Kimsesizlerin kimsesi eğitim kurumları - Duran Güldemir
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kimsesizlerin kimsesi eğitim kurumları - Duran Güldemir

17.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Bu öğretmenler köyümüze geldikten sonra bizim ne söyleyecek sözümüz kaldı, ne de gücümüz...”

Köy Enstitülerinin kapatılma nedenleri anlatılırken o dönemin toprak ağalarıyla birlikte söz sahibi kimi egemen güç temsilcilerinin söylediği bu söz yıllardır hep yazıldı çizildi, konuşuldu. Belki de işin en üzücü yanı, buna benzer sözleri, Köy Enstitülerinin kapatılmasından yıllar sonra kendi köyünde okulun kapanmasını isteyenlerden duymaktı.

Bir seçim öncesinde, köye gelen bir grup gurbetçinin köylerindeki okulun kapanmasını istemeleri karşısında şaşkınlığımı gizleyememiştim. “Neden?” diye sorduğumda verdikleri cevap  şuydu: “Köyümüzde okuyan  öğrencilerin çoğu göçer ailelerin çocukları. Bunlar okuyup ilerde iş güç, meslek sahibi olacaklar. Oysa bizim, mala davara bakacak çobana; bağa bahçeye gidecek ırgata ihtiyacımız var…”

Köy Enstitülerinin devamı olan Anadolu Öğretmen Okulları, köy okullarına binlerce öğretmen göndererek Anadolu’yu baştan başa aydınlatmıştı. İşte bu aydınlanma ışığı bazı gözleri rahatsız etmişti. Bu anlayışın getirdiği politikalar sonucu köyler de boşalınca, Anadolu okulsuz, öğretmensiz bırakılmıştı. Oysa, yapılması gereken bir kişinin bile “eğitim”den yoksun kalmaması için ona her türlü olanağın sağlanması değil miydi? Öğrenci azlığı gerekçesiyle, köy okulları bir bir kapandı. Evet her geçen yıl öğrenci sayısı düşüyordu ama bunun çözümü konusunda gerekli hiçbir önlemin alınmamasıydı en büyük sorun.

Her alanda olduğu gibi eğitimde de çok büyük gelişmelerin yaşandığı çağımızda, bizim de bu gelişmelerle dünden daha ileride olmamız gerekmiyor muydu? Maalesef geçmişin özlemi içinde, geçen her geçen günü arar olduk. Bugün özellikle Köy Enstitülerinden ve daha sonra kapatılan Öğretmen Okulları’nın o çağdaş eğitim anlayışından alınması gereken o kadar çok ders var ki…

Cumhuriyet, “kimsesizlerin kimsesi olma” anlayışı doğrultusunda ülkenin dört bir yanındaki yoksul Anadolu çocuklarına böyle sahip çıkmış, onları öğretmen, doktor, mühendis olarak yetiştirmiş, daha da önemlisi onları bakan, başbakan yapmış, cumhurbaşkanı olarak ülkenin başına getirmiştir.

Eğitim olanaklarının sınırlı olduğu o zor koşullarda, bu okullardan birinin (Öğretmen Okulu) öğrencisi olma mutluluğunu yaşayan biri olarak bunları anlatmaktaki amacım yalnızca geçmişi anmak, bu okulların kuruluş gününü kutlamak değil. Bu iki eğitim yuvasının binlerce yoksul köy ve kasaba çocuğuna hem analık hem babalık yaparak onlara nasıl sahip çıktığını hatırlatmak. Bütün bunları yaparken çağdaş, laik ve bilimsel bir eğitim anlayışı içinde o büyük başarılara nasıl imza atıldığını vurgulamak.

Her geçen gün artan şiddet olaylarının okullara kadar uzandığı ve daha da korkuncu dünyanın kan gölüne döndüğü şu son günlerde, bu eğitim kurumlarının eğitim anlayışının sevgi, saygı, dostluk ve barış temeline dayalı olduğunu da hatırlatmak gerek. Her şeye karşın umutsuz değiliz. Çünkü bu ulus, Cumhuriyetle birlikte her türlü engeli aşıp o büyük başarıları nasıl yakalamışsa, bugün niye dünden daha iyi olmasın?

DURAN GÜLDEMİR

EĞİTİMCİ