Türk edebiyatında modernleşmeyi ve Batılı estetiği savunan edebi topluluk Serveti Fünun’un önemli ismi Tevfik Fikret, “yeşil yurt” fikrini ortaya atmıştı 1900’lü yılların başlarında. Siyasal baskı, toplumsal çöküş ve düş kırıklığı nedeniyle vatan toprağından göçüp yeni bir yer arayışına girer Fikret. Harita üzerinden belirlediği ülke Yeni Zelanda’dır. Cenap Şahabettin, uzun gemi yolculuğu nedeniyle “güzel olan” farklı yerler önerir, Halit Ziya kapalı ve steril bir ortamda ideal yaşamı savunur. Dönemin diğer önde gelenlerinden Ahmet Haşim, M. Akif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı ise yeşil yurda şiddetle karşı çıkıp “kalıp mücadele etmeyi” önceler.
İyi ki Tevfik Fikret’in 1899-1901 arasındaki bu ütopik görüşü ilgi görmemiş de düşünce ve edebiyat dünyasının kilometre taşları uzak coğrafyalara gitmekten vazgeçmişler.
Geçenlerde İstanbul Erkek Lisesi’nden 2024 yılında mezun olan öğrencilerin çok büyük bölümünün üniversite eğitimi için yurtdışını seçmesi 1900’lerdeki yeşil yurt olayını anımsattı. Çünkü Türkiye’nin Galatasaray Lisesi ile birlikte kazanılması en zor 2-3 okulundan biri olan İEL’nin çoğu da üstün zekâlı mezunlarının yurtdışını seçmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği adına çok önemli ivme kaybıdır. Türkiye’deki eğitim sistemini savunanlar İEL’li gençlerin satır arasında kalan yurtdışına gitme arzusunu iyi araştırmalıdır! Gerçi, bu başarılı evlatların niçin yurtdışını istedikleri gayet iyi biliniyor, Amerika’yı yeniden keşfetmeye hiç gerek yok. Z kuşağının büyük bölümü tıpkı 1900’lerdeki gibi siyasal bir baskı ortamının yaşandığını düşünüyor. Batı ile yerli gerçeklik arasındaki duvarların iyice yükselmesi, Schengen kaynaklı vize engellemelerine çözüm bulanamaması, Dışişleri Bakanlığı’nın kayıtsız kalışı, toplumsal ve bireysel huzur seviyesinin düşmesi bu göç isteğinin temel nedenleri. Ve eğer Türkiye’yi yönetenler bir şekilde güzel vatanımızı cazip ve yaşanabilir kılmazsa beyin göçü 17-18’li yaşlara iner. Bu da geleceğin kararması demektir.
BAHÇELİ’DEN MESAJLAR!
MHP lideri Devlet Bahçeli, dün iki farklı mesaj verdi. İlki şubat ayından bu yana gündeme gelmeyen terörsüz Türkiye sürecine yönelikti. Siyasi düzenlemelere değinerek terörist başı Öcalan’a statü çağrısı yaptı ve “Bunun adın ‘barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’ olsun” dedi. Tam da PKK’nin sözde yöneticisi Murat Karayılan’ın, “İmralı görüşmelerinin yavaşladığını” gündeme getirdiği günlerde. Bahçeli’nin mesajı kime? AKP’ye mi, CHP’ye mi, DEM’e mi? Bahçeli’nin grup toplantısı sonrası, CHP’ye yönelik mutlak butlan iddialarına ilişkin kendisine sorulan “Kulislerde, ‘Mutlak butlan kararı yazıldı’ deniyor. Nasıl değerlendirirsiniz” sorusuna verdiği, “CHP’nin parçalanmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz” yanıtı da anlam yüklüydü ve bir yerlere mesajdı! İki açıklama bakalım önümüzdeki günlerde nasıl yankı bulacak?
ÖZEL YAŞAM MI?
Suça karıştığı iddiasıyla gözaltına alınan kişiler o andan itibaren devletin gözetimi ve sorumluluğu altındadır. Polis ve savcılık kişinin cep telefonu, şahsi bilgisayarı, not defterlerine, hatta resim albümlerine el koyar, belgelerin suçla ilişkisi araştırılır, eğer yoksa, belirli bir süre sonra mühürlü bir zarf içinde iade edilir! Ve bu kuralı -ne gerekçeyle olursa olsun- çiğneyen sistemin güvenilirliğine zarar verir.
Peki ya şimdi işliyor mu bu kural? Son günlerde özel yaşamın gizliliğinden tutun, masumiyet karinesine, kişisel verilerin korunmasından tutun, ceza hukukuna kadar pek çok yasa çiğneniyor. Bu krizin öznesinde CHP’li siyasetçiler ve aileleri var.
İsim vermeye gerek yok, mali suçlardan yargılananların özel hayatlarının çarşıya pazara saçılmasına izin verilmemeli. Çünkü anayasamızın 20. maddesi der ki: “Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Bu bağlamda söz konusu görüntüler montajdır, değildir, yapay zekâdır bilinmez ama özel hayata ilişkin bilgi, belge, kayıtların, gözaltı, tutuklama ve yargılama sürecinde sızması güvenlik meselesidir. Hem İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi hem Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu duruma ivedilikle el atmalıdır!
Çünkü toplumda güvensizlik ve korku ortamı oluşuyor, George Orwell’ın distopik romanı 1984’ün karakterleri gibi hissediyor insanlar kendilerini, sürekli bir gözetim, sürekli bir endişe!
DİPNOT: Nisan enflasyonu 4.18. Bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterir örneği, TÜİK ilk kez piyasa şartlarına göre veri açıkladı. Ve bu artış Mehmet Şimşek-Fatih Karahan ikilisi 36 aydır uyguladığı sıkı para politikasının sadece bir arpa boyu yol kat ettiğini gösterdi. Çünkü Şimşek 2023 Haziran’ında göreve geldiğinde yıllık enflasyon yüzde 38.5’ti; şimdi 32.37!