Mustafa Kemal ve General Harbord
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Mustafa Kemal ve General Harbord

04.09.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Sivas Kongresi’ni iyi analiz etmek için o günlerde Sivas’a gelen General Harbord üzerinde de durmak gerekir.


Milli Mücadele döneminin TBMM öncesinde Erzurum ve Sivas kongreleri gibi iki
temel taşı vardır. Erzurum Kongresi bitince (23 Temmuz-7
Ağustos1919) Mustafa Kemal 22 gün daha orada kalarak Sivas Kongresi için
yapılan hazırlıkları takip etti. Erzurum kongresi bölgesel nitelikli ama Sivas milli
bir kongre olacaktı. Ancak kongre öncesi Sivas'ta tedirginlik had safhadaydı.
Dahiliye Nazırı Adil Bey, Sivas Valisi Reşid Paşa'ya gönderdiği şifrede, "Mustafa
Kemal ile Rauf Bey'in Milli Kongre namıyla yapacakları toplantının önlenmesini
istemişti. Sivas'ta bulunan Fransız kontrol subayları da Reşid Paşa'yı tehdit
etmişlerdi. Reşid Paşa önce ağır sonuçlar doğuracak bu kongreden
vazgeçilmesini Mustafa Kemal'den istedi. Ancak O bundan vazgeçilmeyeceğini,
valinin de böylesi blöflerden korkmaması gerektiğini bildirdi.

Şerefli Vali

Vali Reşid Paşa, hükumet ile Mustafa Kemal arasında sıkışıp kalmıştı. Dahiliye
Nezaretine gönderdiği 20 Ağustos 1919 tarihli şifrede diplomatik bir üslupla
hükümete kafa tutmuş, bu işin kendine bırakılırsa kimseye zarar vermeden idare
edeceğini, aksi takdirde başka yere naklinin yapılmasını istemiştir. Mustafa
Kemal'in Samsun'a çıkışından 23 gün sonra göreve başlayan Reşid Paşa'nın Sivas
Valiliği şerefle anılacak bir sayfadır. Amasya Tamimi ve Kuvayı Milliye meşalesi
onun göreve başladığı günlerde yakılmıştır. İttihatçı mazisine rağmen liyakatsiz
siyasetçilere boyun eğmeyen, eli eteği temiz kalmış valilerden biriydi.
4 –11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun çeşitli
yerlerinden gelen 38 delegeden oluşuyordu. Yerel kongre olan Erzurum'a 56
delege katılmışken, Sivas milli kongresine 38 delegenin katılması bir başarısızlık
sayılabilirdi. Bunun nedenleri bir yana bırakılırsa, sonuç olarak Sivas Kongresi
Müdafaayı Hukuk düşüncesi ve Milli Mücadele açısından büyük bir başarıya imza
atacaktır.

Sivas’taki muhalif grup

Sivas Kongresi açılmadan muhalif bir grup Emir Paşa’nın (Marşan) evinde
toplanıp Mustafa Kemal’i kongre başkanı seçtirmeme kararı almışlardı. Toplantıya
katılanlar: Rauf Bey, Bekir Sami (Kunduk), İbrahim Süreyya (Yiğit), Hakkı Behiç
(Bayiç), Ömer Mümtaz (Tanybi), İsmail Hami (Danişmend), İsmail Fazıl Paşa
(Cebesoy), Kara Vasıf, Hüsrev Sami (Kızıldoğan) ve Emir Paşa...
Mustafa Kemal tarafından açılan ve yedi gün süren Sivas
Kongresi ülkenin bağımsızlığı uğruna ilk direniş noktası olacaktı. Mustafa Kemal
açış konuşmasını bitirince İstanbul delegesi İsmail Fazıl Paşa, kongre başkanının
münavebeli olmasını isteyen bir teklif verdi. Bu teklif Mustafa Kemal'in
başkanlığını önleme amacı taşıyordu.
İsmail Fazıl Paşa, delegelerin hürmet ettiği biri, üstelik 20 Kolordu Kumandanı
Ali Fuat Paşa’nın babasıydı. İlginç yanı, teklif, Mustafa Kemal’in desteğe en çok
muhtaç olduğu zamanda ve hiç ummadığı birinden geliyordu. Ancak Mustafa
Kemal, üç kişi hariç herkesin oyunu olarak başkan seçildi.

Gazeteci görünümlü istihbaratçı

İstanbul delegesi İsmail Fazıl Paşa Memleket gazetesi sahibi İsmail Hami (Danişmend) ile Ankara’ya geldi. Amerikalı gazeteci Louis Edgar Browne da Kara
Vasıf’la birlikte gelmişlerdi. Gazeteci kılıklı bu istihbarat subayı Wilson
Cemiyetinden Chicago Daily News’in muhabiri idi. Ankara’da Ali Fuat Paşa’nın
misafiri olmuştu.

Kritik tavır

Sivas Kongresi’nin İttihatçı oyunu olduğu propaganda ediliyordu. Milli Hareket ise
dört yıllık savaşın suçunu yüklenerek dışarı kaçan İttihatçıların şaibesini üzerine
alamazdı. İttihatçılığın çağdaş ideolojisinden değil, “habis
ruhundan” şikayetçilerdi. Bu şaibeyi geçersiz kılmak için kongrede İttihatçı
olmadıklarına dair yemin edilmiştir. Ancak nasıl İttihatçı görünerek mücadele
yürütülemezse, saltanat ve hilafete karşı çıkarak da yol alınamazdı.
Kongre günlerinde en önemli sorun parçalanmak istenen ülkenin
geleceğiydi. Elimizde, sadece Anadolu ve Trakya kaldığı halde, Paris Barış
Konferansında buralar da elimizden çıkıyor, Ermenistan, Kürdistan,
Pontus planları yapılıyordu. Ordumuz dağıtılmıştı. Mütareke aydını ve en anlı
şanlı paşalar bile bağımsızlık mücadelesini göze alamıyor, ufak bir direnişte yok
olacağımızı düşünüyordu.

Mandacılar

Baş İngiliz mandacısı Vahdeddin ve çevresiydi. Ali Kemal "Çıldırmış bunlar,
kudurmuş bunlar, koskoca Britanya’ya karşı gelinir mi?" diye yaygara
koparıyordu. İngiliz emperyalizmi karşısındaki ulusçular ise kurtuluş
çaresi olarak Amerikan mandasını ehven görüyordu. İstanbul’da her türlü siyasi,
dini, etnik unsurlar hesaplaşma hazırlığındaydı. Kimi işbirlikçi, kimi ayrılıkçı, kimi
saltanatçı, kimi Türkçü, kimi Millici... Gerçek olan şu ki, tam bağımsızlık sadece
ve sadece Mustafa Kemal'in milli duruşundaydı.
Bu noktada şunu belirtelim ki, Sivas Kongresi’nde görüşülen ve tartışılan en
hassas konulardan biri Amerika mandaterliği olmuştur. Konuyu ilk defa İstanbul
Murahhası İsmail Fazıl Paşa gündeme getirmiş, "devletin izmihlaline seyirci kalan
hükümet" karşısında Lloyd George'un konuşmasına dikkat çekmiştir:
“... Büyük lokma sayılan Anadolu’nun tamamen işgali planlandığına göre; şimdiki
hükümetin ıskat edilmesi, Meclis-i Mebusan’ın toplanıp ecnebi bir devletin ve
bittercih Amerika’nın müzaheretini temin etmek üzere vakit geçirmeden bir karar
alınması...”

“Tam bağımsızlık mı? Manda mı?”

Bekir Sami Bey, bir an evvel teklifin kabulünü istiyor, İsmail Fazıl Paşa da,
“Mesele basitleşmiştir. Tam bağımsızlık mı, yoksa manda mı, kabul
edeceğimiz pek ruhlu mesele budur ” diyordu.
Kongreye hazırlıklı gelen mandacılar ağır basıyordu. Mustafa Kemal Paşa,
konunun Teklif Encümenine gönderilerek orada müzakeresini önerdi. Mandacılara
tek itiraz Raif Hoca'dan gelmişti: “ Aceleye gerek yoktur, önce istiklaliyet ile
manda arasında ne fark vardır? Onu öğrenelim. İstiklalimiz
kaybolacaksa mandayı kabul edemeyiz” diye çıkışıyordu. Doğu delegelerinin derdi Ermenistan, batıdan gelenlerinki Yunanistan idi. Tartışmalar kızışınca “ihanet”
sözleri telaffuz edilmeye başlandı.
İsmail Fazıl Paşa tekrar söz aldı: “... Biz mandayı kabul ediyoruz da, istiklal
istemiyoruz demedik. Eğer maksadımız bu ise, kendimizi vatan haini telakki
ederim! Manda siyaseten olmaktan ziyade iktisaden memleketin kalkınması için
muavenet demektir. Yanlış anlamalara sebep olduğu muhtıramızı çekiyoruz, hiç
verilmemiş saydık...”

Refet Paşa’nın “manda imanı”

Mandacıların ağır toplarından Refet Paşa çok netti: “...?Amerikan
mandasından maksat, İngiliz mandasından kurtulmak ve milletlerin vicdanlarına
riayetkar Amerika’yı kabul etmektir. (...) Biz bir istiklal-i tam isteriz! Fakat kendi
başımıza yapabilecek miyiz? Bizi kendi başımıza bırakacaklar mı?(...) İzmir
Yunanistan’da kalsa ve aramızda bir muharebe çıksa, düşmanımız Yunanistan’a
vapurla asker getirebilir, acaba biz Erzurum’dan nasıl nakliyat
yapabileceğiz? Biz İngiltere’nin elinde oyuncak olmamak için Amerikan
mandasına muhtacız...”
Refet Paşa'nın konuşması çok olumsuz etki yaratınca, kürsüdeki Mustafa
Kemal oturuma on dakika ara verdi. Ancak Refet Paşa sonraki celsede heyecanını
hiç kaybetmemişti. Son cümlesi bile mandaya iman etmiş gibiydi: “... Eğer bu
maruzatımla müzakerat-ı atiye için bir mukaddeme yapabildimse
müteşekkirim...”

Ehven-i Şerciler

Manda yanlıları Vahdeddin yanlılarının İngiliz teslimiyeti karşısına Amerikan
mandasını ehveni şer görüyordu. Amerika bize uzak İngilizler kadar sömürgeci
değildi. Manda lobisinin en faal üyesi Wilson Cemiyeti üyesi Halide Edip, Mustafa
Kemal'e sayfalar dolusu mektuplar göndermişti. Gazeteci Louis
Edgar Browne kongreyi izlemek için gönderen de oydu.
Ağır toplar kendine söz bırakmadığı için Rauf Bey hep dinlemede kalmıştı, kısa
konuşmasında Mr. Browne’un düşüncesini kongreye açmakla yetinmiştir: “Kati
karar vermeden evvel Amerika’dan bir heyet davet edelim, gelip hakikati
görmelerini rica etmeliyiz...”

Mustafa Kemal’in stratejisi

Oturumları yöneten Mustafa Kemal, Rauf Bey’in bu teklifini oylamak zorunda
kaldı ve teklif kabul edildi. Rauf Bey, hem mandayı savunmuş hem gerginliği
tatlıya bağlamıştı. İlginç nokta mandacılığa kesin karşı olan Mustafa
Kemal oturumlarda neden açık bir duruş sergilememiştir? Mustafa Kemal
istemediği halde, mandayı açıkça reddeden bir karar neden çıkarılamadı?
Anlıyoruz ki Mustafa Kemal, mandayı savunan ağır topları incitmeden, kongrenin
selameti için onları sağduyuya davet etmiş, Amerika’dan bir heyet isteme
kararıyla, taktik olarak “olmayacak duaya amin” denilmiştir.
Kongre sonunda bir beyanname yayınlanmış, 16 kişilik de bir Heyet-i Temsiliye
seçilmiştir: Seçilen bu Heyet-i Temsiliye, 12 Eylül 1919’dan TBMM’nin açılışına kadar kongrenin kararlarını yerine getiren icra ve yönetim organı olarak
çalışmıştır. Aldığı kararlara bakılırsa yarı hükümet, yarı icra organı gibi çalışarak
adım adım Anadolu’ya egemen olmuştur.
Sivas kongresini iyi analiz etmek için o günlerde Sivas'a gelen General Harbord
üzerinde de durmak gerekir. Kongrenin açıldığı günlerde General James G.
Harbord da görevli olarak Anadolu gezisine çıkmıştı. Paris Barış Konferansında
Ermeni Delegasyonu Başkanı Bogos Nubar Paşa ile görüştükten sonra İstanbul’a
gelmişti. Asıl görevi Doğu Anadolu’da bir Ermenistan kurulup kurulmayacağını,
Amerika’nın karşılaşacağı siyasi, askeri ve ekonomik sorunları araştırmaktı.
Haydarpaşa’dan trenle hareket eden Harbord, Anadolu
yaylasının ortasından geçerken, köylüler tırpanla ekin biçiyor, harmanlarda
döven dönüyor, ama tek bir makinalı alet kullanılmıyordu. Yedi otomobil ve otuz
kişilik konvoyuyla 13 Eylül 1919’de Mardin’e geldi. Malatya-Sivas üzerinden
Ermenistan ve Batum’a geçecekti.

General hayretler içinde

General Harbord 20 Eylül 1919’da Sivas’a geldi. Kongre kapanmış Beyanname
yayınlanmıştı. Kongrenin amacı ve liderlerini tanımak için, Heyet-i Temsiliye’yi
ziyaret etti. 2.5 saatlik bir görüşmede tercüman olarak yanında Türkçe bilen
Ermeniler ve Robert Kolej müdürü Hüseyin Pektaş vardı. Mustafa Kemal’in yanına
mağrur giren Amerikalı General’in hayretler içinde kalacağı tahmin edilemezdi.
Sivas'ta iyi İngilizce konuşan, Amerika görmüş iki kişiyle karşılaştı. Birisi ne kan
itibariyle Türk ne din itibariyle Müslüman, fakat vatanseverliği dillere destan bir
Osmanlı vatandaşı oradaydı. Polonya kökenli bu vatandaş, Amerika’da
maslahatgüzar ve büyükelçilik yapan Alfred Rüstem Bey idi (1862–1935). Diğeri
de şu bizim Bahriyeli Rauf Bey centilmenimizdi...

“İmkansızı oynayan hayalperest General”

Yapılan görüşmede, daha çok Mustafa Kemal Paşa konuşmuş, General Harbord
dinlemişti. Amerikan Kongresine sunduğu raporu, Anadolu'da bir Ermeni devleti
kurulamayacağı realitesini ortaya koyan tarihi bir belgedir. Raporunda ilginç
cümleler bulunur: “Sarı saçları mavi gözleri nedeniyle Çerkez
subayına” benzettiği Mustafa Kemal'i “imkansıza oynayan hayalperest bir
general” olarak tanımlar. Karşısında koskoca Britanya İmparatorluğuna kafa
tutan maceracı bir general duruyordu. Hem etkileyici konuşuyor,
hem duygularını açık ve net ifade ediyordu. Mustafa Kemal’in mandadan
anladığı, en fazla “bir ağabeyin kardeşine öğüdü veya yardımı gibi bir
şey” olmalıydı. General Harbord, bu genç Sarışın Paşa'nın Milli Mücadele ve ihtilal
yolculuğunu maceraya benzetir. Konuşması arasında Mustafa Kemal'e şunu
sormuştur:

- Ya başarıya ulaşamazsanız, sonu ne olacak?

“Bir kuş gibi çırpınmaktansa…”

Mustafa Kemal’in bu soruya cevabı, tarihin kucağına doğup onun memelerini
emerek büyümüş doğu ikliminden şaşırtıcı bir karakterdi. Amerikan kurtuluş
savaşında bile böyle bir örneği duymamıştı:

“... Bir millet varlığını ve istiklalini korumak için düşünülebilen teşebbüs ve
fedakarlığı yaptıktan sonra, muvaffak olamazsanız demek, o milleti ölmüş
saymaktır. Millet yaşadıkça, fedakarlığa katlandıkça muvaffakiyetsizlik söz
konusu olamaz... İngilizlerin avucunda bir kuş gibi çırpınmaktansa, şerefimizle
çarpışarak ölürüz...”

Mustafa Kemal'in bu sözleri generale eğer doğru çevrilmişse, Harbord’u
büyüleyecek böylesi romantik cümleler bulunamazdı. Harbord Kongreye sunduğu
raporunda, sadece Sarışın Paşa’ya değil, iyi İngilizcesi nedeniyle bizim İngiliz
Koloneli Rauf Bey’e de sicil düşmüştür. Rauf Bey, Amerika seyahatinde Başkan
Ruzwelt ile tanışma sahnesini anlatarak görüşmeyi renklendirmiş olmalı. Harbord,
Başkan Ruzwelt ile tanışan bir bahriyeli ile Anadolu yaylasında karşılaşacağını
tahmin etmemiştir.

Mustafa Kemal’den muhtıra

Mustafa Kemal-Harbord görüşmesi Heyet-i Temsiliye’nin 22 Eylül 1919 tarihli
oturumunda da konuşulmuş, Karar Defterine aynen şu cümleler yazılmıştır:
“... Amerikan hükümeti tarafından Memalik-i Osmaniye ve Kafkasya’da tedkikat
yapmak üzere gönderilen Ceneral Harbord heyeti Sivas’a vasıl olmakla, harekat-ı
milliyenin maksat ve meşru gayesi, teşkilat ve vahdet-i milliyenin sebeb-i zuhuru,
anasır-ı gayrı müslimeye karşı olan hissiyat, İngiliz propagandası ve icraat-ı
hainanesi mufassalan ve müdellelen anlatıldı ve görüşülen şeylerin muhtıra
halinde yazılarak avdetlerinde almak üzere Samsun’a gönderilmesi karargir oldu.”
24 Eylül 1919 tarihli ve Mustafa Kemal imzalı bu muhtıra, Kafkasya dönüşü
Harbord'a verilmek üzere Samsun’a gönderilmiştir. Muhtırada, Milli Hareketin
amaç ve gayeleri anlatıldıktan sonra, Osmanlı devletini parçalamak isteyen
haksız işgalin kaldırılması ve yapılacak barışın bu topraklar üzerinde yaşayan
halkın iradesine saygı gösterilerek kurulacağı ifade edilir.
Hüküm cümlesi: Sivas Kongresi Sevr Antlaşmasında parçalanması düşünülen
Anadolu'nun birlik ve bütünlüğünü ve TBMM'nin açılmasını sağlamakla, Türk Milli
Mücadelesinin temel taşı olmuştur.

 

OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU
Araştırmacı-Yazar

Yazarın Son Yazıları

MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025