Prusyalı General Carl von Clausewitz’in söylediği gibi, “Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır.” Diplomasi tıkandığında savaş başlar.
SUMUD
İsrail’in Gazze’de işlemeyi sürdürdüğü “insanlık suçu”na dikkat çekmek amacıyla Barselona’dan yola çıkan Sumud yardım filosu, İsrail devlet korsanlarının saldırısına uğradı. Aralarında 20 Türk vatandaşının da bulunduğu 200 kadar aktivist rehin alındı.
Uluslararası hukukta, “deniz haydutluğu-korsanlık” olarak tanımlanan eylem ve korsanlar, görüldükleri yerde cezalandırılır. Her devletin, korsanlara müdahale etme ve cezalandırma yetkisi hatta görevi vardır.
Nitekim Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Sumud Filosu’na İsrail saldırısını “korsanlık” olarak nitelendirdi. Ancak Türkiye dahil hiçbir ülke, İsrail’e müdahale etmedi. Bu yapılmadığı takdirde, açıklamaların bir değeri yoktur. Kaldı ki Ankara’nın, Erdoğan’ın Netanyahu ile birlikte yer aldığı Gazze Barış Kurulu’nun (Trump Kurulu), Sumud Filosu’nu aşağılayan açıklamasına sessiz kalması, Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını etkisiz kılmıştır.
İSRAİL-YUNANİSTAN İŞBİRLİĞİ
İsrail saldırısı, Girit Adası yakınlarında, Yunanistan’ın arama-kurtarma alanında gerçekleşti. Filonun yardım çağrılarına yanıt vermemesi, Ege ve Doğu Akdeniz’de, kendi deniz alanlarının dışında bile hak iddia eden Yunanistan’ın, İsrail ile işbirliği yaptığı izlenimini veriyor. Bu olay, Yunanistan’ın bir süredir Türkiye’ye karşı İsrail ile birlikte hareket ettiğini gösteren olaylar zincirinin son halkasıdır. Girit Adası’na uçak göndererek filodan adaya çıkarılan aktivistleri İstanbul’a getiren Türkiye’nin, Yunanistan’a bir tepki göstermemesi ise anlamlıdır.
TÜRKİYE SEYREDİYOR
AKP, 2002’de iktidara geldiği günden bu yana Yunanistan’ın Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarına zarar veren adımlarına karşı tepkisiz kalarak diplomasinin en önemli kuralını unutmuş görünmektedir. Devletler, karşılıklı olmak kaydıyla, çıkarlarından ancak bir yere kadar ödün vermeye razı olabilirler. O aşamaya varıldığı takdirde artık geri adım atamazlar ve savaşmak zorunda kalırlar. Diplomasi, devletlerin bu duruma düşmelerini önlemek için vardır. Bunun yolu da ülke çıkarlarını korurken gelişmeleri doğru değerlendirmek ve olaylara zamanında ve yeterli tepki vermekten geçer.
YUNANİSTAN VE İSRAİL YANLIŞ YOLDA
Sumud Filosu olayının da gösterdiği gibi Yunanistan, Türkiye’ye karşı ezelden beri izlediği, kendisine ait olduğunu düşündüğü hakları, başkalarının desteği ile zorla alma politikasını bir süredir daha cüretkâr ve pervasızca sürdürmektedir. Yunanistan’ı bu yolda cesaretlendiren de tarihte hep olduğu gibi onu destekleyen ve kullanan ABD, İngiltere, Fransa gibi devletler veya Türkiye’nin üyesi olmadığı, AB gibi devlet gruplarıdır. Yunanistan’ın, ABD ile İsrail’in İran’a, uluslararası hukuku hiçe sayan, gerekçesiz saldırısından yararlanarak İsrail ile geliştirmeye çalıştığı, GKRY’yi de içine alan ortaklık da bu dış desteğin bir ayağını oluşturmaktadır. Bu birliktelik yolunda atılmakta olan adımlar, İsrail’in de Türkiye’yi kendisine rakip olarak gördüğü ve ABD’yi arkasına alarak Türkiye’yi etkisiz hale getirmeye çalıştığı izlenimini vermektedir. Bunlar Türkiye’nin dikkatle izlemesini ve zamanında gereken ve yeterli uyarılarda bulunmasını, önlem almasını gerektiren gelişmelerdir.
TÜRKİYE TEPKİSİZ KALMAMALI
Türkiye yaşamsal çıkarlarından vazgeçemez. Ancak olaylara zamanında ve yeterli tepki gösteremezse, karşı taraf bundan cesaret alarak her defasında bir adım ileri gidecek ve Türkiye’yi gerileyemeyeceği noktaya getirecektir. Türkiye’nin, çıkarlarını korumak için savaşmak dışında seçeneği kalmayacaktır. Yunanistan’ın, İsrail’in veya GKRY’nin Türkiye’yi o noktaya getirmeleri, geçmişte defalarca (Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı, Taşoz, Kardak bunalımları) denedikleri gibi Yunanistan’a, İsrail’e ve GKRY’ye çok pahalıya patlayacak vahim hatalar olacaktır. AKP yönetiminde gücünden çok şey yitirmiş olmasına rağmen Türkiye, İran’la bile başa çıkamayan ABD-İsrail ikilisine ve arkasına kimi alırsa alsın, Yunanistan’a ağır bedel ödetebilecek bir devlettir. Ancak Türkiye için doğru politika, kişisel veya diğer çıkarlar nedeniyle gelişmeler karşısında tepkisiz kalan veya kalmak zorunda olduğu için Türkiye’yi o noktaya sürüklemekte olan iktidarı değiştirmek ve kimseyle savaşmak zorunda kalmamaktır. Atatürk’ün dediği gibi, “Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir.”