Türkiye’nin Ortadoğu politikaları ve zikzakları
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Türkiye’nin Ortadoğu politikaları ve zikzakları

08.01.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

BORA SERDAR

E. DENİZ KURMAY ALBAY

AKP-cemaat (FETÖ) işbirliğinin devam ettiği günlerdir. Ergenekon, Poyrazköy, Askeri Casusluk ve Balyoz kumpas davaları sürecinde Fethullah Gülen’e saygıda kusur etmeyen dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu operasyonları savunur ve 4 Temmuz 2008’de, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” açıklamasında bulunur. O dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ise 15 Temmuz 2008’de yaptığı AKP grup toplantısında Ergenekon davası ile ilgili, “Ben bu davanın savcısıyım” diye çıkış yapar.

Bu sözleri daha anlamlı kılan ise, halen hafızalarımızda canlılığını koruyan, 28 Temmuz 2004’te Başbakan Erdoğan’ın, “Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var. Biz Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin eşbaşkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz” itirafıdır. 

Askeri vesayeti kaldırıyoruz bahanesiyle TSK’yi itibarsızlaştırmak ve etkisizleştirmek adına yürütülen kumpas davalar, gündemimizdeki birçok ulusal ve uluslararası sorunlardan bağımsız değildir. Bu sorunların en başında, günümüzde siyasi, askeri ve ekonomik boyutları ile büyük bir krize dönüşen Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorunu gelir. 

GKRY’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına 2003 yılından beri Mısır, Lübnan ve İsrail ile “Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Sınırlandırma Anlaşması” imzalaması ve 2007 yılında ilan ettiği MEB alanını 13 parsele bölerek enerji arama faaliyetlerine izin verme girişimleri hem bölge jeopolitiğine hem de Kıbrıs sorununa yeni bir boyut kazandırır. 2010 yılında Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarının keşfedilmesi bölgeyi jeopolitik bir mücadele merkezine dönüştürür. 

GKRY’nin tek taraflı olarak belirlediği bu sözde parsellerde ısrarla arama yapma gayreti, her defasında Türk donanması tarafından engellenir. Bu engellemeden ABD başta olmak üzere AB ve bölge ülkeleri oldukça rahatsızdır. 

NATO, Balyoz ve Arap Baharı

Tam da bu süreçte, 20 Ocak 2010 tarihinde Taraf gazetesinde başlatılan iftira haberlerle kumpas davalara yeni bir halka eklenir. “Asrın Davası” olarak tanımlanan Balyoz kumpasında ilk tutuklamalar 11 Şubat 2011’de gelir. Ardı arkası kesilmeyen tutuklamalar ile başta Deniz Kuvvetleri olmak üzere TSK’nin beli kırılır. Amaç elde edilmiştir. 

Bölgede tüm bu kritik gelişmeler yaşanırken, “Ortadoğu’ya, yumuşak yöntemler ve yeni aktörlerle ve demokrasiyi destekleme görüntüsü altında hâkim olma” stratejisi olarak tanımlayabileceğimiz BOP’un yarattığı zeminde hayat bulan “Arap Baharı” devreye girer. 

17 Aralık 2010’da Tunus ile başlayıp ve 25 Ocak 2011’de Mısır’la devam eden “Arap Baharı” Libya, Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen gibi ülkeleri de etkisi altına alır. 

Balyoz tutuklamalarının üzerinden henüz birkaç gün geçmiştir ki “Arap Baharı” bu sefer Libya’da kendini gösterir. Başbakan Erdoğan, Libya krizine, 28 Şubat tarihinde, “Bize soruyorlar, NATO Libya’ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu?... Türkiye olarak biz bunun karşısındayız...” sözleri ile karşı çıkar. Bu da yetmez, 14 Mart’ta, “Libya’ya yapılacak bir askeri operasyonu son derece faydasız görüyoruz. Faydasız olmanın ötesinde tehlikeli sonuçlar doğurabileceği kaygısını taşıyoruz” söylemini geliştirir. 

Ancak, 23 Mart 2011’de basına düşen “Türk gemileri Libya açıklarında” başlıklı haber bu söylemlerden uzaklaştığını gösterir. Haberde, “NATO’ya ait filoların BM’nin kararı doğrultusunda silah ambargosunu uygulamak üzere Libya kıyılarında devriye turlarına başlayacağı, ambargoyu denetleyecek NATO gücüne Türkiye’nin 5 savaş gemisi (1 denizaltı, 4 fırkateyn ve 1 yardımcı sınıf) ile katılacağı” bilgisi yer alır. Hava harekâtı, İzmir’deki NATO karargâhından yönetilir. BM ve NATO eliyle yapılan müdahale sonucu 22 Ağustos 2011’de Kaddafi öldürülerek 42 yıllık yönetime son verilir. Libya’yı artık zor günler bekler.

‘Çılgın proje’

“Arap Baharı” bununla da yetinmez, sıra Suriye’ye gelir. Bugün çok yönlü olarak devam etmekte olan Suriye iç savaşı, 15 Mart 2011 tarihinde halk gösterileriyle başlar. Türkiye’nin rejim değişikliği talebi doğrultusunda saldırgan kriz yönetimi stratejisi izlediği Suriye krizinde, ABD ve Rusya ekseninde gelgitler yaşadığı ve bu süreçte çok da doğru ve kalıcı milli bir dış politika izleyemediği görülür. 

Kumpas davalar, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs üzerinden yaşanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorunu, Suriye ve Libya krizleri gündemi bütün sıcaklığı ile işgal ederken, 12 Haziran 2011’de yapılacak genel seçim öncesi Başbakan Erdoğan 27 Nisan 2011 günü düzenlenen bir konferansta “Çılgın Proje” olarak sunduğu o iki kelimelik planı açıklar: “Kanal İstanbul.” Aslında bu projenin ilk sinyalini, Eylül 2010’da yine kendisi, “İstanbul için AKM’den de öte müthiş projelerimiz var, sizinle özel bir konuşmamızda anlatmak isterim” sözleriyle gazeteci Hıncal Uluç’a verir.

Amerikalı uzmanların 2010 yılında Türkiye’de bir üniversitede verdiği konferansta dünyada kurulacak yeni “mega” ticaret merkezlerinden söz ederken “Kırklareli-Pehlivanköy”den söz etmesi ve burasının “geleceğin merkezi” olacağını söylemesi, “Kanal İstanbul” projesi bağlamında bugün daha da bir anlam kazanır. 

Bugünlerde Montrö Boğazlar Sözleşmesi başta olmak üzere güvenlik, deprem, çevre ve rant boyutlarıyla sabah akşam tartıştığımız, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İsteseniz de istemeseniz de yapılacak” dediği akıllara durgunluk veren “Kanal İstanbul” projesi 9 yıl içinde olgunlaşmıştır.

“Kanal İstanbul” projesinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 Kasım 2019’da ABD’ye yaptığı ziyaret sonrası, 27 Kasım 2019’da Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları sınırlandırmasına dair mutabakat muhtırası ile aynı zamanda tekrar gündeme getirilmesi ve bu konuda ısrarcı olunması, bu projenin siyasi bir tercih olduğunun göstergesidir. 

Temelleri çok daha önceki yıllarda atılan, 2010-2011 yıllarında ülkemizde ve bölgemizde yaşadığımız sorunlar dikkate alındığında, “Kanal İstanbul” projesinin, BOP kapsamında ABD tarafından devreye sokulduğu çok tehlikeli ve çok boyutlu bir proje olduğu, bölgemizdeki diğer uluslararası sorunlardan da bağımsız olarak ele alınamayacağı anlaşılmaktadır. 

Aklın ve bilimin gereği

“Kanal İstanbul”, pruvasında Türkiye’nin ve bölgenin güvenliğini sırtında taşıyan Lozan’ın ruhuna uygun 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni tartışılabilir hale getirebilecek, pupasında Ege ve Kıbrıs sorunu üzerinden Doğu Akdeniz deniz yetki alanlarının sınırlandırılması sorununu şekillendirebilecek, sancağında Libya krizini, iskelesinde Suriye krizini etkileyebilecek iç ve dış siyasi argümanları bünyesinde barındıran bir “mega” projedir. 

Bizzat Atatürk tarafından “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” şeklinde ifade edilen dış politika rotasına dönebilmenin yolu, “Kanal İstanbul” gibi tartışmalı projelerden vazgeçilmesine ve sınır komşularımızla iyi geçinmeye bağlıdır. Bu aklın ve bilimin bir gereğidir. 


Yazarın Son Yazıları

Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026