Tayyip Erdoğan, baskın erken seçim kararını gerekçelendirirken, enkaz sözcüğüyle birlikte anılan bir kelime kullandı: deprem. O tarihe kadar erken seçimden bahsetmeyi aczin ifadesi olarak görmüş, bunu talep edenleri aşağılamış, ihanetle suçlamıştı. 21 Nisan 2018’de yaptığı konuşmada, “24 Haziran’da seçim yapma kararının bir çeşit depreme hazırlık faaliyeti” olduğunu ilan etti. Böylece yıllardır başında olduğu yönetimin ülkeyi deprem türü bir felaketin yaratacağı enkazın altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını ifşa etti. “Üç ve dış siyasi, askeri ve ekonomik gelişmelerin seyri”, Tayyip Erdoğan’a göre depremin kapıda olduğunu gösteriyor. Erken seçim, cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemini bir buçuk yıl beklemeden yürürlüğe sokarak, “depremin yıkıcı etkilerine karşı hazırlık yapılmasını” sağlayacak(mış).
Akla hemen iki soru geliyor. Birincisi, haldeki durumda, rahat bir Meclis çoğunluğuna sahip, başkanlık sistemini fiilen yürüten, hem çoğunluk partisinin başkanı, hem cumhurbaşkanı, hem hükümetin asbaşkanı olarak bütün yetkileri elinde toplayan Erdoğan’ın, yaklaştığını iddia ettiği depremin enkazı altında ülkenin kalmasını engelleyecek önlemleri şimdi neden almadığı, alamadığı sorusu. Elini tutan herhangi bir şey var mı?
İkinci soru, birinciyi tamamlıyor. Böyle büyük bir “iktisadi, askeri ve siyasal felaketin” kapıda olmasının birinci hatta yegâne sorumlusu, on beş yıldır tek başına iktidarda olan kendisi ve partisi değil mi? 24 Haziran sonrasında iktidarda kalmaya devam ederlerse, bu durum neden ve nasıl değişecek? Daha büyük bir enkazın altında hep birlikte kalmamız kaçınılmaz olmayacak mı?
Erken seçim sonrasında gerçekten ülkeyi son derece zor bir dönem beklediğini herkes biliyor. Durum şimdi zaten büyük ölçüde bir felaket. Sadece hukuk devletinin yürürlükten kalkmış olması nedeniyle değil. İktisadi alanda giderek daha fazla tökezleyen, nakavt olmaya yaklaşmış boksörün sağa sola savurduğu yumruklara benzeyen çırpınış önlemleri alan bir yönetimi, AKP’nin aklı başında iktisat sorumluları bile savunmakta zorlanıyor. Muhalefetin seçim öncesi kalan kısa zaman içinde gerçekçi bir detaylı durum değerlendirmesi tablosu çıkarması elzem.
CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 2002-2017 arasında işlenmiş insan hakları ihlallerini, “AKP iktidarının hak ihlalleri enkazı” başlığı taşıyan 70 sayfalık bir broşürde toplayıp, yayımlamıştı. Bunun benzerlerinin iktisadi alanda, sosyal konularda, devlet yapısı ve kurumlar konusunda, eğitim ve kültür alanlarında, dış politikada, abartıp şişirmeden, somut veri ve gerçekçi tespitler eşliğinde ortaya dökülmesi, savunmaya çekilmiş iktidar partisinin daha fazla savunmaya itilmesi mümkün.
Bu çok boyutlu döküm ışığında, Erdoğan ve AKP’den yönetimi devralmaya aday olanların hızla ne tür önlemler alacaklarını göstermeleri beklenir. İktidarı kaybetse de bir süre bütün kamu kurumlarını elinde tutmaya devam edecek bir güce karşı halkın desteğini almanın ön şartı, bu şeffaflıktır. İktidar değişikliği sadece “sıkıldık” ve “yeter tamam” demekle gerçekleşmeyecek bir iştir. Bunları ifade etmek önemlidir ve bugün toplumda sayısı artan bir kesimin ruh halini yansıtıyorlar ama ortada bir enkaz varsa, bunun nasıl kaldırılacağı, zorlukları, imkânlarının anlatılması, tartışılması, seçmenlere “iyi yönde değişim mümkündür” umudu vermek için elzemdir. AKP’nin yönetimi kaybetmesiyle hızla elde edilebilecek olan hukuk devleti güvenliğinin ihdası ve toplumsal huzur da azımsanacak bir değişim olmayacaktır.
Ahmet İnsel
Son Köşe Yazıları
Enkaza işaret etmek yeterli değil
Yazarın Son Yazıları
Hınç politikaları ve nihilizm
Hınç politikaları ve nihilizm
Devamını Oku
04.09.2018
Bir otokrat prototipi
Bir otokrat prototipi
Devamını Oku
01.09.2018
Kayırma ekonomisinin bedeli
Kayırma ekonomisinin bedeli
Devamını Oku
28.08.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
Devamını Oku
25.08.2018
Trump ve yeni otoriterizm
Trump ve yeni otoriterizm
Devamını Oku
21.08.2018
Büyük kriz gözüktü
Büyük kriz gözüktü
Devamını Oku
14.08.2018