1930'ların ekonomik buhranında Almanya'da ucuz ve güvenilir bir "Volks Wagen" (Halkın Arabası) fikri filizleniyordu. 1933'te Şansölye Adolf Hitler, yeni "otoban" projelerine uygun bir araç tasarlaması için mühendis Ferdinand Porsche'yi görevlendirdi. Porsche'nin saf mühendisliği ile Hitler'in bizzat yaptığı aerodinamik müdahalelerin birleştiği o meşhur "Beetle" (Vosvos) formu 1938'de son halini aldı.

Kübelwagen
Ancak 1939'da sivil üretim bantlarından halka yönelik araçların inmesi beklenirken savaş patlak verdi. Berlin'den gelen acil askeri emirlerle sivil üretim derhal durduruldu. Beetle'ın esnek ve dayanıklı şasisi hızla dönüştürülerek, çamurlu siperler için köşeli "Kübelwagen" ve amfibik "Schwimmwagen" araçları ortaya çıkarıldı. İnsanları yollarda birleştirmesi planlanan bir mühendislik rüyası, savaş makinesinin en önemli tekerleklerinden biri haline gelmişti.

Schwimmwagen
'JEEP' EFSANESİ
Avrupa bu karanlık dönüşümü yaşarken, ABD ordusu modern mekanize birliklere karşı hâlâ atlı süvariler veya hantal sepetli motosikletlerle keşif yapma zafiyeti içindeydi. Roosevelt yönetimi, Temmuz 1940'ta atların yerini alacak hafif, 4x4 ve çevik bir araç için 135 üreticiye acil bir ihale açtı.

Blitz Buggy
Şartnamedeki 49 günlük prototip teslim süresini Detroit devleri "imkânsız" bulurken, küçük bir üretici olan American Bantam şirketi "Blitz Buggy" (Yıldırım Arabası) ile bu süreyi tutturmayı başardı. Ne var ki, küçük Bantam fabrikasının yaklaşan savaş için gereken devasa seri üretim yükünü kaldıramayacağı öngörüldü. Hükümet, stratejik bir hamleyle bu başarılı tasarımı dev üretim kapasitesine sahip Willys-Overland ve Ford'a devretti. Üretim bantlarından "Willys MB" ve "Ford GPW" olarak inen ve kısa sürede askerler arasında "Jeep" adını alan bu araçlar, Normandiya'dan Pasifik'e kadar Müttefik ordularının en sadık mekanik gücü oldu.
TANK, TOP MERMİSİ, UÇAK MOTORLARI...
İkinci Dünya Savaşı'nda otomotiv sektörünün bu zorunlu mesaisi, savaşan ülkelerin askeri envanterlerinde marjinal değil, belirleyici bir ağırlığa sahipti.
ABD'de, otomotiv endüstrisi tek başına tüm Amerikan savaş mühimmatı ve teçhizat üretiminin tam yüzde 20'sini sırtlamıştı. Ford'un meşhur Willow Run fabrikası savaş boyunca 8 bin 600'den fazla B-24 Liberator bombardıman uçağı üretirken; General Motors (GM) bantlarından 854 bin askeri kamyon, 39 bin tank ve 119 milyon adet top mermisi çıktı. Chrysler ise 22 binin üzerinde tank üretti.
Almanya cephesinde Volkswagen, ordunun can damarı olan Kübelwagen'den yaklaşık 50 bin adet, amfibik Schwimmwagen'den ise 15 bin adet imal etti. Daimler-Benz'in tesislerinden, hava üstünlüğünü sağlayan Messerschmitt uçakları için on binlerce motor sağlandı.
İngiltere'de Vauxhall, savaş süresince 5 bin 600'den fazla Churchill tankı ve 250 bin Bedford kamyonu üreterek İngiliz ordusunun lojistik omurgasını oluşturdu. Sovyetler Birliği'nde ise GAZ fabrikaları 170 binin üzerinde askeri kamyon ve binlerce hafif tank (T-60 ve T-70 serisi) üreterek Kızıl Ordu'nun ikmal hatlarını ayakta tuttu.
ABD'DEN YENİ ÇAĞRI
Geçen günlerde Wall Street Journal'da yayımlanan habere göre Pentagon yetkilileri azalan mühimmat stoklarını takviye etmek için Ford CEO'su Jim Farley ve GM CEO'su Mary Barra ile masaya oturdu. Bu durum 1940'larda yaşananları akıllara getirdi.
Trump yönetiminin, otomotiv devlerini denkleme katma çabası sivil üretimin aksaması, enflasyonist baskılar ve şirketlerin kârlılık hedefleri gibi karmaşık ekonomik sonuçlar doğurma potansiyelini içinde barındırıyor. Ancak asıl tehlike daha büyük...
Eğer ABD, sivil sanayisini mobilize etme ihtiyacı hissediyorsa masadaki risklerin Ukrayna ve İran ile sınırlı kalmayacağı öngörülüyor olabilir. ABD'nin İsrail ile koordine şekilde İran coğrafyasında yürüttüğü askeri/istihbari operasyonların şiddeti, bölgesel bir savaşı sürekli olarak tetikte tutuyor. Bu cephelerin uzun yıllar kapanmama ihtimali de düzenli bir askeri lojistik ihtiyacını doğuruyor.
Öte yandan ABD'nin Venezuela'daki rejim ve enerji kaynakları üzerindeki baskısı, zaman zaman doğrudan müdahale senaryolarını da beraberinde getiriyor. Rusya ve Çin gibi aktörlerin Venezuela ve İran ile derinleşen ilişkileri, ABD'nin bu bölgelerdeki hamlelerini bölgesel bir krizden çıkarıp küresel bir bilek güreşine dönüştürme riski taşıyor. Bu tür asimetrik ve çok cepheli krizler, ABD'nin klasik savunma sanayisi döngüsüyle baş edemeyeceği kadar geniş çaplı bir mühimmat ihtiyacı yaratabilir.
KÜBA SENARYOSU
Venezuela'da yaşanabilecek sıcak bir çatışmanın veya yeni bir siyasi krizin, Karayipler'e, özellikle de Küba'ya sıçraması şaşırtıcı olmayacak. Küba'nın tarihsel olarak ABD'nin karşısında yer alması ve son yıllarda Çin-Rusya ekseniyle geliştirdiği stratejik ortaklıklar, adayı yeniden potansiyel bir kriz merkezine dönüştürebilir.
ABD askeri planlamacılarının hem Ortadoğu'da hem Avrupa'da hem de Güney/Orta Amerika'da eşzamanlı krizlerle başa çıkmak zorunda kalabileceği bir senaryoya çalıştığı düşünülebilir. Eğer çatışmalar uzar ve yayılırsa sadece savunma şirketleri değil, Detroit'in otomotiv hatları da bu genişleyen ateş çemberini beslemek zorunda kalabilir.
Tarih bize, fabrikaların tank üretmeye başlamasının, diplomasinin tıkandığı anların en net göstergesi olduğunu söylerken Pentagon ve otomotiv yöneticileri arasındaki bu toplantılar tehlikenin ne denli yaklaştığını gösteriyor.
Trump yönetiminin, mevcut küresel risklerin öngörülen sürede çözüme kavuşmaması veya çok daha geniş coğrafyalara yayılma ihtimaline karşı hazırlık yaptığı net şekilde gözüküyor. Eğer Detroit yeniden askeri bir dönüşümün içine çekilirse küresel piyasaların ve dünya siyasetinin yeni baştan yazılacağı bir döneme giriyoruz demektir.