CHP’de değişim, dönüşüm başladı mı?
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

CHP’de değişim, dönüşüm başladı mı?

09.11.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bu soruya, olumlu bir cevap vermek olanaklı. Ancak başlayan süreci düşünürken kimi yapısal belirleyicileri göz önüne almak gerekiyor.

BİR DEĞİŞİM İKİ BELİRSİZLİK

Tüm yorumcuların altını çizdiği gibi CHP, yönetici kadrosunu, demokratik yollardan, bölünmeden, değiştirmeyi başardı. Bu deneyim bir emsal oluşturacak, gelişmiş kapitalist ülkelerde sıradan kabul edilen “Seçim kaybeden ekip değiştirilir” ilkesinin yerleşmesine yol açacak mı? 

Bir soru daha var: CHP’de yaşanan bu değişim bürokratik bir olay mı? Yoksa ideolojik, kültürel bir arka plana sahip mi? Eskimiş başarısız bir ekip yerlerini daha genç bir ekibe mi bıraktı? Yoksa, belli bir siyaset anlayışına, programa (gelecek tanımına) sahip bir ekip yerini farklı bir siyaset anlayışına, programa sahip bir başka ekibe mi bırakıyor? Yeni ekibin eskisine kıyasla, sola daha açık, sosyal demokrasiyi, laikliği savunmaya daha eğilimli olduğuna ilişkin bir kanaat var. İki farklı ideolojinin, kültürün ve programın yarıştığını düşündürecek dinamikler varsa da bunların, derinlikleri henüz belirgin değil. 

VE KİMİ YAPISAL ETKENLER

Değişimin olasılıklarını, sınırlarını düşünürken işe üç olguyu değerlendirerek başlamak gerekiyor. 

Ancak önce, kimi zaman yaptığım bir anımsatmayı tekrarlamak istiyorum: Yürütme üzerinde, uzun süre, tek bir partinin egemen olduğu ülkelerde, kimi araştırmacıların dikkat çektiği gibi, siyasi kararların alınma süreçlerinde kalıcı davranış biçimleri, “patika bağımlılığı” yaratan “algısal kilitler” oluşabiliyor. Böylece toplumda, bir kez yerleştikten sonra, değiştirilmesi giderek zorlaşan bir “yapışkan statüko” şekillenebiliyor. Muhalefetin çok parçalı, hükümet partisi karşısında bir seçenek oluşturmakta başarısız kaldığı koşullarda, hükümet partisinin uygulamaları sonucunda oluşan “algısal kilitler” daha güçlü, “statüko” daha “yapışkan” oluyor. Tek parti hükümetinin, ülkenin siyaset yapma süreçleri, alanları üzerinde kurmayı başardığı “tekelci yapılanmalar” siyaseti etkilemek isteyenleri kendilerine katılmaya, en azından uyum sağlamaya zorluyor. Bir kez katılım gerçekleştikten sonra, bu statükonun dışına çıkarak başka seçenekler aramak verimsiz, hatta “gerçekçi” olmayan çabalar olarak görülüyorlar.

Bir: Toplum, 20 yıldır siyasal İslamın ekonomik, kültürel olarak da yaygınlaşan derinleşen siyaset rejimi altında yaşıyor. İki: Bu toplumun içinde ana muhalefet partisi CHP ise yaklaşık 13 yıldır, ısrarla hep, sağa eğilerek siyasal İslamın söyleminin kimi unsurlarını benimseyerek siyaset yapan, partisinin kurucu geleneğinden her seçim döneminde biraz daha uzaklaşan Kılıçdaroğlu yönetimi altında yaşadı. Üç: Bu yaşam içinde düzenin siyaset seçkinleri, kanaat önderleri, önce neoliberalizmin sonra da siyasal İslamın rant merkezli birikim süreçlerinin tarzlarına, değerlerine, kurumlarına giderek uyum sağladılar. Bir başka değişle, bir kuşak, dinci, otoriter, neoliberal ve rantiye bir “Habitus” içinde yetişti, eski kuşak bu “Habitus”a giderek daha fazla uyum sağladı.

Özgür Özel ekibi, yukarıda betimlediğim realitenin ürünüdür. Bu nedenle gerçek bir değişim dönüşüm süreci yerleşik “algısal kilitlerin” ve “yapışkan statükonun” içinde şekillenecek ve bu iki etkinin dışına çıkmaya çalışacaktır. Bence bu süreç dört alanda ya tıkanacak ya da ilerlemeyi başarabilecektir. (1) Uluslararası sermayenin dayatmaya devam ettiği neoliberalizmle bir sembiyoz ilişkisi içindeki ranta dayalı birikim modelinin ve siyasal İslamın asalak sınıfları arasında ekonomik artığın, paylaşılmasının gereksinimleridir. (2) Bu gereksinimlerin kültürel boyutu olarak, laikliği, “özgürlükçü laiklik” gibi söylemlerle sulandırarak yok etmeye çalışan, tarikatlar dünyasını meşrulaştıran liberalizm alanıdır. (3) Emek sermaye çelişkisi üzerinde şekillenen sol tercihleri “siyaset dışına itme”, sağa kaymayı tek seçenek olarak dayatma çabalarıdır. (4) Rejimin haklar (Kürtler, kadınlar, LGBTİ+) ve özgürlüklere yönelik saldırılarının, hak ihlallerinin alanıdır.

Özgür Özel ve ekibine, değişim iddialarına, önyargıyla yaklaşmamak, karar vermek için bugünden başlayarak mart yerel seçimlerine kadar bu dört alandaki pratiklerini izlemek gerekir. 

Yazarın Son Yazıları

'Önce yavaş yavaş...'

Çağımızdaki savaşlar, egemen ekonomik model, yapay zekâ, özellikle geçen hafta açıklanan Palantir “Manifesto”su üzerine tartışmalar bana Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar romanını anımsattı.

Devamını Oku
27.04.2026
Çin şoku 3.0

“Çin şoku 2.0 ya da kriz dinamikleri” başlıklı yazımda, Çin kapitalizminin ileri teknoloji alanındaki üretim kapasitesinin Batı merkezli dünya ekonomisinin dengelerini sarsmaya başladığını vurgulamıştım.

Devamını Oku
23.04.2026
‘Çin Şoku 2.0’ ya da kriz dinamikleri

Tarihin en büyük enerji krizine, küresel bir resesyon riskine, “geçim sıkıntısı krizinin” daha da derinleşmesine yol açan İran savaşının, gerçek nedeninin (İsrail bir yana) ABD ekonomisinin finansal yapısını ayakta tutan “petro dolar” sistemini korumak olduğuna ilişkin yorumlar var.

Devamını Oku
20.04.2026
‘Adam’ gitti! Yenisi geliyor

Pazar gecesi Budapeşte sokaklarında büyük bir coşkuyla tarihsel bir kırılma anı yaşanıyor gibiydi.

Devamını Oku
16.04.2026
Savaştan sonra

Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu.

Devamını Oku
13.04.2026
Orbán: ‘Madendeki kanarya’

Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.

Devamını Oku
09.04.2026