Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Yazgülü Aldoğan

FETÖ’yle böyle mi mücadele ediyorsunuz?

15 Aralık 2018 Cumartesi

Bunca yıldır yazı yazarım gazete köşelerinde; aklımla yazdığımı sanırsınız, oysa ben hep yüreğimle yazarım! Nereye takıldımsa onu çıkarıp atamam kafamdan, yazarım. Şimdi bu FETÖ’cü suçlamaları var ya. Hepiniz, hepimiz, Necati Doğru, Emin Çölaşan da FETÖ’cü olabilir mi diye isyan ediyor ya. Zaten iddianamedeki suçlama da pek dolambaçlı, FETÖ’cü görünmeyip ona karşı çıkaraktan aslında yardım etmek filan gibi bir kıvırmaca. Kılıfına uydurmak için çok uğraşmışlar. İyi güzel de Necati Doğru ile Emin Çölaşan’a gelene kadar kaç bin kişiyi FETÖ’cü diye içeri attılar? Kaç öğretmeni, kaç akademisyeni işinden ettiler? Kaç kişiyi kelepçeleyip, başını öne eğerek arabalara bindirdiler? Kaç ismini bilmediğimiz, tanımadığımız insanı? Bin, on bin, yüz bin? Tıpkı bir zamanlar Ergenekoncu, Balyozcu, darbeci, casus diye diye yüzlerce Atatürkçü subayı, aydını içeri tıktıkları, hayatlarını kararttıkları gibi. O davaların hâkimleri, savcıları, polis şefleri gerçek FETÖ’cülerdi. Bir kısmı kaçtı, bir kısmı içerde ama bir kısmı görevde! Eri, öğrenciyi, küçük memuru darbeci, FETÖ’cü diye diye müebbet cezaları verip içeri tıkan sistem, her ne hikmetse başta siyasiler, en büyüklere dokunmadı, dokunamadı, dokunmak istemedi, niye? Ve bunlar herkesin gözü önünde oluyor, herkesin bilgisi dahilinde, herkesin tepkisine rağmen. Alay eder gibi.
Şaka mı bu?
Fethullah’ın masasında yanına oturup yemeğini yemiş, evine gidip elini, eteğini öpmüş, hatta yanına girerken kutsal bir mekânmış gibi başını örtmüş olanlar ödüllendiriliyor, yıllarca ona methiyeler düzmüş olanlar yüksek mevkilere getirilirken, yıllarca aleyhinde yazılar yazmış, onunla mücadele etmiş olanlar hakkında davalar açılıyor. İnsan kendinden şüphe ediyor. Ben bu zatın hep aleyhinde yazdım. Hatta sen ona nasıl saygı göstermezsin diye tepki aldım, herhalde yakında beni de FETÖ’cü olmakla suçlarlar diye psikolojik travmaya giriyorum! Daha komiği oldu. Birisine o “FETÖ sempatizanı”, diye yazdım, mahkemeye verildim, ceza aldım. Kime anlatsam, “Ama o FETÖ’cü” diye şaşıp kalıyor. Google’a sordum, tam bin iki yüz yetmiş kişi kendisine FETÖ’cü demiş, hem de benimkilerden çok daha ağır ifadelerle!

FETÖ ve PKK
Türkiye’nin en büyük iki belası var diye yıllarca yazdım: biri dini duyguları sömürerek, diğeri etnik, yani milli duyguları sömürerek terör yaratmak. Ülke birlik ve bütünlüğünü zedelemek. Hakkımdaki öbür dava da ikincisinden, vallahi sinirden gülüyorum. Aslında üzülüyorum. Benim canımı yakıyorlar, acıtıyorlar diye değil. Böyle yaparak gerçeği örtüyorlar, gerçek suçluları koruyorlar; ne FETÖ’yle, ne PKK’yle mücadele ediyorlar. Ülkenin birlik, bütünlük, dirlik, barışına zarar veriyorlar. İyi niyetle yapmıyorlar ama hadi yapıyorlarsa da en büyük kötülüğü yapıyorlar. Bu ülkenin akıllı, vicdanlı, kafası çalışan insanlarını içeri atarak, canını yakarak, dışarda kalanları çıkıp gitmeye zorlayarak, kalanlarla yaşamazsınız! Çünkü işe yaramazlar, yaramıyorlar. Çok mu sert oldu, ödetir misiniz? Öyle olsun!

Ortadoğulu turist perakendeyi kurtardı
Tekstilin büyüklerinden Ayaydın Grubu yöneticileriyle yaptığımız bir sohbet toplantısında “vay vay vay” olduk. Bol kadın, çok çocuk, az erkekten oluşan örtülü misafirlerimiz, pırıltılı, cicili biçili kıyafetleri bavullarına doldurup gidiyorlar. Ayaydın Grubu, cirolarındaki Ortadoğulu turist etkisinden çok memnun. Çin ve Kore’den gelen turistlerin daha çok deri çanta ve mücevher satın aldığını, İstanbul ve Karadeniz’de Ortadoğulu, Antalya’da Rus ve İranlı turistlerin ise tekstildeki cirolarını katladığını anlatıyorlar. İpekyol grubu 15’i Suudi Arabistan’da olmak üzere yurtdışında 39 mağazaya, yurtiçinde ise 236 mağazaya ulaşmış. 2018’de krize rağmen yüzde 30 büyümeyi turistlere satışla sağlarken 2019 için daha iyimserler, Rusya pazarına girmeye ve büyümeyi hızlandırmaya hazırlanıyorlar. Ne de olsa 2018’deki yüzde 30’luk büyüme, enflasyon düşünüldüğünde yerinde saymaya yakın. İlginç olan ise Anadolu’da İstanbul’dan daha çok büyümeleri. AVM’lerde konuşlanmalarını ise şehircilikteki eksikliğimizle açıklıyorlar: cadde yok! İstanbul’da bir İstiklal, bir Bağdat, cadde mi, bulvar mı var? Ya meydan, meydan da yok ve bunun perakendeyi de vurduğunu hiç düşünmemiştim!

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Emin Çölaşan, Necati Doğru