Konstantinopolcü

08 Haziran 2019 Cumartesi

İstanbul’u Konstanti­nopol gibi görmek is­teyenler varmış…
Bu lafı söyleyen­ler, iktidara geldiklerin­den bu yana halk ön­deri Atatürk, devrimci kadrosu ve onların kur­dukları Cumhuriyet ile didişip durdular. Çürü­müş bir hanedanlığı öv­düler. Abdülhamit’in, Vahdettin’in ruhuna rahmet okudular.
İstanbul’un işgali­ne göz yuman işbirlik­çi Damat Ferit’in Hür­riyet ve İtilaf Partisi ile Mustafa Kemal ve arka­daşlarını “cinayet şebekesi” diye tanımlayan İngi­liz Muhipleri Cemiyeti yandaşlarının imzaladığı Sevr Antlaşması’nı yırtan Lozan Antlaşması’nı yerden ye­re vurdular.
İstanbul’u kurtaranları “iki ayyaş” diye tanımladılar…
Şimdi söyler misiniz lütfen: Kimmiş Konstantino­polcü?

Havuz Dolsun Diye
Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) seçimi, as­lında nasıl bir düzen içinde yaşadığımızın belirgin kanıtlarından biri oldu.
CHP Spor Kurulu Başkanı Yıldırım Kaya’nın yap­tığı yoruma göre, Türkiye Futbol Federasyonu, baş­kan ve yönetimini delegeler seçmedi. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bütün federas­yonlarda yaptığı gibi, TFF yönetimini de kendisi ata­dı.
Her şey benim ve benden olsun” mantığının so­nucu TFF Başkanlığı’na, tıpkı Cengiz İnşaat gibi, Kalyon Grup gibi AKP iktidarının gözde ihaleci şir­ketlerin sahiplerinden Nihat Özdemir, satrançtaki şahın önündeki piyon olarak oturtuldu.
Aslına bakarsanız “Her şey benim olsun” dayat­ması ile bu yıl, gölge İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Göksel Gümüşdağ’ın, yapay, şişiril­miş, para pompalanmış “proje” takımı Başakşehir, öyle ya da böyle şampiyon ilan edilecekti.
Olmadı. Çünkü, İstanbul seçimleri, tıpkı futbol li­gindeki ayak oyunları gibi bakara- makara iptal edil­mişti. Başakşehir’in ite kaka şampiyonluğu çok sırı­tacaktı. AKP’ye oy gerekiyordu, majestelerinin takı­mı geri çekildi.
Tek adam düzeni, yaşamın her alanını denetim al­tına almak üzere kurgulanıyor, yaygınlaşıyor, ku­rumsallaşıyor.
Her şey benim olsun” diyen, işte bu yüzden İstanbul’dan vazgeçemiyor.
Havuzcu kalkındırılmış şirketler için, kalkındırılmış şirketler aracılığıyla havuzlarını dolduranlar için vaz­geçemiyor.

Biz Kul Değiliz!
CHP sözcülerinin, özellikle İstanbul seçimlerinin iptali sonrası geliştirdikleri “kul hakkı yendi” söy­leminden vazgeçmesinde, demokrasi bilinci açısın­dan çok büyük yarar olduğu kanısındayız.
Hepimiz ayırdındayız ki, 1923 devrimi ile kulluk ortadan kaldırılmış, özgür, eşit, kardeş yurttaşlık geçerli kılınmıştır.
Her ne kadar AKP Genel Başkanı tarafından meşruti monarşi bulamacı ile yeniden canlandırılmaya çalışılan Saray düzeni ve tü­müyle “reis”e bağlı bir kulluk sistemi getirilmek istense de, bizler kendimizi
Cumhuriyetin yurttaşları olarak görmekte, ilişkilerimizi, yaşantımızı, tutu­muzu ve dünya görüşümüzü, dinsel ya da feodal tanımlamalar dışında laik, demokratik bir çerçev­eye oturtmaktayız. Ülkenin de bu çerçeve içinde yönetilmesi gerektiğini savunmaktayız. Cumhuriyetin kurucu örgütü olan CHP de, gücünü büyük ölçüde kendini yurttaş sayanlardan almaktadır.
Öyleyse, bugün, AKP’nin dayatmaları karşısında bir ortaçağ deyimi olan kul hakkının yendiğinden değil, çağdaş, evrensel anlamda yurttaşlık hukuku­nun çiğnendiğinden söz edilmesi gerekir.