Atatürk, Jonathan, İran ve Macaristan - Ülgen Zeki Ok
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Atatürk, Jonathan, İran ve Macaristan - Ülgen Zeki Ok

09.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Image

Richard Bach’ın bir döneme damga vuran “Martı” kitabının kahramanı Jonathan ile tanışıp felsefesini benimsediğimde 20 yaşlarındaydım. 40’lı yaşlarda araştırmaya başladığım Atatürk’ü tanıdıkça hayranlığım arttı ve bugün onu tarihin en büyük liderlerinden biri olarak görüyorum.

Jonathan ile Atatürk arasındaki benzerliklere geçmeden önce Jonathan’ı kısaca hatırlayalım. Jonathan Livingston, diğer martılar gibi ekmek peşinde koşmak yerine, daha hızlı ve daha yüksekten uçmayı seçince önce ailesi, ardından toplum tarafından dışlanır ama yılmaz. Bir gün iki martı onu alıp kendisine benzer az sayıda martının bulunduğu bir yere götürür, orada eğitilerek yetkinleşir. Öğrendiklerini hevesli genç martılara öğretmeyi başarır ve görevi onlara devreder.

KÖKLÜ DEVRİMLERİN HARCI

Jonathan’dan edindiğim yaşam felsefesini, tanıma fırsatı bulduğum Sabih Kanadoğlu, Onur Öymen, Alev Coşkun gibi yetkin insanlardan öğrendiklerimle harmanladıkça Atatürk’ü daha iyi anlamaya, hatta onun eşsiz bir “martı” olduğunu düşünmeye başladım. Bilgi ve düşüncelerimi hevesli gençlere aktarmam gerektiğini düşündüm.

Atatürk’ün Jonathan’a en çok benzeyen yönlerinden biri, çoğunluğun benimsediği ve çökmekte olan geleneksel yapıya karşı akıl ve bilimi rehber edinmesidir. Toplumu dönüştüren köklü devrimlerin temel harcı da akıl ve bilimdir. Jonathan özgürlüğü sınırlayan geleneklerin terk edilmesi gerektiğini savunurken Atatürk “Ya istiklal ya ölüm” diyerek bağımsızlık mücadelesini başlatmış; zaferin ardından kadını toplumsal yaşamın merkezine taşımış, köylüyü “milletin efendisi” olarak yüceltmiştir.

İkinci ortak yön idealler olabilir. Jonathan yaşamını “martılara doğruları öğretebilme” idealine adarken Atatürk ise yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden modern, laik ve güçlü bir devlet kurma idealini inanılmaz düzeyde kısa bir zaman diliminde gerçekleştirdi. Mükemmel bir “savaşçı” olmasına karşın “Yurtta barış, dünyada barış” idealini tüm dünyaya sundu.

TOPLUMU EĞİTİMLE DÖNÜŞTÜRMEK 

Hem Jonathan hem de Atatürk eğitim yoluyla zincirlerin kırılıp potansiyellerinin aşılabileceğini düşünerek toplumu bu yolla dönüştürmeyi hedeflediler. Gençlere güvendiler ve toplumun ileri gitmesi için gerçekleştirdikleri devrimleri gençlere emanet ettiler.

Jonathan, kendisi gibi olanların neden az sayıda olduğunu sorgularken Atatürk özellikle devrimler konusunda en yakın arkadaşlarıyla bile ters düştü; “tek adam” olarak anılması, yalnızlığını da simgeler.

İkisi de ileri görüşlülükleriyle dikkat çeker. Jonathan görevi devrederken “Beni tanrılaştırmalarına izin verme” derken Atatürk 2. Dünya Savaşı’nın hangi tarihte ve nasıl başlayacağını öngörüp ölümünden sonra bile ülkeyi bu cehennemden uzak tutmayı başarmıştır.

Çok önemli bir öngörüsü daha var Atatürk’ün: “Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak; yerlerine uluslar arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır.” Bu öngörüye dayanarak İran’daki çatışmalar başladığında şöyle yazmıştım: “Çanakkale Boğazı, üzerinde güneş batmayan İngiltere İmparatorluğu’nun sonunu getirmişti. Hürmüz Boğazı da gözü bir türlü doymayan Amerikan İmparatorluğu’nun sonunu getirecek bu gidişle...”

İran’daki gelişmelerin ardından, Macaristan’da Orban’ın düşüşü bu düşüncemi kuvvetlendirdi. Darısı Netanyahu, Trump gibi despot liderlerin başına. Son söz: Atatürk, Jonathan gibi bir “martı” idi; öyle yüksekten ve o kadar hızlı uçtu ki... Bir türlü ona yetişemiyoruz.

PROF. DR. ÜLGEN ZEKİ OK