Harikalar devrini başlatan lider
Arif Kızılyalın
Son Köşe Yazıları

Harikalar devrini başlatan lider

20.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“19 Mayıs Türk istiklal mücadelesinin önemli günlerinden biridir. Atatürk o gün tarihe parmak ısırtan bir savaşın, bir kurtuluş ve inkılap savaşının ilk eri ve önderi olmak için Samsun’a ayak basmıştı. Türkiye Cumhuriyeti dediğimiz harikalar devri o gün başlamıştır. O gün iki şey birbirini bulmuş ve birbirini tamamlamıştır. Atatürk zafere götüreceği milleti, millet de idaresi altında bütün kudret ve kabiliyetini göstereceği başbuğunu...”

Dönemin yazıişleri müdürü ve yazarı Abidin Daver 19 Mayıs 1938 günü yayımlanan Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfadaki yazısında bu satırları kaleme almış. Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ateşini yakmak için Samsun’a çıkışını genç Türkiye’ye böyle aktarmış. Ne mutlu ki Cumhuriyet gazetesi o gün de bugün de aynı çizgide; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.

KİME REKLAM VERSEK! 

Demirören Medya TV Grup Başkanı Murat Yancı geçenlerde reklam verenlerin ana akım medyayı koruması gerektiğini açıkladı.

Oysa Demirören grubu hem basılı yayınlarda hem dijitalde devlet bankaları, THY dahil kurumsal reklamları alır. Demek ki orada da tıkanıklık yaşanıyor!

Günün sonunda gazetecilik güdüsüyle iktidarı eleştiren yayın organları da şeklen ana akım medyadır. Gelgelim güncel zaman Türkiye’sinde üvey evlattır muhalif diye adlandırılan grup! Ve şu an elinizde tutuğunuz Cumhuriyet gazetesi, yıllar var ki devlet bankalarının ulusal bayramlara ilişkin reklamlarından bile uzak tutulmuştur!

O yüzden Murat Yancı, son derece haklı olduğu, konuda keşke tek taraflı düşünmese ve yelpazeyi genişletseymiş! Konunun öznesine gelirsek; evet, Türkiye’de özellikle dijital alanda inanılmaz bir reklam kirliliği var. Yancı’nın, “Reklam, yasaları tanımayan sanal medyaya akmamalı. Reklamın silah olarak kullanılmasını engellemeliyiz. Reklam verenler bir tür bataklık olan sanal medyayı mı yoksa ana akımı mı tercih edecek” sözleri iyi irdelenmeli. Özellikle de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran tarafından. Çünkü son yıllarda hem adaletsiz hem de çirkin yöntemler var reklam pastası dağıtılırken. Burada sözüm Vakıfbank, Halkbank, Ziraat ya da THY’nin yanı sıra özel sektöre!

Son dönemde koca holdinglerin kurumsal ilişkiler sorumluları, ulusal ve yerli medya yerine Instagram, X, TikTok ve çokça YouTube yayınları üzerinden yürümeyi önceliyorlar. Gerekçeleri ise “Daha çok izleniyor” olmaları! Öncelikle sanal medyanın çokça izlenme olayı büyük bir şehir efsanesi. İsim vermeden bu yalan dünyayı örneklendireceğim: Yakın zamanda bir firmanın iletişim yetkilisi, reklam stratejisini sanal mecralar olarak belirliyor. Tanıtımlar, filmler sanal medyada kullanılıyor. İlk yönetim toplantısında şirket üst yönetimine sunulan raporlarda içeriklerin yüzbinlerce, milyonlarca kişiye ulaştığı, influencer’ların da tavan yaptırdığı anlatılıyor! Firmanın yöneticileri ikna olmuyor elbet; kısa bir araştırmayla gerçek ortaya çıkıyor. Raporlardaki izleyicinin çoğu “bot hesap”, influencer’lardan biri de kokain davasının sanığı.

Sanal veya yerleşik medya konusu bir tercihtir elbet ama Türkiye’ye mal olmuş holdingler, sanal reklam merakını masaya yatırmak zorunda; çünkü söz uçar yazı kalır, yüzyıllık firmalar da bir anda sanal bataklığın dibine iniverir!

Bu arada Basın İlan Kurumu’nun hakkını yemeyelim; BİK reklam konusunda dengeyi sağlamış durumda. Şimdiki genel müdür Abdülkadir Çay da kriterler noktasında hareket ediyor.

KİM SAVAŞIYOR?

Geçenlerde ABD’nin İran savaşı için harcadığı para açıklandı; 29.5 milyar dolar. Aynı zaman diliminde Türkiye faize 25 milyar dolar ödemiş. Kim savaşıyor belli değil! Ve bu faiz sarmalı nedeniyle ülkenin iki yakası bir araya gelmiyor. Çarpık ekonomik düzen devam ettiği sürece sabit gelirlilerin refaha erişme olasılığı yok. Bankalar Birliği verilerine göre son bir yıl içinde borçlu sayısı yüzde 63 artmış. Borçlanmanın en önemli kalemi gıda enflasyonu. Dünyanın en yüksek gıda enflasyonuna sahip beşinci ülkesiyiz. İngiliz, Alman, Fransız ya da İtalyan eti de sütü de bizden ucuza tüketiliyor; aradaki fark 2-3 misli! Maliye, tarım ve ticaret ve bakanlıkları önü alınamayan bu tablonun baş sorumlusu. Tarımsal destekleme bütçesi sadece 191 milyarken kimse çarşı pazar fiyatlarının dengelenmesini beklemesin; çünkü üretim diplerde. Denetim ise hiç yok! Tarladaki 10 liralık ürünün İstanbul, Ankara ve İzmir’e gelene kadar 100 TL bandını aşıyor olması gıda enflasyonun ana nedeni. Resmen aracı mafyasına teslim olmuş bir sistemin parçasıyız! Peki bu konuyu gündeme getiren var mı? Pek yok! Kimse, ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, çarşı pazardaki gıda enflasyonunu sormaya cesaret edemiyor; bari biz soralım! “Biz Almanya’dan pahalıyız sayın cumhurbaşkanı?”