İmamoğlu neyin mücadelesini yaptı?

25 Haziran 2019 Salı

- “İnsan odaklı” halkçı bir yaklaşım
- “Rant” yerine “kamu yararını” öne çıkaran duruş
- Çağdaş yaşam tarzı özlemine, “aydınlıkçı” kapıların aralanması
- Şeffaflık ve dürüstlüğün katılımcılık ile desteklenmesi, gizli kapaklı işlere neşter vurması, yandaşlığı engellemesi
- Demokrasi, Atatürk sevgisi, laiklik ve inanç özgürlüğü arasında “birliğin ve bütünleşmenin nasıl olduğunu” bizzat kendi yaşam tarzı ile gözler önüne sermesi.
Bütün bunlar özellikle son 10 yıldır kutuplaştırılan, herkesin ötekileştirildiği, demokrasinin adeta askıya alındığı, siyasilerin ağızlarının halkın katlanamayacağı kadar bozulduğu bir ortamda, “İmamoğlu’nun bir kanser ilacı gibi” ortaya çıkmasına yol açtı.
Buna karşılık “statükoyu” koruyup kendi çıkarları için sistemden yararlanan odaklar bu düzenin değişmesine büyük direnç gösteriyorlar.
Rant odaklı” politika ve uygulamayı değiştirmemek için çıtayı sürekli yükseltiyorlar. Aynen bu köşede, “sürdürülebilir üstünlükler tezimi” açıklarken yazdığım gibi, her önleme başvuruyorlar. “Ya hep, ya hiç” güdüsü ile hareket ediyorlar.
Oylar sadece “nasıl bir İstanbul” için değil, aynı zamanda “nasıl bir Türkiye” için verildi. 31 Mart’ta kazanan ve mazbatasını da alan “seçilmiş belediye başkanı” yok sayılarak seçim tekrarlandı.
Bu kentin Aksaray’ındaki Haseki Hastanesi’nde doğmuş: Vefa Lisesi’nde ve İstanbul Üniversitesi’nin İktisat Fakültesi’nde eğitim görmüş; aynı fakültede 45 yıl hocalık yapmış: Fatih, Bakırköy, Cihangir, Gayrettepe, Beylerbeyi, Ayazpaşa, Levent ve Ortaköy’de yıllarını geçirmiş olduğum bu güzelim kentin 1950’li yıllardan beri nasıl değiştiğini, her köşesiyle buram buram yaşamış bir insanım.
İstanbul Dünya Ticaret Merkezi projemi 1979’da Başbakan Ecevit’e sunarken de bu kenti, A’dan Z’ye incelemiştim. Bu konuda Nagoya’da (Japonya) 1980 UNDP Konferansı’nda bir tebliğ de sunmuştum.
Dünyanın en görkemli ve “özel” mirasının nasıl “değiştirildiğini”, özellikle de son 15 yılda, “insanın marjinalleştirilerek”, beton canavarlarının dev cüsseleri altında rant için nasıl ezildiğini yaşadım, kavgasını yaptım.
İmamoğlu’nun, beton ve rant odaklı uygulamalara karşı “insan odaklı” çıkışı elbette tepki görecekti. Özellikle “bozuk düzenden yarar sağlayan odaklar”, ellerindeki gücü bırakmak istemiyorlar.
Aslında İmamoğlu’na saldırılarında pek haksız da sayılmazlar! Durum biraz da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşundaki “tarafları, andırmıyor değil”!
Bir tarafta Atatürk’ü destekleyenler, karşılarında ise İngilizin, Yunanın ve hilafetin yanında olanlar... İşe Mısır’ın Müslüman Kardeşleri’nin de dahil edilmesi, tarafların kimliklerini de net olarak açığa çıkardı!
Ayrıca İmamoğlu, “çok haksız rekabet koşulları altında mücadele etti”: ama rant felsefesine karşı insan odaklı bir cephe oluşturdu, halk yediden yetmişe bunun için onu sevdi.
İstanbul halkının çoğunluğu her şey güzel olacak dedi ve oldu da...