İnsan kendini en çok ilgi duyduğu şeylerle ele veriyor. Uzun yıllardır bana en sık sorulan soru şu oldu: “Ekonomist misiniz, edebiyatçı mı?” Şimdi burada, Cumhuriyet okurunun karşısında düzenli köşe yazılarıyla yer alırken, sanırım önce bu iki dünyanın birbirine neden hiç uzak olmadığını anlatmam gerekiyor.
Ben ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunuyum. Ekonomi ve finans alanında doktora yaptığım Almanya’da uzun yıllar kurum kültürü içinde bulundum. Frankfurt’ta, Almanya Merkez Bankası Bundesbank’ta direktörlük yapan bir ekonomist olarak küresel yönelimleri, Avrupa’nın dönüşümünü, teknolojinin kültürel ilişkileri nasıl değiştirdiğini, merkez bankalarının nasıl beklenti yönettiğini yakından gözlemleme imkânı buldum.
İNSAN OLMANIN GÜCÜ
Okurlarından çok büyük ilgi gören Sapiens adlı kitabında Yuval Noah Harari, türümüz Sapiens’i Neandertal insanından ayıran en önemli özelliğin kurgu becerisi olduğunu söyler. Kendi aralarında ortak bir kurguya inanabiliyor ve onu yaşatabiliyor olma özelliği, Homo Sapiens’i evrimsel süreçte egemen kılmıştır. Tarih boyunca ortak bir hükümdara, millete, mezhebe ve Tanrıya olan inanç medeniyetlerin gelişmesine, bir arada kalmasına ve ortak düşmanlara karşı dayanışmasına olanak sağlamıştır.
Bana göre kitapta varılan en önemli saptama, insan üretimi en kuvvetli kurgunun para olduğudur. Nasıl mı? Bir kağıt parçasına anlam yükleyen bizleriz. Eğer 100 euroluk bir banknotu dünyadaki tüm insanlar yırtıp atabiliyor olsaydı kapitalizm diye bir şey kalmazdı. Fakat ne yazık ki o banknotla yarattığımız ortak kurgu yüzyıllar içinde öyle güçlenmiş ki, hiçbirimiz o kağıt paranın değersiz olma ihtimalini aklımızdan geçiremiyoruz bile. Aksine, dünyanın neresine giderseniz gidin, o banknot yüzünü daha önce hiç görmediğiniz insanlarla, farklı diller konuşup, apayrı milletlerden, inançlardan olsalar bile sizi ortak bir zeminde buluşturmayı başarıyor. Kanımca, kapitalizmin bir türlü yenilgiye uğratılamamasının, diğer tüm-izmlerden daha dirençli olmasının sebebi Sapiens’in bu ortak kurgusunun ne yazık ki böylesine kapsayıcı olmasıdır.
KURGUSAL EDEBİYATA UZANAN YOL
Ekonomik kurgulardan, kurgusal edebiyata olan mesafenin çok uzak olmadığına getirdim sözü. Evet, dış dünyada eve ekmek getirme derdi gibi, bizi bir yaşam mücadelesi içerisinde tutan çok daha büyük kurgular var. Sonra siyasi ve toplumsal çatışmalar var, bizleri farklı kültürel kurgulara bağlı olduğumuza inandırarak bölmek isteyen. Tüm bunların altında da kendi yarattığı kurgularda ezilen bizler.
Yakın zamanda Cumhuriyet Kitapları’ndan ikinci baskısı çıkan öykü kitabım Hayal Sigortacısı, okurlarla tüm diğer kurgulardan azade bir dünyada buluşma düşüncesiyle hazırlandı. Kitaba adını veren öykümde kapitalizmin soğuk yüzünü en uç noktasında alaya alan bir hikaye anlatılıyor. Hayallerin, başarının ve mutluluğun bile pazarlanabildiği, duygularımızın ekonomik sistemin bir parçası haline geldiği dünyaya eleştirel ve ironik bir bakış sunuluyor.
CUMHURİYET’İN MİRASI
Hem ekonomistim, hem edebiyatçı. Ekonomi dediğimiz şeyin, aslında insan hikâyelerinden ibaret olduğunu, bir edebiyatçı olarak da insanlığın o en ortak, en özel hikâyelerini kağıda dökme vazifemi bilmem anlatabildim mi? Bundan böyle bu köşedeki yazılarımda güncelden, yaşlanan Avrupa’nın ekonomik süreçlerinden, teknolojinin yarattığı kültürel ve sosyal dönüşümlerden, ve en önemlisi, sanat ve edebiyattan konu açarken, gerek toplumsal dinamiklerin, gerek insan ruhunun derinliklerinde dolaşalım. Önümüzdeki yıllar insanlık tarihinin en sert dönüşümlerinden birine sahne olacak. Yapay zekânın değiştireceği dengeler aşınmakta olan hakikat duygusunun altını daha da oyacak. Sevgili okurlar, tam da bu sebeple, sizlerle ortak kurgularımızı, dilimizi, edebiyatımızı bu köşe yazılarıyla dik tutalım isterim.
Daima dik durmuş Cumhuriyet gazetesinin yüz yıllık geleneğinin bir parçası olmanın onuruyla.
Sevgiyle kalın.