Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Şark devletinde bir cinayet

12 Ekim 2018 Cuma

İstanbul’da Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na girdikten sonra ortadan kaybolan...
Sırf bu iş için Türkiye’ye gelmiş özel bir tim tarafından korkunç bir cinayete kurban gittiği konuşulan...
Cesedinin parçalara ayrılarak konsolosluktan çıkarıldığına ve yok edildiğine dair deliller olduğu varsayılan...
Amerika buna çok kızacak” diye hayıflanılan...
Türkiye olayı çözmezse adı karalanacak” diye mızmızlanılan, ülkesindeki iktidara muhalif bir gazetecinin başına gelmiş olabilecek korkunç bir olayı, bir casusluk filminin senaryosuymuşçasına didikleyen kolektif aklımızı bir kez daha kaçırdık.
Biz o aklı daha önce defalarca kaçırdık. Canlı bombalar kalabalıkların arasına girip insanları havaya uçurduğunda da kaçtı.
Gözaltında işkenceden ölenlerin başlarına gelenler kanıtlandığında da kaçtı. Güneydoğu’da asit kuyuları ortaya çıktığında da kaçtı.
İleride de daha çok kaçacak.
Mesela 15 Temmuz’un aslında ne olduğunu öğreneceğiz, o akıl yine kaçacak.
İktidarın suçları resmen açığa çıkacak, yine kaçacak.
Başka iktidarlar, başka suçlar ve başka iktidarlar ve başka suçlar ve başka iktidarlar karşısında o kolektif akıl daha çok, ama çok kaçacak.
Bu arada hangi devletlerin hangi terör örgütleriyle nasıl anlaşmalar yaptıklarını ve
o anlaşmalar bozulduğunda ya da işin seyri değiştiğinde ortaya nasıl sonuçlar çıktığını anlatan araştırmacı yazarlar cilt cilt kitaplar yayımlamaya devam edecekler.
Belgeselciler kirli ilişkileri tane tane deşifre eden dev belgeseller çekecekler.
İtirafçılar zaman zaman çözülüp bülbül gibi ötmeyi sürdürecekler.
Ama hiçbir şey değişmeyecek. Kendi hayatını başkasının hayatını izler gibi izleyen ve televizyon karşısında devamlı çekirdek çitleyen insanlık, bu kirli ve tehlikeli ilişkilere her seferinde bir kez daha aşılanacak.
Soğuk ve sıcak savaşların çıkmasını, dünya nimetlerinin para babaları tarafından hunharca yağmalanmasını, bu yağmanın acısının çok çalışıp az kazanan ve zorluklar içinde küçük hayatlar yaşayan milyarlarca insandan çıkarılmasını kadermiş gibi kabullenen koca bir dünya halkının eğik boynunu kopara kopara bitiremeyen vahşi kapitalizm ve ondan da vahşi emperyalizm dünyanın altını üstüne getirmeyi sürdürecek.
Suudiler ve Amerikalılar ve Türkler... Ve diğerleri...
Asla göründükleri gibi hukuka göre işleyen resmi devletler değiller. Her biri belli ki aslen ganimet peşinde şekillenmiş, “gerekirse” her şeyi yapabilecek birer çete. İktidar modellerini insanlık adına değil, kazanmak adına çağlardan çağlara sürüklemekteler.
Biz şimdi Türkiye’deki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na sağ girip muhtemelen oradan ölüsü çıkan ve dünyanın canına okuyan devletlerin uluslararası kirli ilişkilerinde bir anahtar olan bir gazetecinin akıbetine bakıp ne anlamalıyız?
Suudilerin ne kadar vahşi olduğunu mu? Türklerin basiretsizliğini mi? Amerika’nın gücünü mü? Gazetecilerin aslen casusluk yapabildiğini mi? Casusların enselendiklerinde devletler tarafından hunharca öldürülebildiklerini mi?
Bunların hepsi aslında bize tek bir şey öğretmeli.
Dünyada işler öyle vitrinde göründüğü gibi dönmüyor. Bu dünyayı rezil çeteler, kara paralar, iğrenç ilişkiler, tiksindirici pazarlıklar, göz yummalar, gözdağları yönetiyor.
Siz bu arada cebinizdeki paranın bu ay neyi almaya yeteceğini, neyi almaya yetmeyeceğini hesaplıyorsunuz.
Askere gönderdiğiniz oğlunuz sağ saim eve dönsün diye dualar ediyorsunuz.Üniversiteye giden çocuğunuz orada siyasi olaylara karışmasın diye adaklar adıyorsunuz.
İşinizden çıkarılacaksınız, kiranızı ödeyemeyeceksiniz, kredi kartınız patlayacak diye ödünüz kopuyor.
Ettiğiniz bir laf yüzünden hapse gireceksiniz diye aklınız gidiyor.
Bu arada Allah’a, bayrağa ve vatana inanıyorsunuz.
Onlara canınız pahasına sahip çıkmaya programlanıyorsunuz.
Ama bir türlü farkına varmıyorsunuz;
Sahip çıkmanız istenen hiçbir şey zaten
sizin değil.
Buna canınız da dahil.

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

Ara Güler bize ne anlattı? 19 Ekim 2018 Cum
Biri ayyaş mı demişti? 17 Ekim 2018 Çar
Şark devletinde bir cinayet 12 Ekim 2018 Cum