Cumhuriyet eğitimine vurulan hançer! - İhsan Tayhani
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Cumhuriyet eğitimine vurulan hançer! - İhsan Tayhani

18.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Kuruluşunun üzerinden seksen altı yıl geçmesine karşın Köy Enstitüleri, 1940’lı yılların özgün ve çağcıl bir eğitim atılımıdır. Kök düşüncesini, ölüm-dirim savaşımının verildiği Ulusal Kurtuluş Savaşı günlerinden alır. Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, “Kurtuluş Ordusu Yunanla çarpışırken, Ankara’da öğretmen ordusu, cehle (cehalet) karşı savaş açtı” diye yazar. Mustafa Kemal’in, cepheden gelerek Ankara’da Eğitim Kurultayı’nı topladığı tarih, 15 Temmuz 1921’dir ve Polatlı yakınlarından savaşın top sesleri duyulur.

Mustafa Kemal’in, kurultayda eğitime ilişkin bir durum saptaması yapıp geleceğe yönelik hedef belirlemesinden sonra yapılan ilk iş, Ankara’da Maarif Vekâleti’ni kurmak olmuştur. Yani işe, bakanlığın adı ile başlanmıştır. Kurtuluş sürecinde Dr. Rıza Nur’un bakanlık koltuğuna oturması ile başlayan bayrak yarışı, Hasan Âli Yücel’e kadar uzanacaktır. Bakanlık koltuğuna oturacak kişilerde aranan tek ölçüt liyakattir. Aralık 1925’te, Mustafa Necati eğitim bakanı olarak göreve başlar ve Atatürk’ün özlemini yerine getirmeye koyulur. Bu Kuvvacı eğitimcinin, 35 yaşında yaşamdan ayrılmasından sonra, 1935’e kadar kısa aralıklarla bakan değişikliği olur. Nedeni; liyakat arayışıdır! Atatürk’ün, Saffet Arıkan’ı bakanlık koltuğuna getirmek için tam altı ay arayışını sürdürdüğü bilinen bir durumdur.

Göreve gelen Arıkan, Mustafa Necati’nin 1926 yılında bakanlığa kazandırdığı seçkin eğitimci, İsmail Hakkı Tonguç ile sırt sırta vererek köy çocuklarına okuma olanağı sağlayacak bir Eğitmen Kursu açar. 1937’de ilköğretim genel müdürü olan Tonguç’un tasarısı uyarınca da aynı yıl, Kızılçullu ve Çifteler’de Köy Öğretmen Okulları açılır. Köy Enstitülerinin temelini, Atatürk, Saffet Arıkan ve İsmail Hakkı Tonguç’un eseri olan bu zemin oluşturur. Enstitüler de feodal güçlerin direncine kadar Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün içtenlikli desteği eşliğinde, 1938’de milli eğitim bakanı olan Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü Tonguç’un öncülüğünde, 17 Nisan 1940 tarihinde kurulmaya başlamıştır. Bu kurumlar, döneminde UNESCO’nun, geri kalmış ülkelere örnek gösterdiği “Aydınlanma” ocaklarıdır. “İş içinde eğitim”, Köy Enstitülerindeki eğitim felsefesinin özüdür. Öğrenciler, öğrenirken üretiyor; üretirken öğreniyorlardı. Onlar, öğrenmenin ve üretmenin zevkini almış, emekten ve halktan yana, yanlışı ve doğruyu görebilen, kulluk ve köleliği yadsıyan özgür düşünceli bireyler olarak yetişiyorlardı.

TEHLİKELİ BİR EŞİĞE SÜRÜKLENİYORUZ 

Köy Enstitülü öğretmenler ise aklın ve bilimin taşıyıcısı birer Aydınlanma savaşımcısıydı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti, bir noktaya gelmişse ki gelmiştir! Bize göre bu düzeye, Mustafa Necati’den, Hasan Âli Yücel’e kadar Atatürk’ün eğitim devrimini özümsemiş liyakatli yöneticiler ve toplamda 21 enstitüden mezun olan 17.300 öğretmen sayesinde gelmiştir. Ne ki Cumhuriyet eğitiminin yüz akı olan bu kurumlar, çok partili yaşama geçtiğimiz kırklı yılların ortalarından itibaren hançerlenmeye başlamış ve 1954’te de son darbe vurulmuştur! Enstitülerin görece izlerinin devam ettiği 1950’den sonraki çeyrek yüzyıllık “Öğretmen Okulları” direncinin bıraktığı tortunun arkasından, 2000’li yıllarla birlikte laik eğitime yönelik ikinci dalga hançerleme sürecinin başlamış olduğu açıktır!

Şimdilerde ülke eğitimi, dinci-tarikatçı liyakatsiz kadroların kuşatması altındadır! İlköğretimden yükseköğrenime dek uygulamaya geçirilen çağdışı yasal düzenlemelerle eğitim dizgesi yıkıcı yaralar alıyor! Bilimsel kuşku yerine bilimden kuşku duyan, yoz, yobaz, kişiliği oturmamış, nezaket (incelik) yoksunu, dili kirli, dünyaya ortaçağ penceresinden bakan insanlar yetiştiriliyor! Vur, kır, öldür, çalçırp; soygun, sömürü, yolsuzluk, çetecilik, mafyacılık... Bütün bunlar; onlarca yıldır genleriyle oynanan ve devrim savıyla uygulamaya geçirilen eğitim dizgesinin çıktısıdır!

Atatürk’ün, kulu birey; ümmeti ulus yapan Aydınlanma Devrimi’ne karşı çıkan bir aklın, toplumu sürüklemiş olduğu bu tehlikeli eşikten, Enstitülerin bugün de geçerliliğini koruyan eğitim ilkeleri ile geri dönülebilir. Bize göre işe; öğretmeni yetiştirecek öğretmeni yetiştirmekle başlamak gerekir! Bu da ancak, oy kaygısı gütmeden, laik eğitim ilkelerini ödünsüzce yaşama geçirebilecek bir partinin kararlı siyasi istenciyle olabilir!

DOÇ. DR. İHSAN TAYHANİ