Köşe Yazısı

A+ A-

‘Sürdürülebilir üstünlükler kuramı’ uygulanınca...

Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
30 Nisan 2019 Salı

-Ortadoğu’da siyasal İslamın iki kanadı (veya cephesi) var: “Amerikancı” ve “anti Amerikancı” kanatlar.
- Türkiye’de “anti Amerikancı” kanadı son 60 yılda, sadece Erbakan’ın, “milli gömlekli” ekolü temsil etmiştir.
- Bu kanat (cephe) 1997’de 28 Şubat ile “Amerikancı siyasal İslam cephesi ve Amerikancı sivil-askeri cephe” tarafından tasfiye edildi.
- Anti Amerikancı siyasal İslam yerine “Amerikancı siyasal İslam”, ABD tarafından desteklendi.
- FETÖ, “Amerikancı siyasal İslam ile Türkiye’deki Amerikancı sivil askeri odakların” desteği ile Gülen Cemaati üzerinden işbirliği yaptılar.
- Bu işbirliğinin hedefinde, Türkiye’nin rejimini ve sınırlarını değiştirip, ABD’ye bağımlı otoriter bir rejim getirme amacı vardı. Bu arada Kürdistan da kurulacaktı.
- Ergenekon ve Balyoz kumpasları bu hedefe ulaşmak için yapıldılar: demokrasinin ve parlamenter rejimin ortadan kaldırılması, “sivil toplumsal ve toplumcu örgütlenmeler yerine dinci ve Amerikancı örgütlenmeleri” yerleştirerek hedefe gidilmesi amaçlandı.
- FETÖ, “Amerikancı siyasal İslam ile, askeri ama antidemokratik yerel örgütlenmelerin” işbirliği ile oluşturuldu.
- Bunun altyapısı uzun yıllardan beri hazırlanıyordu. Asker, polis, adliye, medya, üniversite, sermaye ve siyaset çevrelerinde yerleştiler.
- Siyasal İslamın Amerikancı kanadı ile yerli kanadı 15 Temmuz girişimi ile karşı karşıya gelince planlar bozuldu. Siyasal İslamın FETÖ ayağının “Amerikancı yönü ağır basınca” aralarında kavga çıktı.
- Saldırıya uğrayan “cephe” ABD’ye karşı, Rusya’yı arkasına almak ve onunla işbirliği yapmak zorunda kaldı.
- Ancak bu coğrafyada Amerikan çıkarlarına uymayan siyasal İslam hep kaybetti. Ya da bulunduğu ülkede iç çatışmaların önlenemez biçimde büyümesinin tarafı oldu.
- Türkiye’de Erbakan bunun için tasfiye edildi. Onun milli gömleği, ümmetçiliğinin bile önündeydi. Bugün İran, ulusal çıkarları ile siyasal İslam rejimini birleştirdiği için ABD tehdidi ve ambargosu altına girdi.
- En çelişkili konumda Türkiye kaldı. Ortadoğu’daki tek dostu Katar oldu. O da zaten, fiilen Amerikan askerlerinin işgali altında. Rusya, Suriye ve Türkiye sayesinde Doğu Akdeniz’e ve Suriye’ye iyice yerleşti. YPG’ye de göz kırpıyor. Kürdistan kurulacaksa, “bir kenarından da, ABD ile birlikte ben tutmalıyım” çizgisine geldi.
- Eşref Bitlis olayından kafamıza çuval geçirilmesine: S. Arabistan, İsrail, Mısır, Rumlar ve Yunanistan’la birlikte, “bölgede bizi tamamen yalnızlaştırana kadar” karşımıza çıktı. Şimdi askeri (F-35) ve ekonomik krize gömmekten, YPG’yi daha da güçlendirmeye kadar her türlü tehdidi, şantajı ve baskıyı yapabilirim demeye getiriyor.
- 1 Mart 2002’de TBMM’nin onurlu kararına çok kızmıştı.
- Türkiye’de yaşanmakta olan büyük siyasi ve iktisadi sorunlar, ABD’nin elindeki en büyük koz olmaya başladı.
- ABD “yeşil kuşak” ile uzun yıllar önce başlattığı süreci hâlâ yürütüyor. “Ortadoğu” ülkelerinde benim desteğim olmadan, siyasal İslam rejimini kimse yerine oturtamaz, demeye getiriyor.
- Yanılmıyorsam S-400 meselesi, Ankara’daki rejim için bir mihenk taşı olacaktır. Trump son çıkışı ile restini çekmiş görünüyor: ya ABD ya Rusya anlamına gelecek bir biçimde “çıtayı yükseltmeye başladı”.
Ankara ise Diyanet’in bütçesi ile savunmanın bütçesini Diyanet lehine bu denli değiştirerek, “siyasal İslam konusundaki tutumunu” ortaya koymuştur.
Trump artık, “yumuşak güç”ten (soft power) “sert güce” (hard power) geçme eğilimini, açık bir biçimde ortaya koydu.
Artık, 1 Mart 2003’te yaptığımız gibi, TBMM’de bir “ortak ulusal yol” bulmak da olanaksız hale geldi. Yanılmış olmayı hiç bu kadar istememiştim…
“Sürdürülebilir üstünlükler kuramı” mı? (*) Statükoyu korumak için, “çıtayı sürekli yükseltme gereği”: Trump da Ankara da bunu uyguluyor: ama eldeki kozlar çok farklı.

(*) Doç. Dr. Arzu Azer, “Erol Manisalı”, Der Yayınları, sayfa 164-174

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Erol Manisalı, Eşref Bitlis