Dünyada önemli ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeler yaşanıyor. Çoğunlukla olumsuzluk içeren bu gelişmeler ülkemizi de derinden etkiliyor. Dünya ve ülkemiz, önemli bir altüst oluşun sarsıntıları, etkileşimleri altında kalıyor. Ekonomi-politik alan, hem yıkımı yaşayan ve hem de yeniden inşayı içeren bir süreci yaşıyor. Yeni ekonomik, teknolojik, jeopolitik ve yönetsel arayışlar, birbirini tetikliyor.
Ülkelere ve halklara kendini dayatan emperyalizm gerçeği ile bir kez daha yüz yüze kalıyoruz. Bugünlerde üzerine çokça tartışılan otokrasinin, otokrat yönetim anlayışının, emperyalizmle olan bağı; Körfez’de ve dünyanın başka bölgelerinde yaşanan savaşlarla, kıyımlarla, kırımlarla daha iyi görülüyor. Tıkanan emperyalist, kapitalist, neoliberal sistem; kendine yeni çıkışlar arıyor.
OTOKRASİNİN YIKIMI
Günümüzde emperyalizmle örtüşen ve ona koşut olarak güçlenen otokrasinin; halkların ve insanların yaşamında meydana getirdiği yıkımın bilançosu büyüyor. Bu olumsuz tablodan ülkemiz ve halkımız da alabildiğine etkileniyor. Cumhuriyet ve demokrasi değerleri her geçen gün daha da çok örseleniyor.
Aslında son yıllarda yaşadığımız ekonomik ve sosyal sorunların temelinde, işte bu gerçekler yatıyor. Bir yandan ekonomide ve sosyal hayatta meydana gelen yıkımın enkazı artarken diğer yandan yeni bir hayat ve düzen arayışları da güçleniyor. Hayatın diyalektiği kendi gerçekliğini yine hayatın içinde kendisi örüyor. Bütün bu gelişmelerin sarsıntıları ve etkileşimleri ortalığı kaplıyor.
DEMOKRASİNİN İNŞASI
Dünyanın birçok yerinde yaşanan emperyalist saldırganlık ve otokratik yıkım, demokrasiyi ve demokratik yaşam değerlerini alabildiğine aşağı çekti. Bu gerçekliği biz de ülkemizde görüyor ve günlük yaşamda alabildiğine duyumsuyoruz. Milli iradenin yok sayılması, seçmen iradesinin rafa kaldırılarak siyasetçi transferinin geçerli yol haline gelmesi yurttaşı endişelendiriyor. Seçmen “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak tanımlanan bu yeni yönetsel sistemin, sorunları daha da büyüttüğünü kendi yaşamında görüyor, kavrıyor.
Bu bağlamda, iktidarın değişimi ve demokrasinin yeniden inşası sorunsalı, boylu boyunca önümüzde duruyor. Unutulmamalıdır ki ülkemizin, halkımızın en temel ve öncelikli meselesi budur. Muhalefetin tüm kesimleri, bu gerçekliği görmeli ve kendi gündemlerini, önceliklerini, buna koşut hale getirmelidir.
DÜZEN-SİSTEM DEĞİŞİMİ
Siyasal ve toplumsal gündeme böylesi bir bakışla yaklaşınca ister istemez düzen ve sistem değişimi meselesi öne çıkıyor. Günlük yaşamda bin bir sıkıntı ile boğuşan ve pek çok adaletsizlikten yakınan toplumun geniş kesimleri, mevcut düzenin ve sistemin değişmesini istiyor. Bunun yolu da öncelikle, artık yorulan, yıpranan ve tümüyle tükenen iktidarın değişiminden geçiyor.
Başta ana muhalefet CHP olmak üzere siyasal muhalefetin ve toplumsal muhalefetin tüm etkin kesimleri; bu ana hedefe ve gündeme odaklanmalıdır. Kamucu, halkçı bir düzeni ve parlamenter sistemi temel alan bir değişim programı, tüm açıklığıyla halka anlatılmalıdır.
HAKÇA VE HALKÇI
Son günlerde ortaya çıkan gelişmelerden, ülkemizde siyasal bir değişimin kolayca olmayacağı anlaşılıyor. Ancak görüldüğü kadarıyla; halkın, seçmenin önemli bölümünün değişim doğrultusundaki isteği de güçleniyor. Son dönemlerde artan ekonomik zorluklar ve adaletsizlikler, halkı ister istemez yeni arayışlara yöneltti. Değişim talebi ve beklentisi de yükseldi.
İşte siyasal muhalefet, bütün bu arayışlara ve beklentilere, hakça ve halkçı bir yaklaşımla yanıt vermelidir. Cumhuriyet, demokrasi ve parlamenter sistem temelli en geniş ortaklaşmayı hayata geçirmelidir. Yakın geçmişten alınan derslerin ışığında, bu birliktelik ve dayanışma; öyle masa başı buluşmalarla değil, hayatın-mücadelenin içinde ve siyasetin gerçekliğinde olmalıdır. Kısacası, yıkımın ve inşanın seslerini, çatırtılarını; başta siyasetçiler olmak üzere herkes duyumsamalı ve buna koşut davranmalıdır.