‘Barış koordinatörü’ mü dediniz?

‘Barış koordinatörü’ mü dediniz?

07.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sayın Devlet Bahçeli gündem yaratmaya çok meraklıdır. 2002 yılında Türkiye’yi, sonuçları Cumhuriyet adına çok ağır olacak bir erken seçime sürüklemişti ve Ecevit hükümeti tuzağa düşüp göçük altında kalmıştı. Bu alışkanlığı sürekli olarak tekrarlarıyla görebildik. 2015 yılındaki seçimlerden sonra da 180 derece dönüş ile bir günde Erdoğan’ın en ödünsüz destekçisine dönüvermişti. Artık gazetecilerin heyecanla beklediği grup konuşmalarında her an bir bomba patlatabiliyor! Meşhur barış süreci de zaten onun Ekim 2024’te beklenmedik bir kürsü konuşması ve DEM Parti sıralarında tokalaşmayla attığı şok turla başlamadı mı?

“Sürecin” nelere mal olabileceğini bu sütunda defalarca ele aldık. Masanın diğer tarafının taleplerinin ülkenin yerleşik sigortalarını attırabileceğini, yıllardır gerek ikinci cumhuriyetçilerin, gerek bölücülerin, gerek tarikatçıların Cumhuriyetin temel değerlerini yok etme arzularını alevlendirebileceğini anlattım. Şimdi de evvelsi gün, Bahçeli yine beklenmedik bir anda devreye girerek DEM Parti’nin uzun süredir ağzından düşürmediği “Öcalan’ın statüsü ne olacak” sorusuna somut bir yanıt döşeyiverdi: Bahçeli’den öğrendik ki PKK elebaşı için uygun gördüğü sıfat: “Barış süreci ve siyasallaştırma koordinatörlüğü” imiş!

“Güneydoğu’da barış olsun mu?” diye halkımıza soralım, ezici bir çoğunluk tabii ki “Kavga bitsin, barış gelsin” der. Ama yıllarca PKK’yi yönetmiş ve binlerce yurttaşımızın kanından sorumlu olan kişi, devletin başkentinin ortasında alışılmadık büyük bir sıfatla “barış süreci ve siyasallaştırma koordinatörü” olarak volta atsın mı, bakanları ve liderleri o sıfatla toplantılara çağırsın mı, diye sorarsanız herhalde sözde ulaşmaya gayret ettiğiniz o “barışı” daha ilk günden dinamitlemiş olursunuz! İnsanın gerçekten aklına “Acaba halkı galeyana mı getirmeye çalışıyorlar” sorusu bile geliyor!

MERKEZ SAĞDAN AĞIR TEPKİLER

Bu konuda beklediğim gibi en sert tepkileri Zafer Partisi Başkanı Ümit Özdağ ve İYİ Parti Başkanı Müsavat Dervişoğlu verdiler. Özdağ ilk gün, Dervişoğlu da dün. Özdağ “Narkoterörist PKK elebaşına adeta devleti ve toplumu onun kurucu önderliğinde tekrar şekillendirme görevi verilmek isteniyor” derken durumun belki sert ve kaba bir dille tam bir özetini çıkarıyordu. Dervişoğlu ise dünkü grup toplantısında şunları telaffuz ediyordu: “Bahsedilen kişi ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiş 50 bin Türk ve Kürt’ün katili bir cani ... dünyanın neresinde, hangi hukuk sisteminde, hangi hukuk düzeyinde bir hükümet Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde olduğu gibi resmi bir yetki alanı bahşedilebilir. Bu delilik, aklınızı başınıza alın, siz utanmıyorsunuz, sizin yerinize ben utanıyorum.” DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Bahçeli’nin sözlerinin altına imza attığını söylerken “Öcalan’ın sürece katkı sağlayabileceği özgür çalışma ve iletişim koşulları oluşturulsun” sözleriyle halkın çok önemli bir kısmının tüylerini diken diken etmeyi de başardı! Barış tesisi, neden illa Öcalan güzellemesinden geçecek, halkın bunu hazmetmesi çok zor.

Sayın Bahçeli’nin aklında ve ajandasında neler olduğu artık beni aşıyor. Mesela o zat böyle bir sıfatla Ankara’da değişik yerlere gitmek için yola çıksa herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olduğu kadar ağır bir koruma zırhına ihtiyaç hasıl olur! Aksini söyleyebilen var mı?

MUHALEFETTE BİRLİK NASIL SAĞLANABİLİR?

Türkiye’nin sınır tanımayan gazeteciler endeksinde basın özgürlüğü konusunda 180 ülke arasında 163. sıraya düştüğünü geçtiğimiz hafta sonunda üzülerek öğrendik. Basın Konseyi’nin ödül törenine katılarak, Tele2 Haber ve Onlar TV’nin aldıkları ödülleri heyecanla alkışlayanlardan biri oldum. Onlarla gurur duyuyorum. Belediye başkanlarımızın yaşadıkları ortada. Akıl almaz derecede mantıksız bir “mutlak butlan” senaryosu da hâlâ gündemde. Böyle bir ortamda, muhalefetin erken seçime yönelik sonuç alması için, diğer muhaliflerin desteğini kazanması ve farklı partilerle beraber gerek miting yapmaları gerek sokağa çıkmaları gerekecek. Bu ortak tavır alma gerekliliği son haftalarda yoğun olarak gündeme geldi. Peki, CHP ve sağ partiler nasıl bir araya gelebilecekler? Barış isteniyor ama ne pahasına? Ümit Özdağ ortak bir muhalefet platformundan söz ederken ısrarla “Atatürk’te birleşmek” şartını öne sürüyor. Dervişoğlu’nun ve İYİ Parti’nin tavrı da biliyoruz ki bundan uzak değiller! Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti Atatürk değerlerine ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesine bağlılık!

CHP, Bahçeli’nin yürüttüğü projeye başından beri oldukça açık bir destek verdi. Bahçeli’nin burada sözünü ettiğimiz son çağrısına da karşı çıkmıyor! Evet, tabii ki DEM ile benzer dili kullanmıyor, daha temkinli ama günün sonunda reel politikaya tercüme ettiğinizde açık destek vermiş oluyorlar. Aslında tersine, CHP’nin barıştan söz ederken DEM’le net farklarını ortaya koyması lazım. Yani Atatürk’ün partisinin kendi kırmızı çizgilerini...

AKP ve onların genel başkanı Erdoğan’ın ve onların baş destekçisi Bahçeli’nin, barış sürecini neden başlattıklarını ve neden olumlu yorumlar ve katkılar peşinde olduklarını biliyoruz. Çünkü Erdoğan’ın yeniden seçilebilmesi ve AKP’nin oy erimesini durdurabilmesi için DEM Parti ortaklığına ihtiyaçları var. Daha somut konuşmak gerekirse DEM’in seçim aritmetiğinde muhalif değil, iktidar yanlısı partiler arasında boy göstermesi lazım! Çünkü onlar artık güneydoğudaki dev hamlelerinde beraber teşrikimesai yapıyorlar! İşte o yüzden kimsenin yukarıda hatırlattığımız Bakırhan’ın heyecanlı destek ve işbirliği taleplerine şaşırma hakkı yok; onlar bu “yeni koalisyonun” somut ayak sesleri! Yeni seçim aritmetiğinde CHP bu tavrıyla, yıllardır destekleyen laik ve cumhuriyetçi merkez oylarında bir düşme yaşayabilir. Özellikle silkelenen bu ağacın altında elmaları toplamak için çarşaf açmış diğer açık sözlü muhalif partiler varken... Bizden hatırlatması!