Düşünceden düşünceye
Adnan Binyazar
Son Köşe Yazıları

Düşünceden düşünceye

22.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Daraldığım anlarda kendimi kitapların dünyasına atıp düşünceden düşünceye, duyarlıktan duyarlığa atarak içimde yeni bir dünya yaratıyorum. Sayfasını açtığım her kitapta aradığımı bulunca seviniyorum.

Kitap, ayrıca bir kültür varlığı olarak da bir gelişim kaynağıdır. Yerine göre gerçeği de düşsel olanı da yansıtan odur. Kitabın kurgusal olanı ise anlatısıyla bir betimleme, imge yaratma kaynağıdır.

Temeli sağlam kitaplar, kişinin algılayışına göre, sınırsız olanak sağlar okuyana. Vincent van Gogh’a, “Sanat, Tanrı’nın eksik bıraktığını tamamlar” dedirten odur. Sanat da “eksik” olanı görüntülerle tamamlamak değil midir?

ÇAĞRIŞIMSAL DÜNYALAR 

Çağrışım yaratmanın sınırsız alanıdır kitap. Duyumsananı görmeden gösterir, işitmeden duyurur, koklamadan algılatır, dokunmadan dokundurur.

Her kitabın ayrıcalıklı bir yanı vardır. Kitap, duyulara devinim alanı açarak görmeden gösterir, işitmeden işittirir, dokunmadan dokundurur, tatmadan tattırır, düşünmeyeni düşündürür, duymadan duyur. Kitap bu yönüyle de insanın kendini yerleştirdiği bir duygu, düşünce alanıdır.

Okuma, bu yönden, okuyanın kendi yarattığı çok yönlü bir eylemdir. O nedenle okuruna göre kitap, kitabına göre okur vardır. Öyleleri vardır ki hep aynı tür kitapları okur. Onlar durağan okurlardır. Bir okur kesimi ise kitaptan kitaba atlar. O türden olanlar, kitabı okumaz, sayfadan sayfaya atlar. Bir kesimi de kitabın dış görünüşüne kapılır. Çoğunluk ise kitabı okuduktan sonra yargıya varır. Onlar gerçek okurlardır.

SEÇKİN KİTAPLAR 

Mimarlık değeri yüksek yapıların ihtişamı, içine girilirse anlaşılır. Kitap da öyledir; değeri, daha sözcüklerin yerini bulmasından bellidir. Şiirin, romanın, öykünün, denemenin duygu dolambaçlarına dalmadan yazarın dünyasına girilemez. Okumayı yaşamının varoluş nedeni saymayan okur, kitabın anlam derinliklerine inemez. Çağlarına damgasını vuran kitapların anlam katmanlarını tam kavramaya ömür yetmez. Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı, Binbir Gece Masalları, Cervantes’in Don Kişot’u, Shakespeare’in Hamlet’ini, Stendhal’in Kızıl ile Kara’sını, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını yüzyıllar eskitemiyor. Onları bir kez okumak yetmez.

GÜZELLİK, ARAYANA GÖRÜNÜR 

Kitaplar, anlatılan olaylarla değil, olayların özünü oluşturan düşüncelerle, duygularla değerlendirilir. Giorgio Manganelli, “Kitaplar gerçekten iyi iseler olay örgüsünden arındırıldıklarında, gizli bir imge, içinde gerçekten bir kitabın büyüklüğünün yattığı bir yeraltı katmanı sunarlar” diyor.

Baudelaire, insanın iç dünyasında yeni bir ürperme yaratmayan şiiri şiirden saymaz. Roman, öykü, deneme, resim, yontu, müzik için de geçerlidir bu yargı.

Neden yeryüzünün saygın konser salonlarında her an Beethoven, Bach, Mozart, Çaykovski seslendirilir?

Neden büyük galeriler, ellerindeki Rembrandt’larla, Goya’larla, Vincent van Gogh’larla, Picasso’larla övünürler?

Örneğin Binbir Gece Masalları’nın aslı 4 bin sayfadır. Her yönden olağanüstü olaylarla ayrı bir değer taşıyan bu kitap, yalnızca şu iki sözden dolayı bile baştan sona okunmalıdır:

“Sen ki güneşe bakmaktasın, görmez misin ki, onun yeri insan gözünün ölçemeyeceği yükseklerdedir! Kanat takınmadan ona ulaşabileceğini mi sanıyorsun ey saf kişi yoksa sana kadar ineceğini mi, güneşin?”

Shakespeare de 76’ncı Sone’sinde, “Eskileri söyler benim şiirim, nasıl ki güneş de her gün hem görünür hem solar” diyor.