Dünyaları birleştiren iki şair; Majed ve Behramoğlu!

Müslüman Arap kültürel kimliğini dışlamadan evrensel bir şiire ulaşmayı amaçlayan Tunuslu frankofon şair ve çevirmen Moëz Majed’in şiirleri çeşitli dünya dillerine çevrildi. Majed’in Arap dünyası şairlerinden Fransızcaya çevirdiği çok sayıda çeviri kitabı da bulunmaktadır. Kısa süre önce Ataol Behramoğlu’nun şiirlerini Fransızcaya çeviren Moez Majed ile şiir, Behramoğlu şiiri ve çeviri üzerine konuştuk.

04 Ekim 2021 Pazartesi, 00:02
Abone Ol google-news

“Behramoğlu bir kavşak şairi. Hem kendi kültürü ve toprağına sıkı sıkıya bağlı, hem de derin donanımı ve deneyimiyle dünyaya açık bir şair. O, şiirinde bu özel konumdan kaynaklanan karşı çıkışları ve çelişkileri özümsemesini bilmiştir. Behramoğlu “dünyaları birleştiren”, “burada olan”la “uzakta olan”ı, “dün”le “bugün”ü kesiştiren bir şairdir. Bu açıdan Ataol’un şiirinin, Nâzım Hikmet, R.Tagore, hatta bir ölçüde Kavafis ya da Ritsos gibi bizden önceki kuşakların şiiri ile, Batılı olmayan, örneğin benim kuşağımdan şairlerin şiirleri arasındaki geçişi anlamak açısından önemli bir kavşak olduğunu düşünüyorum.”

Moez Majed

Tunuslu şair Moëz Majed (1973) sanatçı ve entelektüel bir çevrede büyüdü. Yaşam bilimleri (biyoloji) eğitimi gördü. Biyoteknoloji alanında yöneticilik yaptı. 2012’den itibaren kendisini tümüyle edebiyat çalışmalarına adadı. Majed ilk şiir kitabı “L’Ombre...la lumière”i 1997’de yayımladı.

2008’de “Les rêveries d’un cerisier en fleurs” adıyla yayımladığı ikinci kitabını, uluslararası tanınırlığına katkı yapan “L’Ambition d’un verger” (2010), “Gisants (2012), “Chants de l’autre rive” (2014) adlı şiir kitapları izledi. “Non loin de là” adlı şiir kitabı yakında Fransa’da yayımlanacak.

Frankofon bir şair olan Majed Müslüman Arab kültürel kimliğini dışlamadan evrensel bir şiire ulaşmayı amaçladı. Fransızca olarak yazdığı şiirleri Arapça, Rumence, Yunanca, İspanyolca, İtalyanca ve İngilizceye çevrildi. Majed’in Arap dünyası şairlerinden çevirdiği çok sayıda çeviri kitabı var.

Müslüman Arap kültürel kimliğini dışlamadan evrensel bir şiire ulaşmayı amaçlayan Tunuslu frankofon şair ve çevirmen Moëz Majed’in şiirleri çeşitli dünya dillerine çevrildi.

Majed’in Arap dünyası şairlerinden Fransızcaya çevirdiği çok sayıda çeviri kitabı da bulunmaktadır. Kısa süre önce Ataol Behramoğlu’nun şiirlerini Fransızcaya çeviren Moez Majed ile şiir, Behramoğlu şiiri ve çeviri üzerine konuştuk.

‘ATAOL İLE BİRLİKTE ÇALIŞTIK’

- Çevirinizde kesinlik savında olmadan, her iki dilin biçim ve anlam özellikleri yanında, Behramoğlu’nun özgün yazımı ile şair Majed’in bireysel ifadesi arasında bir “orta yol“ arayışında oldunuz.

Öncelikle, Ataol Behramoğlu’nun şiirlerini Fransızcaya çevirme isteğinin nasıl bir düşünceden doğduğunu, çevirinizin süreci ve önceki çeviri çalışmalarınızla ilgili bilgi verir misiniz?

Her şeyden önce, bu kitaba gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederim. Bu çeviri projesinin kökeninde, bugün bizim için uzakta da kalmış olsa oldukça trajik bir öykü yatmaktadır.

Olay 2015 yılı Temmuz ayında Kolombiya’nın kuzeyindeki Medellin kentinde geçti. Burada, Uluslararası Şiir Festivali vesilesiyle Ataol Behramoğlu’yla karşılaştım. Kişisel bir sempati yanında, entelektüel bir yakınlık doğdu aramızda.

Bir akşam diğer şairlerle birlikte bu kentteki bir Türk restoranından çıkarken, bir taksi Ataol Behramoğlu’na çarptı; bir an için çok korktuk, hayatından endişe ettik. Kentteki bir klinikte başucunda endişe içinde uykusuz bir gece geçirdim. Bu arada, kazayla ilgili olarak ailesini bilgilendirdim.

Ataol’un klinikte geçirdiği birkaç gün içinde, biz de onun kimi şiirlerini Fransızcaya çevirmeye koyulduk. O zaman kendi dilinde büyük bir şairle karşı karşıya olduğumu anladım. Ataol’un şiirsel söyleminin düzeyine çıkabilecek bir çeviriye ulaşamayacağımı hissetsem de, onun şiirini en iyi temsil eden örnekleri kendisiyle birlikte Fransızcaya çevirmek fikri doğdu içimde.

Bu ortak çalışma fikri nihayet 2019 yazında, tatilimi o muhteşem Foça kentinde geçirmeye karar verdiğimde hayata geçti.

Ataol’la her gün bu çeviri üzerinde çalışmak için bir araya geldik. Uyguladığımız yöntem çok basitti: Ataol düzgün bir Fransızcayla konuştuğu için, önce bana şiirlerini Türkçe okuyor, sonra her dizenin Fransızca anlamını, biçim özelliklerini ayrıntılı biçimde açıklıyordu. Ben de, ardından kendi sözcüklerim ve sözdizimimle imge, düşünce, olgu ya da olay olarak ifade edilmiş dizelerin anlamına uygun karşılığı bulmaya çalışıyordum.

Daha önce yaptığım Fransızca çeviri çalışmalarına gelince; Fransa’da Al Dante Yayınları’nda çıkan “Çağdaş Suudi Şiiri Antolojisi” adlı bir çeviri kitabım yayımlandı. Ayrıca, Tunus Radyosu’nda yaptığım bir edebiyat programı çerçevesinde, Majnun, Badr Chaker Assayeb (Irak) gibi Arap şairlerden çeviriler ile, bir Endülüs şiiri antolojisi (Wallada, Ibn Zaydun, Lissanuddin Ibn Al Khatib) yayımladım.

‘ŞİİR ÇEVİRİSİNİN ŞAİR AYRICALIĞI OLDUĞUNU DÜŞÜNENLERDENİM’

- En iyi şiir çevirilerinin şairler tarafından yapıldığı söylenir. Ancak, bu görüşün her zaman doğru olmadığına dair çok örnek var. Şair, çevirmen olunca kendi poetikasını dayatmak, “kendi şiirini yazmak” gibi bir tehlike ortaya çıkıyor.

Çevirmen şair değilse, bu kez de çevirmene anlam aktarmasına odaklı düz, yavan bir nesir diliyle çevirdiği eleştirisi getiriliyor.

Behramoğlu’nun şiirini çevirirken, çeviri stratejinizi belirleyen temel ilke ne oldu?

Çok haklısınız. Şiir çevirisine girişmek gerçekten tehlikeli bir iş. Her taraftan tehlike gözetler sizi. Çevirmenin, şiiri fazlaca kendisine mal ederek, kendi şiirini yazma riski büyük olsa da, ben kendi payıma şiir çevirisinin bir “şair ayrıcalığı” olduğunu düşünenlerdenim.

Bu risk kanımca aşılamaz da değildir; yine de bu riskin, bir dilden diğerine anlamı aktarmakla yetinen düz, yavan bir nesir dili çevirisiyle karşılaşmaktan daha az zarar verici olduğunu söylemek isterim.

Kendi payıma, en güzel Arap şiirlerini Fransızcaya çevirirken çarpıtan Oryantalistlerin çevirilerine karşı oldukça net bir tavır almışımdır.

Başarılı şiir çevirilerinin neredeyse tümü şairlerin yaptıkları çevirilerdir: Baudelaire’in Edgar Allan Poe; Edgar Fitzgerald’in Ömer Hayyam; Philippe Jacottet’nin Ungaretti çevirileri böyledir. Kendimi böyle bir çizgi içine sokma cüretini göstermeden, Ataol Behramoğlu’nu çevirirken temel kaygımın Fransızca metnin her şeyden önce şiir olmasına özen göstermek olduğunu söyleyebilirim.

Bu konuda kendi üzerimde uyguladığım tek baskı özgün şiirdeki anlamdan sapma hakkını kendimde görmemek oldu.

Her sözcüğün tam olarak Fransızca karşılığını bulmak gibi bir çaba içinde olmaktan çok, Fransızca cümlelerin Türkçe cümlelerle aynı şeyi ifade etmesine çalıştım. Bunu yaparken, Fransızca yapının/metnin bütünlük içinde şiir olmasına özen gösterdim.

‘ŞİİRİN ÇEVRİLMEZLİĞİ DÜŞÜNCESİNE KATILMIYORUM’

- Genel planda şiirin çevrilmezliği sorununu, -özellikle de “anlam” ve “biçim”in ayrılmaz iç içeliğini bir yana bırakırsak, Behramoğlu’nun şiirinde çevrilmeye -yani bir anlamda “kaybolmama”ya-, en fazla direnen, hangi özellikleri oldu?

Çeviri sırasındaki “kayıplar”ı telafi etmek için hangi yöntemlere başvurdunuz?

Her şeyden önce, şiirin çevrilmezliği formülüne katılmadığımı özellikle belirtmeliyim. Aksi takdirde, daha başından şiir çevirme projemi terk etmek gibi ahlaki bir yükümlülük içine girmiş olurdum.

Çevrilemez metinler olmadığını düşünüyorum; belki şöyle denebilir: henüz çevirmenleriyle karşılaşmamış metinler vardır.

Bir şiir çevirisinin başarısı, genellikle çevrilen şiirin kendi dilinde başvurduğu estetik araçların niteliğine bağlıdır.

Örneğin, estetiği dilin müzikalitesine dayalı (Verlaine’in şiirinde olduğu gibi) bir şiirin çevirisi, güzelliğini imgelere, bir felsefeye ya da kimi kültürel referanslara borçlu bir düzyazı şiirden çok daha güç olacaktır. Ancak, günün birinde bir çevirmen-şairin bu metinlerle “ilişki”ye girmesi, bir başka dilin kapılarını açarak onları ötelere taşıma olasılığı her zaman vardır.

Kuşkusuz, çevirirken kimi zaman “kayıplar” olacaktır; ancak, yeni bir güzelliğin çevrilen şiirin yardımına gelmesi de olasıdır. Bu bir anlamda yeni ev sahibi dilin ona hoş geldin demesi gibidir.

Behramoğlu’nu çevirirken güçlük bazen sonelerde ya da uyaklı şiirlerdeki Türkçe müzikaliteden ileri geliyordu. Uygun düştüğünde, dizeleri Fransızca olarak uyaklı hale getirmek için özel bir dikkat gösterdim.

Ancak, kişisel olarak, her ne pahasına uyak aramaya da karşıyım. Çevirimde belirli bir müzikaliteyi yakalamak için uyak yokluğunu müzikal tınısı olan sözcükleri seçerek ve sözdizimini hafifleterek telafi etmeye çalıştım. Umarım başarmışımdır.

TEPEDEN TIRNAĞA BİR TÜRK ŞAİRİ

- Bir şair (bir insan) başka bir dilde düşünebilir, ama anadilinde duyar... Çevirinizi okuduğumda, Fransız okurun kendi anadilinde “Fransız Behramoğlu”nu değil, “yabancı” bir şairi okuma hazzını tadacağını; her iki dil, her iki kültür arasında kurulan köprüler aracılığıyla hoşuna gidecek “yabancı” bir tad duyacağını; özel bir “koku”yu, olumlu anlamda çevirinin, başarılı bir “çevirinin kokusu”nu keşfedeceğini düşünüyorum.

Bu konuda görüşlerinizi öğrenmek isterim.

Güzel bir iltifat bu benim için. Ataol Behramoğlu Ataol Behramoğlu’dur. O tepeden tırnağa bir Türk şairdir. Çevirirken, onu bir “Fransız şair” yapmak ne büyük düş kırıklığı olurdu.

Benim çeviride bağlandığım ilke şudur: bir Fransız okurun hiçbir zaman herhangi bir “dil egzotizmi”, bir dil ağırlığı ya da kaynak dilden gelen bir sözdizim kusuru duymasını istemem.

Bu şiirleri okurken Fransız okurun bir tür şaşkınlıkla yüz yüze gelmesini beklerim: bir yandan bu dilin yerli bir Fransızın dili kadar duru olması, diğer yandan duyarlılık, eşya ya da doğa algısı ya da toplumsal olguların farklılığı nedeniyle, bu dilin yansıttığı şeyin hiçbir biçimde bir Fransızın şiiri olmaması gerekir.

İşte Behramoğlu’nun şiiri bu nedenle çekicidir; sonuçta, çevirim okurda bu ikiliği yaratıyorsa bahsimde başarılı olduğum söylenebilir belki.

‘HİÇBİR ÇEVİRİ BİTMİŞ DEĞİLDİR!’

- Kitabınızda yaptığınız gibi, çeviri metinle özgün metnin bir arada sunulması bir yandan çevirmenin yeteneği ve yaratıcılığını görmeyi olanaklı kılarken, bir yandan da, şiirin (kuşkusuz buna çeviri şiir de dahil) dil üzerinde yapılan bitimsiz bir çalışma olduğu gerçeği bağlamında diğer çeviri girişimlerini de teşvik etmektedir.

Sizce “bitmiş” çeviri örnekleri var mıdır? Kitabınızda her iki metni birlikte sunarken, iyi bir çeviri yapmayı başardığınızdan nasıl emin olabiliyorsunuz?

Hiçbir çeviri “bitmiş” değildir. Her zaman çevriyi iyileştirecek bir sözcük, bir söyleyiş, bir virgül olacaktır. Bunda utanılacak bir şey yok. Ben kendi kendimin acımasız eleştirmeniyim.

Çeviri kitaplarımdan birini her açtığımda bir dizenin, bir satırın içinde uygun olmayan bir kullanım, daha kötüsü bir hata gördüğümde içimi boğuntu kaplar. Bir çeviri kitabımın yeni baskısı söz konusu olduğunda, düzeltme önerilerini not almak için kalemi elimden eksik etmem. Bunun sağlıklı bir tavır olduğunu düşünüyorum.

Özgün metni çeviri metinle yan yana koymaya gelince, bunun benim her zaman editörlerime yaptığım bir talep olduğunu belirtmeliyim. Yol açabileceği risklere karşın, bu konuda bugüne kadar onlardan hep olumlu cevap almışımdır.

İyi bir çeviri yaptığımdan nasıl emin olduğuma yönelik sorunuza gelince, vereceğim cevap ‘elimden geleni en iyi biçimde yaptığımdan emin olmam’ biçiminde olacaktır.

Kuşkusuz, çevirmenin kendisini böyle ortaya sererken belirli bir değerlilik dozunun da olması gerekir. Yine de temellendirilmiş eleştiriler varsa, bunun çevirimi daha incelikli kılacağını, gelecekteki çevirilerime katkı yapacağını düşünürüm.

‘DÜNYA, NAZIM HİKMET DIŞINDA TÜRK ŞİİRİNİ ÇOK AZ TANIYOR’

- Umberto Eco, “Avrupa’nın dili, çevirinin dilidir” der. Bu sözü, “insanlığın dili, çevirinin dilidir” biçiminde söylemek yanlış olmaz kanımca.

Bu bağlamda, çeviri yoluyla dünyaya açılan Behramoğlu’nun şiirini çağdaş dünya şiiri içinde nereye koyarsınız?

Dünya, Nâzım Hikmet dışında Türk şiirini çok az tanıyor. Bu, temelde bir ilişki sorunudur. Dünya, özellikle de Batı diğer ulusların şiirlerini pek bilmiyor.

Uzun yıllar boyunca, çeviri köprüleri Oryantalistlerin tekelinde kaldı. Bu nedenle, kendi diline çevrilip basılmaya değer gördüğü eserleri hep Batılının kendisi belirledi. Çevrilen eserlerin büyük çoğunluğuna dikkatlice bakılırsa, bu seçimlerin Batı’nın Doğu kültürlerine bakışını yansıttığı görülecektir:

Bin Bir Gece Masalları, Osmanlı sonrası huzursuzluklar ve Doğuluyu ve çevresini bugünün toplumlarıyla ilişkisi olmayan düşsel kurgularla takdim eden her türden eser...

Edward Said’in “Oryantalizm”inde geliştirdiği de budur. Bu tespiti akılda tutunca, Ataol Behramoğlu’nun çağdaş dünya şiirindeki yerinin önemi daha iyi anlaşılıyor. Behramoğlu bir kavşak şairi. Hem kendi kültürü ve toprağına sıkı sıkıya bağlı, hem de derin donanımı ve deneyimiyle dünyaya açık bir şair.

O, şiirinde bu özel konumdan kaynaklanan karşı çıkışları ve çelişkileri özümsemesini bilmiştir.

‘BEHRAMOĞLU, DÜNYALARI BİRLEŞTİREN BİR ŞAİR’

Behramoğlu “dünyaları birleştiren”, “burada olan”la “uzakta olan”ı, “dün”le “bugün”ü kesiştiren bir şairdir. Bu açıdan Ataol’un şiirinin, Nâzım Hikmet, R. Tagore, hatta bir ölçüde Kavafis ya da Ritsos gibi bizden önceki kuşakların şiiri ile, Batılı olmayan, örneğin benim kuşağımdan şairlerin şiirleri arasındaki geçişi anlamak açısından önemli bir kavşak olduğunu düşünüyorum.

Ataol Behramoğlu’nun şiirinin gelecekte Güney coğrafyasının edebiyat ürünlerinin daha iyi anlaşılmasına önemli katkı yapacağına inanıyorum. Bu nedenle, bu şiirin çevrilip Avrupa’da yayımlanması ve orada parlaması çok önemliydi.

Akdeniz’in güney ve doğu kıyısı ülkelerinin edebiyatını tanıtma amacı güden çeviri seçimlerimi Batı’nın bizi görmek istediği biçimiyle değil, bizim kendimizi nasıl gördüğümüzden hareketle yapıyorum.

Ataol’un eseri Rabinranah Tagore’un kehanetinin somut bir ifadesidir: “Biz, Doğu’nun hırpanileri bir gün tüm insanlık için özgürlüğü fethedeceğiz”.

- Son bir soru: yeni çeviri projeleriniz var mı? (Örneğin, bir başka Türk şairini çevirmek gibi…)

Son zamanlarda üzerinde çalıştığım projeleri sonuçlandırdığım için, yeni çeviri projelerine yöneldim: bir Arap-Endülüs şiir antolojisi çevirisi ile Badr Chaker Assayeb’in (Modern Arap şiirinin öncüsü) şiirlerinden seçkileri içeren bir çeviri kitabı hazırlıyorum. Türk şiiriyle ilgili olarak da, ilgimi çekecek, bende merak uyandıracak her türlü projeye katkı vermeye hazırım.