'Zorunlu karşılıklara ilişkin karar yapısal bir adım'

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, dün zorunlu karşılıklara ilişkin alınan kararın ''ince ayardan otomatik dengeleyiciye'' geçen yapısal bir adım olduğunu belirtti.

30 Mayıs 2012 Çarşamba, 12:44
Abone Ol google-news

Siyaset Ekonomi Ve Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı tarafından çıkarılan Insight Turkey Dergisi'nce ''Avrupa Krizi: Türk ve Yunan Perspektifleri'' panelinde konuşan Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, Merkez Bankası'nın 2008 sonrasında küresel ekonomik krizin etkilerinin azaltılması için izlediği politikaları anlattı.

Bir yandan enflasyonu düşürmeye çalışan sıkılaştırılmış para politikası uygulandığını kaydeden Başçı, diğer taraftan da makro ihtiyati denilen finansal sektör politikalarında destekleyici yönde tedbirler aldıklarını, almaya da devam ettiklerini bildirdi.

Başçı, ''Maliye politikasıyla, yapısal reformlarla, teşvik tedbirleriyle büyümenin potansiyelin altına düşmesine engel olmaya çalışırken, para politikası tarafında enflasyondaki düşüşe odaklı bir şekilde sıkı para politikasına devam ediyoruz. Çok yakın zamanda bunun daha net sonuçlarını göreceğiz, olumlu sonuçlarını göreceğiz'' dedi.

Merkez Bankası'nın zorunlu karşılıklar konusunda dün aldığı kararla ilgili de açıklamalarda bulunan Başçı, zorunlu karşılık aracını kullanarak bankacılık sistemine finansal istikrar açısından kısmi bir destek sağlanmış olduğunu, bunun aynı zamanda makro ihtiyati yapısal paketin ilk adımı olarak da düşünülebileceğini söyledi.

Bankaların Merkez Bankası'na Türk Lirası cinsinden zorunlu karşılık yatırmak zorunda olduklarını hatırlatan Başçı, şöyle konuştu: ''Daha önce zorunlu karşılığın yüzde 40'ına kadar olan kısmını döviz olarak getirebilirsiniz diye imkan sağlıyorduk bankalara. Bunu tercih ediyor bankalar, çünkü burada bir maliyet avantajı var. Bu arada dedik ki (40 değil, 45'ine kadar döviz olarak getirebilirsiniz). Yine size ilave bir maliyet avantajı veriyoruz, ama bu avantaj eskiden olduğu kadar yüksek bir avantaj değil, biraz daha düşük bir avantaj. Burada 1,4 katsayısı ile çarparak bize döviz getirmelerini bekliyoruz. Bu tamamen gönüllülük esasına göre bir şey, isterseniz yatırabilirsiniz, isterseniz yatırmayabilirsiniz. Ama burada hala bir maliyet avantajı var, dolayısıyla biz bankaların bu avantajı da kullanacaklarını tahmin ediyoruz. Burada ne olacak? Bu uygulama sayesinde Türk Lirası zorunlu karşılıkların Türk Lirası veya döviz cinsinden tesis edilmesindeki maliyet farkının azaltılması ve bankaların yeni imkanı, likidite gereksinimleri doğrultusunda serbestçe kullanabilmeleri sağlanacak. Bankalar ileride ihtiyaç duymaları halinde sağlanan bu ilave döviz likiditesi dilimini öncelikle kullanmayı tercih edecekler. Çünkü bunun katsayısı 1,4, burada eğer dövize ihtiyaçları olursa bankaların o zaman gelip Merkez Bankası'ndan bu imkanı geriye alabilecekler. Tamamen kendi kararları olacak.''
 

Yapısal bir adım

Bu kararın yapısal bir adım olarak değerlendirilebileceğini de kaydeden Başçı, ''Bu, Para Politikası Kurulu'nda birkaç aydır tartışılan genel politikanın sadece bir adımı. İnce ayardan otomatik dengeleyiciye diye bir başlık attım burada'' dedi. Bu kararla, döviz likiditesinin çok ucuz ve kolay olduğu dönemde, bankaların çok rahatlıkla yurt dışından borçlanabildiklerini kaydeden Başçı, böyle dönemlerde bankaların borçlandıkları döviz likiditesinin önemli bir kısmını getirip Merkez Bankası'na verebileceklerini söyledi. Başçı, ''Böylece bankalar yurt dışı ile yaptıkları para swapı ihtiyacı azalsın. Yani yurt dışındaki yabancıların Türk Lirası vermesi yerine biz verelim. Buyrun bizden alın, dövizinizi de bizden alın, rezervlerimize ekliyoruz'' diye konuştu.

Türk Lirası zorunlu karşılıkların döviz olarak tutulabilecek kısmını kademeli olarak yüzde 60'a kadar çıkartmayı düşündüklerini belirten Başçı, şöyle devam etti: ''Yani döviz olarak tutulabilecek kısım Türk Lirası zorunlu karşılıkların yüzde 60'ına kadar çıkarılabilecek. Adım adım, zamanı geldiğinde, uygun şartlar olduğunda bu yapılacak. Büyük ihtimalle 5'erli adımlar atarız 45, 50, 55, 60 diye büyük ihtimalle gideriz. Fakat katsayı her adımda artacak. Dolayısıyla 1,4 daha sonra daha yüksek bir katsayı olacak, daha sonra daha yüksek bir katsayı olacak. Şimdi bu ne anlamda otomatik bir dengeleyicidir? Burada bizim Merkez Bankası olarak döviz alıp satmamıza çok da fazla ihtiyaç kalmayacak. Bolluk zamanlarında bankalar kendileri dövizi zaten getirip bizim rezervlerimize ekleyecekler, dövizle ilgili kıtlık zamanlarında da kendileri çekebilecekler. Dolayısıyla Merkez Bankası'nın piyasaya döviz alımı veya satımı yönünde çok fazla müdahale ihtiyacı olmayacak. Bu anlamda bir otomatik dengeleyici özelliği gösterecek. Bunun kur üzerine döviz kurları üzerine nasıl bir etkisi olur dediğimizde, döviz kurlarındaki aşağı veya yukarı yönlü oynaklıkları yumuşatacak. Dolayısıyla serbest kur rejimi devam ediyor, ancak oynaklık Türkiye'deki Türk Lirası'nın oynaklığı diğer ülkelere göre daha düşük olmaya devam edecek. Dolayısıyla döviz kurlarının otomatik dengeleyici özelliğinin bir kısmını yumuşatarak buraya aktarıyoruz ve böyle yeni bir mekanizma kuruyoruz, bu da Türkiye'ye has özel bir yenilik.''

 

Merkez Bankası'nın para politikasına ilişkin çalışmaları

Merkez Bankası Başkanı Başçı, Merkez Bankası'nın para politikasına ilişkin çalışmalarını anlattı. Ek parasal sıkılaştırma önlemleri uyguladıklarını, bankaların şu anda Merkez Bankası'ndan borçlanır durumda olduklarını belirten Başçı, buradaki borçlanma miktarının aşırı yüksek olmadığını, ancak, sonuçta Merkez Bankası'nın hareketlerinin kısa vadeli maliyetler üzerinde belirleyici olabildiğini söyledi. Geçici dönemler için politika faizinden (yüzde 5,75) yaptıkları likiditeyi kesebildiklerini ifade eden Başçı, şöyle konuştu: ''Dolayısıyla bankalar gelip bizden daha yüksek maliyetle borçlanmaya devam edebilirler. Likiditeyi yine vereceğiz ama daha yüksek maliyetle vereceğiz. Bunu sınırlı bir süre için yapacağız. O yüzden diyoruz ki; bu ek parasal sıkılaştırma dönemleri güçlü etkili ve geçici olmalıdır. Etkili derken, iki kanaldan bunun etkisi var. Birincisi 'kredi fiyatlamalarında zaman zaman Merkez Bankası böyle şeyler yapabilir, o yüzden ben fiyatlarımı ona göre, bunu dikkate alarak yapayım.' Krediler üzerinde bu anlamda etkili oluyor ve kredi büyümesini bir miktar yavaşlattı zaten. İkinci etkisi, döviz kurları üzerinde de TL'nin nispeten daha sağlam bir para olmasını ve daha iyi performe etmesini sağlıyor. Özellikle bu dönemler boyunca TL'nin performansı, diğer ülkelere göre çok daha iyi oluyor. Neden geçici olmalı? Çünkü bunu tekrar kullanmak ihtiyacı doğabilir, tekrar kullanırız. Eğer kalıcı olursa tekrar kullanamayız. Böyle basit bir sebebi var. Geçici olduğunu herkes biliyorsa, çıkışta tekrar düşük faize döndüğümüzde bunun herhangi bir piyasa etkisi olmuyor. Ama başlangıcında bir piyasa etkisi oluyor, çünkü sürpriz bir etkisi oluyor. 'Merkez Bankası sıkılaştırmaya başladı, hiç beklemiyorduk, nereden icap etti, niye yaptı' diye tartışılıyor. O arada da döviz kurları üzerine değer kazandırıcı yönde etkisi oluyor. Dolayısıyla burada da döviz satmadan sadece TL likiditesiyle oynayarak döviz kurları üzerinde yumuşatıcı bir etki yapabiliyoruz.''

Bir önceki PPK kararında, Kurul'un enflasyondaki geçici artışların enflasyon görünümünü bozmasına izin vermeyeceğinin yer aldığını hatırlatan Başçı, bu doğrultuda önümüzdeki dönemde ek parasal sıkılaştırmaların daha sık uygulanabileceğinin vurgulandığını ifade etti. Şimdiye kadar yaptıkları parasal sıkılaştırmaların en kısa 5 gün, en uzun 8 gün sürdüğünü anımsatan Başçı, geçen kurul toplantısından dünkü kurul toplantısına kadar geçen 1 aylık sürede 2 kez ek parasal sıkılaştırma yaptıklarını, birinin 6 gün, diğerinin 5 gün sürdüğünü kaydetti.

Dün yapılan PPK toplantısında fiyatlama davranışlarına dair riskleri sınırlandırmak amacıyla önümüzdeki dönemde mevcut sıkı duruşun korunacağının kararlaştırıldığını ifade eden Başçı, ''Bu şu demek; ek parasal sıkılaştırma daha sık uygulanabilecek demiştik ve yine daha sık uygulanabilir. Bu aynen duruyor. İlave olarak, bu çerçevede gerektiğinde daha kısa süreli ek parasal sıkılaştırmalar da kullanılabilecek. Yani 5 günün altına da inebiliriz. 1 gün süreli ek parasal sıkılaştırma bile yapabiliriz. şartlara göre 2 gün de olur, 3 gün de olur. Mutlaka etkili ve geçici olması gerekiyor. Bu ilave bir yenilik. Burada aslında para politikasını biraz daha güçlendiriyoruz. Hem daha sık hem daha kısa süreli yapabiliriz. Burada gayet dikkatliyiz'' diye konuştu.
 

'Enflasyonda resim, beklediğimizden daha iyi olabilir'

Türk Lirası'nın sağlam bir para olmasının şart olduğunun altını çizen Başçı, özellikle Mayıs enflasyonunun iyi geleceğini, orada herhangi bir endişelerinin olmadığını bildirdi. Haziran'dan itibaren de enflasyon iyi gelirse çok rahat bir şekilde yılı yüzde 6,5'lik tahminlerine yakın bir yerde bitirebileceklerini ifade eden Başçı, şunları kaydetti: ''Çünkü emtia fiyatları düşüyor, petrol düşüyor, diğer metaller düşüyor. Gıda fiyatlarında bir sorun yok. O yüzden çok büyük ihtimalle enflasyonda belki beklediğimizden daha iyi bir resim bile ortaya çıkabilir ama bundan emin olabilmek için TL'deki değer kayıpları konusunda son derece hassas durmaya devam ediyoruz. Kredilerle ilgili çok fazla bir sorun yok. Sonuç olarak dengelenme iyi gidiyor. Reel ithalat düşüyor, reel ihracat artıyor. Katma değer açısından bakıldığında, son 1 yıllık dönemde nihai yurt içi talep şu ana kadar yatay gitti. İhracat artmaya devam etti. İhracat katma değeri hatta daha bile hızlı arttı. İhracatçılarımızın kar marjındaki artıştan olabilir, başka sebepten olabilir. Fakat burada dengelenme devam ediyor. Ticaret hadleri şu ana kadar bize çok yardım etmiyordu, enerji fiyatları başta olmak üzere çok yüksekti. Şimdi oradan da yardım gelmeye başladığında biz bu dengelenmenin devam edeceğini tahmin ediyoruz. Kredi büyümesi önemli bir unsur. Burada da makro ihtiyati sıkılaştırmalara başladığımız tarihten itibaren kredi büyüme hızı yüzde 40'lı seviyelerden daha düşük seviyelere geldi. Enflasyon raporumuzda yıl sonunda yüzde 14'ler civarında bir kredi büyümesini varsaydık. Tüketici büyümesinde resim daha olumlu. Bu doğrudan tasarruflarla ilgili, hane halkının tasarruflarıyla ilgili bir konu. Tüketici kredisi büyüme oranları biraz daha ılımlı seyrediyor. Bu bizim için olumlu, çünkü hane halkı tasarrufları aslında artıyor anlamına geliyor. Burada kredi büyümesiyle cari açık arasında net bir ilişki var. Orada da cari açıktaki iyileşmenin kademeli ve yavaş bir şekilde devam edeceğini görüyoruz.''

 

'Türk Lirası biraz daha değer kazanabilir'

Burada yaptığı konuşmada alınan kararlardan sonra Türk Lirası'nın aşırı değerlenmesinin giderildiğini belirten Başçı, bir dönem Türk Lirası'nın aşırı değersiz noktalara geldiğini anımsatarak, ''Oradan tekrar ters yönde parasal sıkılaştırma tedbirlerinin sonucunda, uzun vadeli denge değerine doğru yavaş yavaş kurlar ilerlemeye devam ediyor'' diye konuştu.

Şu an Türk Lirası'nın olması gereken değerinin bir miktar altında olduğunu dolayısıyla biraz daha değer kazanabileceğini, bunda herhangi bir mani olmadığını ifade eden Başçı, bunun piyasa şartları içerisinde veya aldıkları tedbirler sonucunda olabileceğini belirtti.

Türkiye'nin döviz kuru oynaklığının da düşük olduğunu anlatan Başçı, Avro Bölgesi'nde borç krizinin iyice alevlendiği Ağustos ayından itibaren döviz kuru oynaklığının arttığını ancak Türkiye'de bunun daha az olduğunu kaydetti.

Başçı, finansman kalitesinde de başlarda kısa vadeye bir kayış olduğunu, bunu da kademeli bir şekilde doğrudan yatırımlar ve uzun vadelinin payında artış olarak gözlediklerini anlattı.
 

Büyüme

Lehman Krizinden sonra büyüme tarafına baktıklarında ise çok kuvvetli bir toparlanma gözlediklerini belirten Başçı, şöyle konuştu: ''Yakın zamanda daha ılımlı bir büyüme izliyoruz. Daha önce de bunu paylaştık. İlk çeyrekte daha yatay bir büyüme ve ikinci çeyrekten itibaren yine ılımlı, çok fazla enflasyonist olmayan bir büyüme bekliyoruz. Öncü göstergeler de bunu teyit ediyor. Arz tarafından baktığımızda yani üretim fonksiyonu açısından baktığımızda, sermaye oluşumu gayet iyi gidiyor. Yatırımlar gayet hızlı gitmeye devam ediyor.''

İş gücüne katılımın ise Türkiye'de çok düşük olduğunu anımsatan Başçı, özellikle kadınların iş gücüne katılım oranının düşük olduğuna dikkati çekti. Burada da bir artış gözlediklerini bildiren Başçı, bunun bir trend olduğunu ve sadece konjonktürel bir konu olmadığını vurguladı.

Eğitimle birlikte kadınların iş gücüne katılımının artmaya devam edeceğini belirten Başçı, ''Dolayısıyla Türkiye'de bir emek kıtlığı yok. Fiziksel sermaye anlamında da şu anda bir sorun görünmüyor. O yüzden üretkenlik de fena gitmediği için biz potansiyel üretimin aslında artmaya devam edeceğini tahmin ediyoruz'' dedi.

İstihdamda artış

Son yıllarda istihdamda rekor bir artış gözlemlendiğini kaydeden Başçı, ''Bu da maliye politikasında güvenin ve borç sürdürülebilirliğinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Şu anda iş bulma olanakları çok kötü görünmüyor. Enflasyona baktığımızda da geçici bir yükseliş gözlemledik. Bunun temel nedeni döviz kurundaki haddinden fazla değer kaybı idi. Buradaki tedbirler sonuçlarını veriyor. Dolayısıyla enflasyon yılın ikinci yarısında önemli ölçüde düşecek. Gelecek senede daha düşük olmasını hedefliyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin ise şu an oldukça üzerindeyiz ve onlara yaklaşmayı planlıyoruz'' şeklinde konuştu.

Türkiye'deki anket beklentilerinin de benzer yönde çok fazla bozulmadığına işaret eden Başçı, şunları kaydetti: ''Enflasyonun kendisi yüzde 10'u geçtiği halde, enfasyon beklentileri yüzde 6'lı 7'li seviyelerde seyretmeye devam ediyor. Biz bunları 5'e getirmeyi hedefliyoruz. Merkez Bankası'nın kendi tahmininde ise bu ay çok ciddi bir düşüş bekliyoruz. Tek haneye düşmesi çok büyük bir ihtimal. Hatta bu düşüş bu ay piyasa beklentilerinden bile daha fazla olabilir. O yüzden bizim odaklandığımız nokta Haziran. Haziran'da tekrar bir hafif yükseliş olacak. Bu yükselişin hafif kalmasını sağlamaya çalışacağız ki yıl sonunda tekrar yüzde 6,5'a dönelim. Asıl düşüş Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında gözlenecek.''
 

'Enflasyonda Mayıs ayında önemli düşüş gözlenecek'

Başçı, enflasyondaki tepe noktanın Nisan ayında görüldüğünü, Mayıs ayında önemli ölçüde düşüş gözleneceğini, yılın son aylarında bu düşüşün hızlanarak devam edeceğini yineledi. İç ve dış talep arasındaki dengelenmenin öngörüldüğü gibi sürdüğünü, dolayısıyla cari açıkta Ekim 2011'de başlayan iyileşme eğiliminin devam etmesinin beklendiğini anlatan Başçı, ''Burada kademeli tam bir yumuşak iniş senaryosuna uygun şekilde kademeli bir iniş bekliyoruz. Halen cari açığın, gayri safi yurt içi hasılaya oranı yıl sonunda yüzde 8 civarında olabileceğini tahmin ediyoruz. Bu yıl yüzde 10 civarından 8 civarına düşecek. Gelecek yıl daha da düşecek'' dedi.

Erdem Başçı, büyümenin 2012 yılı boyunca ılımlı seyretmesini öngördüklerini, Avrupa kaynaklı risklerin çok konuşulduğunu, ama bunlara karşı da finansal sektör politikalarında adımlar attıklarını, hükümetin de çok çeşitli alanlarda teşvik politikaları alanlarında önemli düzenlemeler gerçekleştirdiğini kaydetti.

Para politikası

Para politikasının ise fiyat istikrarına odaklı kararlı duruşunu sürdürmeye devam edeceğini ifade eden Başçı, sözlerini şöyle tamamladı: ''Çünkü bu Türkiye için çok değerli. Fiyat istikrarı sayesinde biz Türkiye'de potansiyel büyüme hızının bile olumlu yönde etkileneceğini düşünüyoruz. 35 yıllık yüksek ve dalgalı enflasyon Türkiye'ye çok yüksek maliyete neden oldu. O yüzden fiyat istikrarından asla taviz veremeyiz. Ama ilave politika araçlarını da finansal istikrar aracı için daha ziyade hükümet tarafında da büyüme için kullanılmasında fayda var diye düşünüyoruz.''