Barış Doster

ABD, İsrail ve BAE’nin son hamlesi kime karşı?

15 Ağustos 2020 Cumartesi

ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), ortak bir açıklamayla, İsrail - BAE ilişkilerinin bütünüyle normalleştirilmesi yönünde anlaşıldığını duyurdular. Açıklama, Doğu Akdeniz’de suların iyice ısındığı, Türkiye karşıtı cephenin genişlediği, Türkiye - Yunanistan arasındaki gerilimin arttığı, ABD ve Avrupa’da Türkiye karşıtı seslerin daha da yükseldiği bir dönemde yapıldı. Türkiye’yi yakından ilgilendirmesi yanında, Ortadoğu dengeleri, Doğu Akdeniz jeopolitiği, Arap - İsrail uyuşmazlığı, enerji politikaları, Filistin meselesi ve ABD emperyalizminin yeni bir hamlesi olması açısından da önemli. Muhtemel sonuçlarını tartışalım.

Birincisi, diplomatik kulislerde konuşulmakta olan antlaşma, Lübnan’daki patlamadan kısa süre sonra, ABD’nin katılımıyla ilan edildi. Zamanlama açısından manidar.

İkincisi, antlaşma, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de iyice yalnızlaştığı, Türkiye karşıtı cephenin genişlediği, ABD’de Kongre üyelerinin Türkiye’ye yönelik yaptırımları sıklıkla gündeme getirdiği bir döneme denk düştü. Yunanistan - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ikilisinin ABD’yle ilişkilerinin daha da geliştiği, Güney Kıbrıs ve Dedeağaç’ta ABD’nin üs taleplerine olumlu yanıt verildiği, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta üs kurmaya başladığı düşünülürse, konunun önemi daha iyi anlaşılır.

Üçüncüsü, ABD Başkanı Donald Trump, hem Ortadoğu’daki nüfuzunu pekiştirmek hem kasımdaki seçimler öncesi bir dış politika başarısı olarak kullanmak adına, bu antlaşmayı önemsiyordu. ABD’nin stratejik ortağı İsrail’in memnuniyeti ve seçimlerde Yahudi lobisinin desteğini almak açısından kritikti Trump’ın bu hamlesi.

Filistin halkına kim ihanet ediyor?

Dördüncüsü, İsrail’in eli daha da rahatladı. Antlaşma kapsamında her ne kadar İsrail’in Batı Şeria’daki bazı bölgeleri ilhak etme planını askıya aldığı açıklansa da buna temkinli yaklaşmak gerekir. İlhak konusu, BAE, Suudi Arabistan ve Kuveyt tarafından, sanki İsrail geri adım atmış, büyük ödün vermiş gibi gösterilmeye çalışılsa da asıl amaç Arap sokaklarından gelecek tepkileri azaltmaktır.

Beşincisi, Filistin halkı, bir kez daha ABD emperyalizminin güdümündeki Arap rejimleri tarafından yarı yolda bırakılmıştır. İslam dünyasının ve Arap âleminin, Filistin ve Kudüs başta olmak üzere, en temel sorunlarda bile birlik, beraberlik, dayanışma içinde olmadığı açıktır. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (1969’da kuruldu, 57 üyesi var) ve Arap Birliği’nin (1945’te kuruldu, 22 üyesi var) hiçbir etkisi, saygınlığı, caydırıcılığı, yaptırım gücü yoktur.

Altıncısı, Türkiye’nin İslam âleminin lideri, Arap dünyasının öncüsü, Sünni Müslümanların sözcüsü gibi davranmaya çalışmasının hiçbir karşılığının olmadığı, bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Sözün özü: Türkiye, dış politikasını, yalnız ve ancak kendi öncelikleri, hedefleri, hak ve çıkarları doğrultusunda yürütmelidir. Soğuk Savaş boyunca ABD nam ve hesabına bölgede rol almanın da Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) eşbaşkan olmanın da “Stratejik Derinlik” adlı hayale kapılıp, yeni Osmanlıcı politikalar izlemenin de Türkiye’ye yararı olmamıştır. Zararı ise çok olmuştur.


Yazarın Son Yazıları