Her şey birlikte güzel! Y. Bekir Yurdakul’un yazısı...

Katy Hudson; sıcak, yalın öykülerine eşdeğerde başarılı resimleriyle daha ilk sayfalarda sarıp sarmalıyor, çekip içeri alıyor okurunu. Bir anda Tavşan’la havuç istiflerken, Sincap’ın ekibinde yarışırken ya da sakin bir uyku için mekân arayışındaki Tosbağa’nın yanında duyumsuyorsunuz kendinizi. Bu başarıda, kitapları dilimizde yeniden var eden Şafak Arat’ın payını da unutmayalım.

15 Ocak 2022 Cumartesi, 00:03
Abone Ol google-news

Sıkı bir orkestrayla bir aradayız sanki. Tavşan, Sincap, Tosbağa, Kuş ve Kunduz... Sırası gelen solosunu tamamlayıp (evrensel bir sorunsal üzerinde düşünmemiz için kapıları aralayıp) sahnenin kendisine ayrılmış bir köşesine çekiliyor. Şimdilik ilk üçünün başrole soyunduklarıyla tanıştık. Olasıdır ki seriyi beşe tamamlamıştır Katy Hudson.

‘BÜTÜN HAVUÇLAR BENİM’

Her yer havuç, her şey havuç; yemekte, oyunda, okulda, uykuda (gerçi uyumak biraz zordu çünkü yuvada havuçlardan yatacak yer kalmamıştı!)... her yerde havuç. Bütün havuçlar Tavşan’ın. Nerede görse topluyor, geride bir tane olsun bırakmıyordu. İyi de bir dünya havuç nereye konurdu, nerede korunurdu?

Tavşan’ın bütün bu gözü doymazlığına, kendisi için biriktirme halleri sonucu evinde adım atacak yer kalmayınca arkadaşları ona yardım etmek isterler. Tavşan’ın evine sığdıramadığı onca havuç; sırasıyla Tosbağa’nın, Kuş’un, Sincap’ın, Kunduz’un yuvalarından olmalarına yol açar.

Çare mi? Tavşan, sapasağlam duran evini ve havuçlarını, kendisine hiçbir karşılık beklemeden yardımcı olmaya çabalarken evsiz kalmış arkadaşlarıyla paylaşır.

Bencilliğin, “hep bana”cılığın düşürdüğü açmazlardan, paylaşmanın güzelliği ve yarattığı sevinçle çıkılabilir ancak. Sofranızda ne olduğu değil oraya kimlerle oturduğunuzdur önemli olan.

‘ALTIN MEŞE PALAMUDU AVI’

Yılda bir yapılan Altın Meşe Palamudu Avı’nın altmışıncısında önemli bir kural değişikliği yapılmıştır: Bireysel katılım yerine bundan böyle takımlar yarışacaktır. Son sekiz yılın birincisi Sincap, bu kurala karşı çıkacak olur ama sonuç değişmez.

Kunduz, Tosbağa, Kuş ve Tavşan; yarışmanın arifesinde Sincap’ın kapısını çalıp, “Biz senin takımının bir parçası olmayı çok isteriz.” derler.

Sincap, Tosbağa’yla Tavşan’ın o tarihsel yarışını düşünür mü, bilinmez ama yarışmaya bir gün kala kapısına gelmiş bu ekibe çaresiz peki der. O kısacık sürede takımını yarışmaya hazırlamaya çalışır. Bir günlük de olsa antrenman antrenmandır. Ve yarışma başlar!

En iyi oyunculardan da kursanız ekibinizi, başarı için çok başka bir şey, ekip ruhu gerekir. Kaldı ki ekip olmak, birbirini desteklemek, ekip arkadaşlarını zorda bırakmamak her türlü başarının / zaferin ötesinde ve üstünde değer taşır.

‘GÜRÜLTÜLÜ BİR KIŞ UYKUSU’

Tosbağalar kış mevsimini sevmezler mi? Sevmezler. Neden peki? İşte öyle, bir nedeni yok!

Kış gelmiş, her yer bembeyaz olmuştur. Tosbağa için de şöyle sessiz sakin bir kış uykusunun tam vaktidir. Tosbağa uykuya dalmak üzeredir ki Bülbül’ün sesi çınlar: “Müzik sınıfımıza katılmak ister misin?”

Tosbağa, tası tarağı toplayıp başka bir yer arar uyumak için. Bulduğu yeni yerde de tam gözlerini kapamıştır ki bu kez Tavşan, buzdan heykeller yapmaya çağırır onu. Yine homurdanır Tosbağa, yine düşer yola.

Ah, işte burası tam ona göredir... Uyumak üzeredir ki ardı ardına toplar iner evinin damına! “Hey, Tosbağa! Kartopu oynamak ister misin?” diye bağıran, Tosbağa’ya kartopu yağdıran Sincap’tır.

“Anlaşıldı. Daha yüksek bir yere çıkmalıyım...” diye düşünür Tosbağa. Çok geçmeden tırmandığı o koca ağaçla birlikte, Kunduz’un Kızak İnşa Alanı’nda, yerde bulur kendini.

En iyisi kimseciklerin olmadığı bir tepedir. Bir de tahta parçası bulur orada. Tam yerleşmiştir ki o da ne? Kızak mıdır o tahta sandığı? Ne de güzel kayıyor!

Nedenini, niçinini bilmeden, merak etmeden; ezbere, belki ön yargıyla karşı çıktıklarımız, birazcık cesaretle/ sınamayla pekâlâ sevdiklerimiz arasına katılabilir.

Resim: KATHY HUDSON

ÜÇ ÖYKÜ ÜÇ PENCERE

Katy Hudson, kendimizi yer yer gülümserken bulduğumuz üç öyküsüyle aynı dünyaya / dünyamıza üç ayrı pencere açıyor. Bireysel, kendi isteklerini önceleyen, çevreye, akıp giden hayata gözleri kapalı tutum ve davranışların yerine arkadaşlığı, dayanışma ruhunu, yardımlaşmayı, ekip olmayı hatırlatıyor. Birlikte olmanın, imecenin çoğalttığı sevinci seriyor önümüze.

Başarılı desenleri, iyi seçilmiş renkleri, gülümseyen karakterleriyle resimlerin yarattığı dünya; sıcak, yalın öykülerle bir olup sarıp sarmalıyor, daha ilk sayfalarda çekip içeri alıyor okurunu.

Bir anda Tavşan’la havuç istiflerken, Sincap’ın ekibinde yarışırken ya da sakin bir uyku için mekân arayışındaki Tosbağa’nın yanında duyumsuyorsunuz kendinizi.

Üç kısa, derinlikli öykünün hemen her sayfasında bir anın, bir rengin, bir eylemin sizin hayatınızdan çıkıp buralara geldiğinden kuşku duymuyorsunuz.

Bu başarıda, kitapları dilimizde yeniden var eden Şafak Arat’ın payını da unutmayalım. Kısacık öykülerle kocaman dünyaların ortaya konmasındaki başarı; hepimizden bir şeylerin yansıdığı o evrensel çizgiyi yakalamakta yatıyor işte.

Her okuduğunuzda başka bir inceliğini, fark edeceğiniz üç yapıtıyla Katy Hudson sizinle de tanışmayı istiyor. Gecikmeyin bence.

Bütün Havuçlar Benim (36 s.), Altın Meşe Palamudu Avı (36 s.), Gürültülü Bir Kış Uykusu (36 s.) / Katy Hudson / Çeviren: Şafak Arat / Timaş Çocuk / 4+ / 2021.