Kurallar çözülürken
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Kurallar çözülürken

30.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir önceki yazımda ABD’nin kurduğu kurallara dayalı sistemin çözülüşünü tartışmıştım. Dünya, eski düzenin çatlaklarından sızan bir kaosla karşı karşıya. Bu yazımda soyut bir sistem krizi saptamasının içerdiği, kimi somut eğilimlere bakmak istiyorum: Küresel ekonomi zayıflıyor bir resesyon olasılığı artıyor. Uluslararası hukuk aşınıyor ve devletler silahlanıyor, adeta savaşa hazırlanıyor. Yeni bir savaş türünün şekillendiğine inanan analistler ülkelerinin çoktan bir savaşın içinde olduğunu düşünüyorlar.

EKONOMİK DENGELER HIZLA BOZULUYOR

İran savaşı, sadece bölgesel bir çatışma değil, küresel ekonomi için büyüyen bir şok oldu. Enerji fiyatları yukarı tırmanıyor, hammadde-gıda emtia piyasaları, tedarik zincirleri geriliyor, yatırım iştahı zayıflıyor. Mali piyasalar şimdilik sakin görünse de bu sakinlik aldatıcı. Gerçek ekonomi, finansal ekranlardaki iyimserliğe eşlik etmiyor. Her yeni gün, resesyon, enflasyon ardından daha geniş bir finansal kriz ihtimalini biraz daha büyütüyor.

Ancak bu kez, PIMCO’nun eski CEO’su halen Queens’ College Cambridge’in başkanı Mohamed A. El Erian’ın işaret ettiği gibi, bu kez bir krizi 2008’deki gibi yönetilebilecek irade ve kaynak bulmak çok zor olacak. O dönemde, G20 masasında büyük güçler bir araya gelip sistemi ayakta tutmaya çalışabiliyordu. Bugün aynı refleksi beklemek zor. Küresel siyaset, ortak çözüm üretmekten çok, karşılıklı suçlama üretme modunda çalışıyor. Bu yüzden yeni bir kriz patlarsa müdahale değil dağılma daha olası görünüyor.

Deniz yolları üzerindeki gerilim bu çözülmenin en tehlikeli göstergelerinden biri. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerden haraç alması, Endonezya’nın benzer bir yöntemi dünya ticaretinin yüzde 40’ının geçtiği Malakka Boğazı için düşünmesi denizlerin ortak alan olduğuna ilişkin uluslararası mutabakatı sorguluyor. Bu adımlar fiilen, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin altını oyuyor. Wolfgang Münchau’nun hatırlattığı gibi, böyle bir gidişat bizi yalnızca son küreselleşmenin değil, son 200 yılın ticaret düzeninden bile geriye, korsanlık ve “gunbot” diplomasisi çağına taşır.

HANGİ SAVAŞA HAZIRLANIYORLAR? 

Tam da bu sırada dünya yeniden silahlanıyor. Almanya, Japonya, Güney Kore ve Çin’de askeri hazırlıklar hızlanıyor, savunma harcamaları her yerde yükseliyor. Örneğin, ABD savunma bütçesini yüzde 42 artırmayı tartışırken Almanya yaklaşık üçte bir, Japonya ise yaklaşık yüzde 10 daha fazla harcama planlıyor. Wall Street Journal’a göre “Otomotiv ve ağır sanayi sarsılırken Berlin, fabrikaları, işgücünü ve sermayeyi Avrupa’yı yeniden silahlandırmaya yönlendiriyor. Almanya, kendini bir silah fabrikasına dönüştürüyor.” Financial Times ve Foreign Affaires’te “Böyle giderse 2030’dan önce yine büyük bir askeri güç olacak” diyen tarihçi Lian Fix Almanya’nın hegemonya eğiliminden, bunun Fransa’yı kaygılandırdığından söz ediyorlar. Avrupa’da ve Asya’da devletler, yeni bir savaşı göze alabilecek şekilde pozisyon alıyor. Siyasi iklim de ona göre şekillenmeye devam ediyor.

Üstelik kimi savunma analistler yeni bir savaş türünden söz ediyorlar: Hibrit savaş, siber saldırılar, altyapı sabotajı, ekonomik baskı ve bilgi operasyonları bu yeni türün bileşenleri. İngiltere’de savunma çevreleri, bu bağlamda ülkenin çoktandır fiilen bir savaşın içinde olduğunu düşünüyorlar. Önceki genelkurmay başkanı “kaynakları sosyal harcamalardan savunma harcamalarına kaydırmayı öneriyor” (The Times). Devletler bir yandan silahlanırken bir yandan da kendi toplumlarını psikolojik ve ekonomik olarak dış düşmanlara olduğu kadar, hatta daha da önemlisi iç düşmanlara, “uyuyan hücrelere”, “terörist saldırı” riskine karşı hazırlıyorlar. Bu hazırlıkların bir parçası da aşırı sağ (faşist) eğilimlerin güçlenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Guardian’da Şada İslam, “Orbán gitmiş olabilir ama onun önyargıları şimdi Avrupa siyasetinde içselleşti” diyor.

Eğer tam ölçekli bir ekonomik ve siyasal kriz patlarsa, bu kez dünya muhtemelen birlikte hareket edemeyecek. 2008’de küresel koordinasyon mümkündü, bugün ise çok düşük ihtimal. Çok taraflılık zayıfladı, güven eridi, kurumlar yıprandı. Eski dünyanın kuralları çözülürken yenisi henüz kurulmadı. Arada kalan boşlukta, “Parmaklarımız zonklarken kötü bir şey bu tarafa doğru geliyor.” (Macbeth 4.1)