Osman Kavala salıverilmeli

13 Aralık 2019 Cuma

Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin kuruluşu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM), 10 Aralık 2019 günü açıkladığı kararında, Gezi davası dolayısıyla 771 gündür tutuklu bulunan iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala’nın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5/1, 5/4 ve 18. maddelerini ihlal ettiğine, Türkiye’nin kendisini tahliye etmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Özellikle, yine AİHS 18. maddeye dayanarak hak ihlali kararının verildiği Demirtaş davasından sonra, bu doğrultuda bir karar kimse için şaşırtıcı olmamıştır.

İş insanı Osman Kavala, ilk 16 ayı somut olarak ne ile suçlandığını bile tam bilmeden toplam 25.5 ay tutuklu kalmıştır. Bu, getirilmesi düşünülen yeni infaz sistemi ile 6 yıllık cezanın karşılığını yatmak anlamına gelmektedir.

Bu durum 12 Eylül’de olduğu gibi, AKP iktidarında da sık başvurulan, tutukluluk yoluyla cezalandırma yöntemidir ki “yargısız infaz” ile eşanlamlı bir uygulamadır. Gezi davasında, TCK’nin 309-311. maddelerinden yargılanan Osman Kavala, suçu işlediği yolunda sağlam belirtiler olduğu gerekçesiyle iki yıldan fazladır tutuklu bulunmaktadır.

                                 *                                    *                                 *

AİHM, Osman Kavala’nın cebir şiddet kullandığı yolunda hiçbir ipucuna rastlanmadığını söyleyerek hak ihlaline hükmetmiş ve tutuklamanın politik saiklerle yapıldığını, muhalif sivil toplum örgütlerine gözdağı vermek amacını güttüğü izleniminin doğduğunu belirtmiştir.

Gerçekten de Osman Kavala’nın neden içeride tutulduğu sorusuna, “muhaliflere gözdağı vermek” savından daha inandırıcı bir gerekçe bulmak mümkün değildir.

Bu durumda Osman Kavala’nın özgürlüğü, Türkiye’de herkesin özgürlüğü anlamını taşımaktadır ve belirtmeye gerek yok, bu özgürlük ağır biçimde çiğnenmiştir, artık tümüyle giderilmesi mümkün değildir. Olsa olsa ihlalin giderilmesiyle bundan sonra sürmesinin önüne geçilebilir.

Olan olmuştur. Şimdi bundan sonra ne olacağı, Osman Kavala’nın serbest kalıp kalmayacağı önemlidir.

Aslında, bir hukuk devletinde bu soru gündeme bile gelmez. Anayasanın 90. maddesinin de emrettiği gibi, Türk yargısı bu karara uyarak tutukluluk haline derhal son vermelidir. Türkiye Cumhuriyeti bu yükümlülüğün altına girmiştir. Şimdi bu yükümlülüğün yerine getirilmesi, değerli hukukçu Turgut Kazan’ın da belirttiği gibi bir onur sorunudur. 

Öyle olunca da Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğu birçok çok önemli sorunun içinde, Osman Kavala’nın özgürlüğü birinci sıraya geçmektedir. Çünkü Türkiye, bu muhataralı ortamda, her şeyden önce insanların gözünü korkutmak için tutuklanıp  hapsedildikleri ülke olma imajından kurtulmalıdır. İnanın ki öyle bir imaj, karşı karşıya bulunduğumuz sorunların hepsinde olumsuz etki yapacaktır.

                                *                                 *                                    *

Türkiye’nin karar karşısında üç ay içinde “Büyük Daire” nezdinde itiraz hakkı vardır. Ama karar, ihlalin giderilmesi olduğuna göre, kimilerinin düşündüklerinin tersine olayı tazminat ödeyerek geçiştirmek olanağı yoktur. AİHM’nin 10 Ocak tarihli açıklamasından olduğu kadar, mahkemenin önceki Büyük Daire kararlarından da anlaşılabileceği üzere, Büyük Daire’nin son kararın tersine bir hüküm oluşturması olasılığı bulunmadığından, üç aylık süreyi beklemenin olumsuz imajın biraz daha sürmesinden başka bir etki yapması beklenemez. Bir an önce hükme uygun davranmakta yarar var.

Osman Kavala’nın bir an önce salıverilmesi Türkiye’nin, muhaliflerini bastırmak ve kamuoyunu sindirmek için gerçekdışı gerekçelerle insanları hapse tıkan, hukuk tanımaz baskı ülkesi imajının pekişmesini önleyerek elini rahatlatır. 

Şu sırada öyle bir şeye o kadar çok ihtiyacımız var ki... 


Yazarın Son Yazıları

Amaç ne? 7 Şubat 2020
Olgu ve algı 31 Ocak 2020
Eyvah, yine çaktık! 28 Ocak 2020
Doğrusu oydu 24 Ocak 2020
Belki de iyi oldu 21 Ocak 2020
Yargının hali 31 Aralık 2019
En büyük sorun 27 Aralık 2019