Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Zeytin ağacı, umutlar ve gergedanlar

07 Ağustos 2018 Salı

Kahvaltımı bitirdim, üçüncü çayımı ince belli bardağımla zeytin ağacının altında yudumluyorum. Gazeteye bakmıyorum, televizyon seyretmiyorum. Mutlak bir sessizlik ve sükûnet var. Uzaktan denizi görüyorum, Ege’yi.
Yeşille mavinin karışımı var, beyaz bir kelebek uçuyor ve çayımı yudumluyorum. Çok mutlu olmam gerekir diye düşünüyorum. Doğanın huzuru ve sakinliği içinde, zeytin ağacının gölgesinde hafif esen rüzgârla birlikte fısıldarcasına nağmeler yayan yaprakların altındayım.
Bundan büyük mutluluk olur mu diye kendime baskı yapıyorum, yalan söylemeye çalışıyorum. Yalan, yalan ve yine yalan. Zeytinin gölgesindeki huzur ve sükûn en büyük yalan, çünkü yüreğim yanıyor, içim sızlıyor.
Demokrasi yok, milletvekilleri ve gazeteciler hapiste, öğretim üyeleri gözaltında, gençler işsiz ve mutsuz. İnsanlar parkta bile rahat gezemiyorlar.
Ve politikacılar birbirleriyle kavga ediyorlar, hatta küfürleşiyorlar. Bu ülkenin, bu toplumun bir yurttaşı, vatandaşı olarak ıssız bir adaya, dağın başına kendimi hapsetmiş gibiyim.
Aşağı inemiyorum, her yeri gergedanlar doldurmuş, birbirlerine homurdanarak saldırıyorlar. Ve ben bir zeytin ağacının gölgesinde kendimi kandırarak mutluluk oyunu oynayan bir insancık, “vatandaş” bile olamıyorum.
Belki de gergedanlardan korktuğum için, sanki onlar yokmuş gibi, zeytinin altında kendi kendimi aldatıyorum, yalan söylüyorum kendime, oyalıyorum kendimi, cennetle cehennem arasında gidip geliyorum, kafamın içinde, huzur cennetinde cehennemi yaşıyorum.
Cumhuriyet, Atatürk, bağımsızlık, İzmir Marşı, imamlar, şeyhler, FETÖ’ler, Adnan Hoca’lar ve kedicikler hepsi iç içe geçmiş, aralarında rahip bile var. Bugün de bir şehit haberi geliyor.
Bir bataklık, bir havuz, bir cehennem: Afrika, Putin, CHP, Trump, Sudan, Katar, reis, kral, şeyh, emir, Esad, 300’ler, 400’ler, 35’ler, paralı askerler, parasız işsizler.
 
Ve biraz rahatlıyorum
Hasan Âli Yücel, Can ve Su Yücel’lerle bir “Datça arası”: reklam arası gibi! 12-13 Ağustos 2018’de Datça’da Can Yücel’i anacağız, tabii Su da orada.
Yücel’lerle aile boyu “yakınlığım” var.
-Hasan Âli Yücel mi? Hasan Âli Yücel benim de mezun olduğum Vefa Lisesi’nin Atatürk Türkiyesi’ne bir armağanı: aydınlığın, uygarlığın, çağdaşlığın simgesi olmuş bir Vefa’lı Atatürkçü.
Vefa’da lisenin kültür kolu başkanı olduğum yıllarda Hasan Âli Yücel için anma günleri düzenleyen, onu yaptığımız etkinliklerde anlatan bendim.
-Can Yücel ile Rejans’ta ya da Pasaj’da beraber olamadık ama ilginç kişiliğini sürekli izledim.
-Ve Su Yücel: 30 yıla yakın Levent’te, Sümbül Sokak’ta komşu olduk, konuştuk, dertleştik. Bu bakımdan Yücel’lerle “aile boyu” temasım oldu derken pek de abartmış sayılmam.
Datça’da Can Yücel’i kimlerle mi anıyoruz: Sevgili Nevzat Bey’in söylediğine göre Doğan Hızlan’dan Metin Sözen’e, Cengiz Bektaş’tan İlber Ortaylı ve Turhan Günay’a bütün “babalar” orada oluyoruz, Can’ın kulakları çınlasın!..
Datça’da bir zeytin ağacı bulmama gerek kalmayacak, gergedanların da ortalarda dolaşacağını pek sanmıyorum.
Ağustosböceklerinin yerini de biz “babalar” almış oluyoruz. Öyle ya, sevgili Can Yücel de başka türlü anılmaz ki.
Gergedanlar mı! Bu kadar “baba”nın arasına dalacaklarını pek sanmıyorum, onlar bile korkabilirler!..

***

Ve yine CHP’li yönetime: 5 imza eksik, 3 imza fazla diye ufak koltuk hesaplarına kilitlenip “statükocu” olacağınıza yapın şu kurultayı: CHP’nin de Türkiye’nin de önü yeniden açılsın.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Doğan Hızlan, Turhan Günay