başka olasılık da ekonomik nedenlerle moral bozukluğu içinde bulunan Yunan halkının moralini düzeltmek ve Batılı devletler karşısında hissettikleri egemenlik zaaflarını Türkiye’ye karşı kullanmak suretiyle psikolojik bir tatmin sağlamak olabilecektir.

Sonuç:

Bütün bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin soğukkanlı değerlendirmeler yaparak Yunanistan’a karşı dış politikasını akıl yoluyla oluşturması esas olmalıdır. Başta hükümet olmak üzere Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı bütün bilimsel, hukuksal ve siyasal hazırlıklarını yaparak Yunanistan ile olabilecek gelişmeleri en sağlıklı biçimde değerlendirmeye hazır olmalıdır.