İran’nın nasıl adlandırılacağı konusunda geçmişten bugüne farklı görüşler ortaya konmuştur. Zaman içinde değişmek üzere ülkeye Persiya veya İran, ülke halkına da Persler veya İranlılar denmiştir.* Kanımca bugünkü İran kültürü, büyük ölçüde Pers kültürünün devamıdır ve birçok yönden güçlü bir kültürdür.
EDEBİYAT, MÜZİK, SİNEMA
40 yıldır edebiyatta, müzikte ve sinemada veya bunlardan ikisinde güçlü olan ülkelerin batmayacaklarını söylerim. Örneğin Rusya 70 yıl baskı rejimi içinde yaşasa da sonuçta dipdiri ayağa kalkmıştır. Çünkü Rus edebiyatı ve Rus müziği güçlüydü. Benzeri şekilde iki dünya savaşı yaşayan İngiltere, Almanya, Fransa da ayakta kalmıştır. Tarih içinde İran’ın da batması söz konusu değildir. Çünkü İran’ın edebiyatı ve sineması güçlüdür. Edebiyatları, müzikleri, sinemaları güçlü olan ülkeler bir dönem içeriden veya dışarıdan sıkıntı yaşasalar bile sonuçta suyun üstünde, tarihin içinde hayatta kalmayı başarırlar. Bu benim hipotezimdir.
İRAN EDEBİYATI
İran çok güçlü bir edebiyat geleneğine sahiptir. Söz, Perslerden bu yana İran kültürünün dilinde ve kaleminde zirvelere ulaşmıştır. İranlı edebiyatçıların adları saymakla bitmez. Firdevsi, Hafızi Şirazi, Sadi, Dakiki, Ömer Hayyam, Pervin İtimasi, Samet Behrengi, Sadık Hidayet, Füruğ Ferruhzad, Sobrab Sepehri, Ahmed Şamlu ve daha nicesi… Birkaç tanesine bakalım.
Firdevsi’nin Şahname’si İran kültürüne yerleştirilmiş abidevi bir edebiyat ürünüdür. Firdevsi’nin çağında İran bunalım içindeydi, parlak günler geride kalmıştı. Şair halkına eski parlak günleri anımsatmak için yaklaşık 40 yıl uğraşıp 60 bin beyitlik manzum bir destan olan Şahname’yi yazdı. Matbaanın olmadığı o dönemde şairler ancak sultanların, zenginlerin ihsanlarıyla ayakta kalıyorlardı. Firdevsi Şahname’sini Sultan Mahmut’a sundu, ihsan bekliyordu. Sultan, Firdevsi’nin mezhebini beğenmediği için çok ufak bir ihsanda bulundu. Şair de o gün bir hamama gidip bu parayı tellaklara bahşiş diye dağıttı. Evine döndü, aradan yıllar geçti. Çevresindekiler Sultan Mahmut’a Şahname’nin önemli bir eser olduğunu, büyük bir ihsanı hak ettiğini söylediler. Sultanın ihsanını getiren kervan şehre girerken Firdevsi’nin tabutu da şehirden çıkarılıyordu. İhsanı getirenler altınları Firdevsi’nin kızına vermek istediler. Ancak o onurlu bir kadındı, Firdevsi’nin kızıydı, altınları kabul etmedi.
Sadi’nin arkasından söylenen sözü birisi koşup Sadi’ye iletmiş. Sadi ise “Birisi arkamdan bir ok atmış. Ok bana değmedi. Yere düşmüş, haberim olmadı ama sen oku yerden aldın, getirip benim kalbime soktun” demişti.
Hafızı Şirazi de çok sevilen büyük bir İranlı şairdir. Çocukluğumda Hayat dergisi Hafız’ın kabrinin güller içindeki fotoğrafını koyarak altına Yahya Kemal Beyatlı’nın bir şiirini yazmıştı. “Rindlerin Ölümü” adlı şiir şöyledir: “Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış; Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle. Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış, eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle”.
Yetişkin olduğumda İran’da, sanırım bir cuma günü Hafızı Şirazi’nin kabrinin bulunduğu bahçeye gitmiştim. Bahçeye parayla giriliyordu. Bahçe İranlılarla doluydu. Bizim Türkiye’den geldiğimizi anlayan kravatlı bir beyefendi bize ayaküstü Hafız’ın bir şiirini okudu. Yahya Kemal’in, Mehmet Akif’in, Yaşar Kemal’in mezarlarını biliyor muyuz, her hafta ziyaret ediyor muyuz? İranlılar edebiyatçılarına çok değer veren insanlardır.
Çağdaş İranlı sanatçılardan sayabileceğimiz şair, yazar, yönetmen Füruğ Ferruhzad şaibeli bir trafik kazasında ve “Küçük Kara Balık”ın yüce gönüllü babası Samet Behrengi yine şaibeli bir ırmak kazasında kurban gitmiştir. Ömer Hayyam ise yüzyıllardır dünya çapında sevilir.
İRAN SİNEMASI
Bence İran sineması dünyada bir yıldız gibi parlayarak yükselmektedir. Gişe geliri yüksek sinema sektöründen apayrı bir şekilde felsefi, sosyal açıdan büyük değere ve estetik görünüme sahip bir sinemadır İran sineması.
“Leyla’nın Kardeşleri” filminde birisi diğerine “Sana ne düşünmen gerektiğini öğretmişler, nasıl düşünmen gerektiğini öğretmemişler” der. Sadece bu cümle için bu filmi izlemeğe değer. Bu filmin yanı sıra “Elly Hakkında”, “Bir Ayrılık”, “Sorara’yı Taşlamak”, “Kadın Olduğum Gün”, “Persepolis” adlı daha birçok değerli İran filmi var.
İRAN KÜLTÜRÜNÜN GÜCÜ
Birinden mi duydum, ben mi söyledim hatırlamıyorum fakat 2011 yılında aldığım “İran Tarihi” adlı kitabın kenarına “İran’ı işgal edebilirsiniz ancak ona sahip olamazsınız” yazmışım. Persepolis’i yakan İskender de İran’a sahip olamamıştı. Atatürk ile Rıza Şah Pehlevi arasında Özsoy Operası’nda zirveye ulaşan bir kardeşlik vardı.
* Garthwaite, G. R. (2011). İran Tarihi. Çev. F. Aytuna, İstanbul: İnkılâp Kitabevi.