17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümüdür. Bu yıl, Köy Enstitüleri’nin 86’ncı yaşını kutluyoruz. Hasan Âli Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde, 17 Nisan 1940 tarihinde, 3808 Sayılı Köy Enstitüleri Yasası’nın çıkarılmasıyla başlayan enstitülerin tarihçesi; tam anlamıyla tarihsel bir Aydınlanma seferberliğidir.

Köy Enstitüleri, kısa bir dönemi kapsamış olsa da ülkemizde derin izler bırakmış bir eğitim ve sosyal uyanış hareketidir. Bütün bu özellikleri ile 20. yüzyılda Anadolu Aydınlanmasının simgelerindendir. Aynı zamanda, uluslararası alanda da dikkat çeken ve yansımaları olan örnek bir eğitim modelidir. Bizce bu modeli tanımlayan en özlü ifade de “iş ve üretim içinde eğitim” anlayışıdır.
17 NİSAN AYDINLIĞI
Hasan Âli Yücel’le birlikte Köy Enstitülerinin kurucusu olan o dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, üretim içinde eğitim anlayışının ilk örnekleri olan Köy Enstitülerinin temel ilkelerini şöyle açıklar: “Köylerin kültürel ve genel hayatlarında ileri bir seviye yaratabilmek yalnız klasik anlamdaki öğretmenle mümkün olmaz. Köy hayatı bir bütün olarak ele alınmaz da şimdiye kadar olduğu gibi yalnız klasik kültür bakımından işlenmek ve bu vasıta ile bir ilerilik yaratılmak istenirse bu çalışmadan olumlu bir sonuç alınmaz.”

Yücel’in ve Tonguç’un eğitim yaklaşımları ile şekillenen Köy Enstitüleri deneyimiyle ülkemizde uluslararası eğitim alanında da örnek alınan ilginç bir eğitim modeli yaşanmış ve hayata geçirilmiştir.
AYDINLANMA FENERLERİ
Köy Enstitülerinden yetişen rahmetli ozanımız Nebi Dadaloğlu, Anadolu ağzıyla yazdığı dizelerinde ne de güzel anlatır enstitülerin o aydınlık öyküsünü: “Bentler çekildi, gayalar söküldü yerli yerinden/ Yarasalar uçamaz oldu, guzgunlar döndü havada/ Bir yıldız çavdı, bir yıldız çavdı, yüceden yüce/ Hasanoğlanda, Ortaklarda, Pulurda, Cılavuzda!..”
Bizim yöremizde, Ege’de, Kızılçullu ve Ortaklar’da örnekleri görülen enstitüler; bölgemizde de adeta çavan bir yıldız oldular. Anadolu’nun genelinde olduğu gibi, Ege’de de “aydınlanma feneri” işlevi gördüler.
ENSTİTÜLER VE GÜNÜMÜZ
Günümüzde eğitim alanında büyük sıkıntılar yaşanıyor. Eğitim adeta bir yapboz tahtasına dönüşüyor. Araştıran, sorgulayan, çağdaşlığı yakalayan kuşaklar yerine, biat kültürüne yaslanan kuşaklar yetiştirilmesi tercih ediliyor. Bu durum, eğitimde gericileşmeyi ve birçok yönden geride kalmayı da beraberinde getiriyor. İşte bunun içindir ki Köy Enstitüleri örneğini hiçbir zaman unutmamak ve her daim anmak, anımsamak gerekiyor.
Bu bağlamda, İzmir’de temelleri atılan Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) günümüzde önemli bir işlev görüyor. Biz Köy Enstitüleri geleneğine sahip çıkan ve bu geleneği günümüze-geleceğe taşıyan çabalara büyük değer biçiyoruz. Köy Enstitüleri’nin 86. yaşında; başta geçtiğimiz günlerde İzmir’de kaybettiğimiz Mevlüt Kaplan öğretmenimiz olmak üzere, tüm Köy Enstitülülerin anıları ve mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyoruz.
***
‘Toprağa Şiir Yazan Adam’
Geçtiğimiz günlerde şair-yazar Necati Yıldırım ziyaretimize geldi. 11 yıl süren bir emek ve çabayla hazırladığı “Toprağa Şiir Yazan Adam” kitabını, adımıza imzalayarak armağan etti. Kitap eylem ve düşün insanı Nail Çakırhan’ın ilginç, kahırlı ve zorlu yaşamını anlatıyor.

Necati Yıldırım, bizim doğduğumuz ve ilk gençlik yıllarımızı geçirdiğimiz Alaşehir’de öğretmenlik yapmış. Biz onu o yıllarda çıkan “Yüzyirmi Sokak” isimli şiir kitabından tanıyoruz. Bunca yıl sonra bir araya gelince geçmişin anılarını ve Nail Çakırhan kitabını konuştuk.
NAİL ÇAKIRHAN’IN ÖYKÜSÜ
Yıldırım’ın çok yoğun bir emekle hazırladığı “Toprağa Şiir Yazan Adam”; Nâzım Hikmet’le 1930’da “1+1=Bir” adlı ortak şiir kitabı çıkarmış, sonra Bursa Cezaevi’nde birlikte hapis yatmış, şairgazeteci Nail Çakırhan’ın bir asır süren serüvenini anlatıyor. Çakırhan’ın bir başka önemli yönü, mimarlık öğrenimi görmeden 1983’te Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazanmış olması. Yıldırım da kitapta, bir bakıma bu büyük yaratıcının adeta sözcüklerle heykelini yapıyor.
ESKİ CUMHURİYETÇİ
Nail Çakırhan, Cumhuriyet gazetemizin kurucusu Yunus Nadi gibi Egeli ve Muğlalı. 1910 yılında Muğla’ya bağlı Ula’da doğmuş. Daha sonra geldiği İstanbul’da Resimli Ay, Tan ve Cumhuriyet’te çalışmış. Ünlü şairimiz Nâzım Hikmet’le çok yakın dostluk kurmuş. Mücadele ve kelepçe arkadaşı olmuş; birlikte Bursa Cezaevi’nde yatmışlar.
Nail Bey hapisten çıkınca Cumhuriyet’te çalışmaya başlamış. O dönemi şöyle anlatıyor: “Cumhuriyet’ten çok etkilendim. Çünkü bu gazetenin bir patronu vardı ki yanında çalışan insanların her şeyiyle ilgilenirdi.” Çakırhan sonra politik sığınmacı olarak Moskova’ya gider ve orada Doğu Halkları Üniversitesi’nde (KUTV) eğitim alır. Moskova’da evlenir ve bir oğlu olur.
ŞİİRİ TOPRAĞA DÖKMEK!
Daha sonra ülkesine dönen Çakırhan, zorlu siyasal mücadeleler içinde yer alır. Çok partili hayata geçilmesiyle birlikte kurulan Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin (TSEKP) İstanbul il başkanlığını yapar. Partinin kapatılmasıyla birlikte yolu yine cezaevine düşer.
Sonraki dönemlerde, olimpiyatlara katılan ilk kadın sporculardan-arkeolog Halet Çambel’le yolları kesişecektir. Sorbonne mezunu Çambel’le 1940’ta evlenir. Çalıştığı Tan gazetesi ve matbaasının baskınla kundaklanmasını yaşar. Cezaevi serüvenlerinin ardından, Halet Çambel’le birlikte sevdalarının ve umutlarının peşinde koşarlar. Karatepe’den Gökova’ya adeta toprağa şiir dökerler!
AKYAKA’NIN MİMARI
Yaşanan onca serüvenin ardından, Nail Çakırhan’ın yolu memleketi Muğla’ya düşecek ve burada özgün yapılar inşa edecektir. Ula’nın ardından özellikle Akyaka beldesinde yaptığı evlerle tanınır. O artık mimarlık eğitimi görmeden bu alanın en önemli isimlerinden olur. Halet Çambel’le birlikte yaşamlarının son dönemini, uzun yıllar kendileriyle birlikte anılacak Akyaka’da geçirirler. Oraya özgü bir mimari oluştururlar.
Doğrusu Necati Yıldırım büyük emekle, kapsamlı ve derinlikli bir yapıt ortaya çıkarmış. Kendisini yürekten kutluyor; emeğine ve çabasına teşekkür ediyoruz. Büyük değerlerimiz Nail Çakırhan’ın ve Halet Çambel’in anılarını saygıyla selamlıyoruz. Günümüzde Muğla’nın, Ege’nin ve ülkemizin, bu değerlerimize daha çok sahip çıkması gerektiğini düşünüyoruz.
***
YKKED Mandolin Orkestrası
Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği (YKKED), 25 yıl önce değerli dostumuz Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın öncülüğünde İzmir’den yola çıkan bir Aydınlanma hareketi ve birlikteliği.

Günümüzde YKKED’nin genel başkanlığını Prof. Dr. Ethem Duygulu yapıyor. Birçok kentte de şubeleri var. Derneğin özgün ve güçlü bir mandolin orkestrası-korosu bulunuyor. ‘Müzik ve Mandolin’ Köy Enstitüleri aynı zamanda kültür okullarıydı. Müzik ve çalgı da bu kültürel eylemde önemli yer tutuyordu. Ayfer-Kemal Kocabaş çiftinin ortaklaşa hazırladıkları
Müzik ve Mandolin’
Köy Enstitüleri aynı zamanda kültür okullarıydı. Müzik ve çalgı da bu kültürel eylemde önemli yer tutuyordu. Ayfer-Kemal Kocabaş çiftinin ortaklaşa hazırladıkları “Müzik ve Mandolin” kitabı, bu kültürel eylemi bütün yönleriyle geçmişten günümüze taşıyor.
Köy Enstitüleri ve eğitim tarihi üzerine pek çokaraştırma ve çalışma yapan Kocabaş çifti, aynı zamanda bunları kitaplaştırarak kalıcılaştırıyorlar. Son olarak, Kemal hocanın yeni kitabı “Dicle Aydınlığı” da yayımlandı.
YKKED’NİN KOROSU
Derneğin bir de mandolin orkestrası ve korosu var. Bu çalışmalar Prof. Dr. Ayfer Kocabaş’ın yönetiminde hayata geçiriliyor.
Mandolin çalgısını Köy Enstitülerinin adeta bir simgesi gibi belleğimize yerleştiriyoruz. Bu çalgıyı her gördüğümüzde ve dinlediğimizde, gönlümüzde ve yüreğimizde Köy Enstitüleri çiçekleniyor!