13 Şubat 2025’te bu köşede yazmıştık: “2024 nüfus verileri ve demografi politikamız”
Şöyle bitirmiştik: “Yineleyelim: Türkiye hâlâ demografik fırsat penceresi içinde. Yaşlanıyoruz ürküsüne (paniğine) ve pro-natalist (nüfus artıran) sanrıya (hezeyana) gerek yok. Yapılması gereken, Türkiye’yi bir SS ülkesine dönüştürme değil; nüfusun eğitim-sağlık-barınma-beslenme-istihdam-yeterli gelir-adalet gibi insanca yaşamasını anayasa md.2 çerçevesinde sağlamak. AKP=RTE ise tersini dayatıyor.”
Erdoğan, nüfusun yaşlanmasını bir beka sorunu olarak tanımlıyor. Bu çok katmanlı bir sorun, Türkiye ile sınırlı da değil. Ancak ülkemizde ağır sosyoekonomik yoksullaşTIRma-yoksunlaşTIRmaya ek, giderek tırmandırılan demokrasisizlik, yargının politik araç kılınması hatta can-mal güvenliğinin bile neredeyse kalmaması, anormal düzeyde işsizlik, eğitim-sağlık gibi temel kamu hizmetlerinden iktidarın özelleştirme ile giderek çekilmesi (ağır vergiler?), yağma-talan, yolsuzluklar toplumun gelecek umudunu yok etti.
AKP=RTE çağdışı tek adam rejiminin bu politikaları yaygınlık-derinlik kazandıkça insanımız doğal homo rationalis-homo economicus tepkisi ile zorunlu tüketimi dahil, doğurganlığını da sınırladı. İki olgu arasında son derece güçlü nedensellik bağı olduğu tartışma dışı. Dolayısıyla kök nedenlere dönük olmayan yapay-temelsiz zorlama ve sözde kimi parasal teşviklerin iktidarın yanlış beklentisini karşılaması çok güç.
RTE’nin “Nüfusumuzun yaşlanma hızı korkutucu boyutlardadır. Doğum oranlarının 1.5 seviyesine gerilemesi, milletimiz için bir varoluşsal tehdittir” sözleri bilimsel değil çarpıtmadır. Gerçek varoluşsal tehdit çeyrek yüzyıldır uygulanan ulus düşmanı faşist politikalardır. Doğum oranları denen, teknik olarak “toplam doğurganlık hızı”dır (Total Fertility Rate). G. Kore, Tayvan ve Hong Kong’da bu hız 0.7-0.9, AB ortalaması 1.5’tir. Kaldı ki 2025’te Türkiye nüfusu 427 bin artmıştır (nüfus artış hızı 0.5).
Doğum izninin 24 haftaya uzatılması kadın istihdamını olumsuz etkileyecektir. Memurlar dışında, 4/a ve 4/b’li kadınlar bu dönemde ücretlerinin 2/3’ünü alabiliyor. Asgari ücret genelgeçer ve açlık sınırı altında. OECD verileriyle 20+ hafta doğum izni sonrası kadınların terfi ve ücret artışı düşmektedir. TÜİK-2025 verilerine göre özel sektörde uzun doğum izinleri nedeniyle kadın istihdamında işverenlerin genç kadın çalışan seçiminde yüzde 12 azalma gözlenmiştir. Türkiye’de kadın istihdamı zaten çok yetersiz düzeydedir. Bu politika kadını sosyal yaşamdan ve eğitimden dışlama doğurabilir ve iktidarın beklentisi bile olabilir! AKP yetkilileri az eğitimlilerden daha çok oy aldıklarından hep yakınıyor. Böyle bir niyet varsa ahlaksızlıktır!
KAYNAKLARI TÜKENEN DÜNYADA SONSUZA DEK ÇOĞALABİLİR MİYİZ?
Modern insanın ekosisteme yükü çok ağır. Sınırlı kaynaklara sahip dünyada nüfusun azalması, iklim faciasıyla baş etmek için en etkili yol. “Her aileye bir çocuk”, ailenin ve devletin sınırlı kaynaklarını nüfusun niteliğini artırma (eğitim, sağlık...) olanağı tanır. Gerçek gereksinim nüfusun niceliğini büyütmek değil niteliğini iyileştirmektir. Başta da vurguladığımız üzere Türkiye ve genel olarak dünya demografik fırsat penceresi içindedir. Birkaç on yıl sürecek bu dönemin çok iyi değerlendirilmesi insanlık için beka sorunudur. Türkiye’de ve dünyada neoliberal vahşetin çok acı-yıkıcı ve sürdürülemez sonuçları ile yüzleşiyoruz. Biz dünyalılar anormal ve tümüyle gereksiz küresel nüfus artışını frenlemez ve doğa olanakları ile dengeli kılmaz isek bunu doğa salgın, kuraklık vb. afetlerle yapacak. Öte yandan, doğayı bu tepkisel savunmadan alıkoyacak ölçüde hızlı ekosistem çöküşüne neden olursak -ki gidiş o yönde- bu kez kendi elimizle homo sapiensin yeryüzü uygarlığına biz son vermiş olacağız. Makro çerçeve tam da budur!
MCKİNSEY VE WEF (DÜNYA EKONOMİK FORUMU) RAPORLARI
2030’a dek dünya genelinde 800 milyon işin otomasyona geçmesi bekleniyor. İnsangücünü bilişsel robotik ve yz destekli otomasyon alıyor. Bu durum, Türkiye gibi genç nüfuslu ülkelerde nüfus artışının yüksek işsizlik doğurması demek. Emek yoğun üretim, yerini yüksek teknoloji yoğun üretime bırakıyor. Küresel ölçekte köktenci demografik dönüşüm kaçınılmaz. Yaşlanma önlenemez, yavaşlatılabilir. Yaşlı bakımı da Androidlerde! BM Nüfus Fonu Dünya Nüfusunun Durumu-2025 raporunda, sınırlı kaynaklar ve iklim faciası göz önüne alındığında niceliksel artış yerine nüfusun niteliğine odaklanılmalı yazıyor. Açlık ve yoksulluk. 700 milyon insan sürekli aç iken nüfus artışı ekosistem çökmesini hızlandırıyor, deniyor.
86+ milyon ADNKS nüfusuna dahil olmayan 3.1 milyon Suriyeli ve 1.5-2 milyon kaçakla nüfusumuz 90+ milyon! Türkiye nüfusunu besleyemiyor, eğitemiyor, iş veremiyor, sağlıklı kılamıyor, demokratik hukuk devletini yaşatamıyor. AKP=RTE’nin nüfusu artırma saçmalığını nereye koyacağız? Halkı sürüleştirme mi?