Aydın Engin

Reis, AB’yi yola getirdi

11 Ocak 2018 Perşembe

Biliyorum, bugün HDP’de olup bitenler, hani şu “Hasip Kaplan vakası” üstüne yazmayan gazete yazarını dövüyorlarmış.
Dahası, hafta sonu CHP İstanbul il kongresi var. İstanbul demek CHP kurultayının sonucunu hemen hemen belirleyebilecek bir delege ağırlığı demek. Ortalık toz duman. Gazete haber merkezlerine “kulis bilgisi” adı altında parti içi hesapları etkilemeye yönelik mesaj, e-posta, telefon yağıyor. Yani o konuda yazmayan gazeteciyi de dövüyorlarmış...
Dayak yemeyi göze alıyor ve aşınmış bir deyişle “O topa girmiyorum”.
HDP pilavı daha epey su kaldıracak gibi. Biraz daha bekleyelim. Hele bir ortalık durulsun...
CHP il kongresini ise ağrıyan belime rağmen dişimi sıkacak ve kongre salonunda izleyeceğim. Oradan aktaracağım izlenimler daha anlamlı olur umudunda ve kararındayım.
Peki, onu yazmayacağım, bunu yazmayacağım da günü kurtarmak için bir “Tırmık” mı şişireceğim?
Asla.
Ustalarım bana okura böyle bir saygısızlık yapanın meslek ipinin çekilmesi gerektiğini öğrettiler.
Kaldı ki...
HDP’de olup bitenlerden, CHP İstanbul il kongresinden çok daha önemli, çok daha yaşamsal ve Türkiye’nin yakın geleceğini, özellikle demokratik geleceğini derinden etkileyecek bir konu var. Onu yazmazsam bana ayıp, okura saygısızlık.
Buyrun...

***

AKP Reisi’nin, Afrika’da bir iki ülke dolanıp Tunus’tan zeytinyağı ithalatı bağlayıp büyük ticari başarılar(!) elde ettikten, Sudan’ın eli kanlı diktatörü Ömer el Beşir’i ziyaret edip kucaklaştıktan sonraki durağı Fransa idi. Fransa’nın, önce üst düzey bankacı, sonra üst düzey ekonomi bürokratı, sonra da çiçeği burnunda başkanı Emmanuel Macron ile buluştu.
Beş gün önceki bu buluşma üstüne epey yazıldı çizildi, TV’lerde uzun uzun tartışıldı. Yani olup bitenler, açıklanan ya da tam açıklanmayanlar üstüne yeterince bilgimiz var. Fransa iyi ticaret yaptı. 5.700 ton et sattı. Nükleer santral için öngörüşmelerde yol aldı, Airbus uçağı sattı, silah sattı ve...
... Ve bizzat Macron’un ağzından ilan etti: Yakın hatta uzak gelecekte Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında üyelik müzakereleri, yeni fasıllar açılması filan söz konusu değil... Türkiye üyelik umudunu gömmeli, beklentisini unutmalı ve imtiyazlı ortaklık denen özü ekonomiyle sınırlı bir ilişki formülüne razı olmalı...
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker de aynı formülü daha diplomatik bir dille savundu. AB’nin öteki lokomotifi Almanya zaten çok önceden ve sık sık aynı formülü ileri sürüyordu...
Yani iş bağlanmış, sonuç hemen hemen belirlenmiş gibi. Türkiye-AB ilişkileri bundan böyle temel olarak ekonomik düzlem üstünde ve onunla sınırlı olarak yürüyecek. Avrupa Birliği’nde kuruluşundan bu yana belirlenmiş geliştirilmiş demokratik, siyasal ilkeler filan en azından şimdilik buzdolabına konacak.
Belki de derin dondurucuya...
Peki, bu sonuç AB’nin AKP iktidarını, onu tek başına temsil eden ve belirleyen Reis’i cezalandırması gibi mi algılanmalı?
Hah, hah hah!..
Bu, bal gibi AKP Reisi’nin başarısıdır, ustalığıdır.
Bugün gelinen noktanın neredeyse kısacık bir paragrafla yapılabilecek özeti şöyle:
Avrupa’nın ekonomik anayasası olarak nitelenen Maastricht kriterleri geçerlidir ve geçerli olacaktır. Kopenhag kriterleri denen özgürlükleri, insan haklarını, evrensel hukuk devleti ilkelerini belirleyen siyasal ve demokratik anayasası ise buzdolabında uykuya yatacaktır.
AKP Reisi’nin AB ilişkilerindeki düşüdür bu: Masstricht’e sımsıkı sarıl, al, sat, ticareti geliştir; Kopenhag’ın can sıkıcı, öfkelendirici ilkelerinden kurtul...
O daha ne ister?
Haaa, Türkiye için bunun anlamı nedir” diye sorarsanız
Sormayın. Onu da siz bulup çıkarın... 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018