“Çin şoku 2.0 ya da kriz dinamikleri” başlıklı yazımda, Çin kapitalizminin ileri teknoloji alanındaki üretim kapasitesinin Batı merkezli dünya ekonomisinin dengelerini sarsmaya başladığını vurgulamıştım. Son haftalarda ise bu sürecin jeopolitik bir boyut kazandığını görüyoruz. Henüz tam olarak adlandırılmamış ama giderek belirginleşen yeni bir momentten söz etmek mümkün: “Çin Şoku 3.0.” Bunun ne zaman kolektif bilince çıkacağı belirsiz ancak dinamikleri şimdiden gözlemlenebiliyor.
‘İZLEYEREK KAZANMAK’
“Şok 3.0”, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşın içinde şekillenmeye başladı. Savaşın ilk sekiz haftasında Çin, birkaç diplomatik açıklama dışında neredeyse tamamen geri planda kaldı. Oysa dünyanın ikinci büyük ekonomisi, ikinci büyük askeri bütçesi ve en hızlı gelişen sanayi altyapısına sahip bir aktörden söz ediyoruz. Üstelik Çin, İran petrolünün neredeyse tamamını ithal ediyor; enerji ihtiyacının önemli bir bölümü Hürmüz Boğazı’na bağlı. Bu durumda aktif müdahale beklenmez miydi?
Çin stratejik kültüründe sıkça anılan bir söz vardır: “Dağın tepesine çık ve kaplanların dövüşünü oradan izle.” Bu yaklaşım, dövüşe doğrudan müdahale etmek yerine konjonktürü sabırla izlemeyi, rakiplerin yıpranmasını, zayıflamasını beklemeyi önerir. Çin’in enerji çeşitliliği, tedarik ağları (Rusya ve İran) ve stratejik petrol rezervleri dikkate alındığında, bu “uzaktan izleme” kapasitesinin maddi temelleri de oldukça güçlü görünüyor.
Mayıs ayında yapılması planlanan Trump-Şi görüşmesinde, Çin’den İran’ın nükleer programı konusunda garantörlük talep edileceği söylentisi doğruysa, bu durum, Pekin’in “stratejik sabır” tercihinin ABD’yi, bir “ricacı/ müstedi” konumuna itebildiğini, Çin’in de artık “vazgeçilmez ülke” konumuna yükselmeye, oyunun kurallarını yeniden yazdırmaya başladığını gösterecek.
‘HATA YAPIYORSA RAHATSIZ ETME’
Bu tabloya, Napolyon’a atfedilen “Düşmanın hata yaparken onu rahatsız etme” sözü de şaşırtıcı ölçüde uyuyor. Trump yönetimi, büyük ölçüde İsrail’in baskısıyla bu savaşa girdi ancak İran’ın askeri, bölgesel kapasitesine ilişkin hesapların çoğu kısa sürede boşa çıktı. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla savaş küresel bir krize dönüştü.
Bu süreçte: Avrupa ülkeleri, NATO savaşa katılmadı, Avrupa’daki aşırı sağ hareketler Trump’tan uzaklaşmaya başladı, Körfez ülkeleri güvenlik garantilerinin kırılganlığını fark etti, Küresel Güney’de ABD’nin “güvenilmez” bir güç olduğu algısı pekişti.
ABD’nin “yumuşak gücü” hızla aşınırken Çin’in müdahale etmeyerek kazandığı itibar dikkat çekiciydi. Pekin’in İran’a sınırlı lojistik destek, sinyal istihbaratı sunduğu iddiaları bir yana, rakibinin hatalarının sonuçlarını beklemeyi seçmesi de...
SESSİZ KAZANIMLAR
Bu savaşın Çin açısından en önemli getirilerinden biri de askeri, teknolojik istihbarat alanında gerçekleşiyor. ABD’nin yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri, uçak gemisi gruplarının operasyon ritmi, düşük maliyetli İran İHA’larının yüksek maliyetli savunma sistemleri üzerindeki etkisi, Çin tarafından gerçek zamanlı olarak gözlemleniyor.
Ayrıca savaş sonrası dönemde, Çin, İran’ın başlıca enerji alıcısı olarak, enerji erişimi ayrıcalıkları, Hürmüz üzerinde siyasi etki, İran’ın dış politika yönelimleri üzerinde kalıcı kaldıraç elde etme potansiyeli de var. Yuan cinsinden enerji anlaşmalarının genişlemesi ise petrodolar sisteminin çözülmesini hızlandırabilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.
JEOPOLİTİK MOMENT
Batılı düşünce kuruluşlarının analizleri de bu tabloyu doğruluyor. Atlantic Council’ın Nisan 2026 analizinin tespit ettiği gibi Çinli analistler bu savaşı, “tek kutuplu düzenin istikrarsızlığının bir göstergesi” olarak yorumluyor. Ancak Foreign Affairs’ın nisan analizinde ileri sürülen “Şi ABD’nin zayıflamaya devam etmesini istiyor ama görece istikrarlı bir dünya düzenini ayakta tutmaya devam etmesini de... Çin, kontrolsüz bir çöküşü, öngörülemeyen, saldırgan bir ABD’yi karşılamaya henüz hazır olmadığımı düşünüyor” yorumu da yanlış değil.
Özetle, “şok 3.0” kavramı üretim kapasitesi ya da ticaret dengeleri üzerinden sarsıcı bir etkiyi değil, uluslararası dengeler üzerinde, savaş sonrası dönemde, giderek daha belirgin biçimde hissedilecek sarsıcı bir etkiyi betimliyor.