Kış güneşi Türkan Saylan- Gülseren Delibaş
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kış güneşi Türkan Saylan- Gülseren Delibaş

18.05.2026 13:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yaşam, bazen dondurucu bir ayazın tam ortasında açan o zayıf ama inatçı kardelene benzer. Bazı ruhlar ise o ayazı ısıtan, buz tutmuş kalpleri eriten birer kış güneşidir. Benim "okyanus yürekli" hocam Prof. Dr. Türkan Saylan, tam da böyle bir güneşti; ısıttığı yalnızca bedenler değil, bir ülkenin geleceği ve umuduydu. Bir eğitimci ve yazar olarak onunla geçen 15 yılımı, okyanustan bir damla misali kâğıda dökerken, aslında yalnızca bir insanı değil, bir dönemin vicdanını anlatıyoruz. 

Türkan Saylan’ı yalnızca bir tıp profesörü olarak tanımlamak, onun ruhundaki o zarafet tılsımını eksik bırakmak olur. O, cüzzam (lepra) hastalarının toplumdan, sevgiden ve hatta kendilerinden bile vazgeçtiği bir dönemde; o hastaların elini tutan, onlarla aynı sofraya oturan devrimci bir şefkatti. Lepra, onun için bir mikrop değil, bir yoksulluk ve ihmal meselesiydi. Anadolu’nun en ücra, yolu izi olmayan köylerine ulaştığında, heybesinde yalnızca ilaç değil, insan onuru taşıyordu.

‘SORUN ÜRETMEYİN ÇÖZÜM ÜRETİN' 

Hekimliği; teşhis ve tedaviyle sınırlı kalmayan, insanın ruhundaki o "halkalanmış acıları" silmeye odaklanan bir sanat gibi icra etti. Türkan Hoca’nın kurduğu Lepra Hastanesi, yalnızca şifa dağıtan bir kurum değil; toplumun "görünmeyen yüzlerinin" sesi, "duyulmayan çığlıklarının" yankısı oldu. Bugün tıp dünyasında aldığı Gandi Ödülü ve sayısız takdir, aslında onun her hastasına bir insan, bir kardeş gibi bakışının onurlandırılmasıdır.

Bir öğretmen olarak benim için Türkan Saylan, eğitimin yaşamı nasıl dönüştürebileceğinin en canlı örneğiydi. "Sorun üretmeyin, çözüm üretin" sözü, tavsiye değil, bir yaşam biçimiydi. 1999’un o büyük deprem enkazında, hepimizin ruhu sarsılmışken; Valilik bahçesindeki o kırık dökük masada, farklı renklerdeki çoraplarıyla koşturan bir Türkan Hoca vardı. O çoraplar, aslında zamanın ne kadar kıymetli olduğunun, hizmetin görsellikten çok daha yüce olduğunun en samimi kanıtıydı.

Eğitimin, yoksulluk döngüsünü kıracak yegâne güç olduğuna inanırdı. ÇYDD’yi kurarken kurduğu hayal; hür fikirli, vicdanı hür nesiller inşa etmekti. "Kardelenler" projesiyle, dağ başındaki o en savunmasız kız çocuklarının elinden tutarken; aslında o çocukların ellerine yalnızca kalem değil, kendi yaşamlarının dümenini verdi. Bugün binlerce genç kadın, onun açtığı o aydınlık yoldan yürüyerek bu ülkenin temel taşlarını oluşturuyorsa, bu "zemheri ayazı"nda umudu hiç yitirmeyen bir kış güneşinin başarısıdır.

‘ATATÜRK'ÜN YOLUNDAN AYRILMAYIN'

Yazarlık yolculuğumda beni en çok yaralayan ama aynı zamanda kamçılayan olay, doğduğum topraklar olan Malatya’da şahit olduğum o haksız önyargılardı. Türkan Saylan gibi ömrünü halk sağlığına ve çağdaşlığa adamış birine atılan o asılsız çamurlar, aslında cehaletin ne kadar karanlık olabileceğinin bir göstergesiydi. İşte o gün, bir yazar olarak sorumluluğumun gerçeğin tanıklığını yapmak olduğunu anladım.

Kumpas davalarla evinin basıldığı, en mahrem mektuplarına el konulduğu o son günlerinde bile nezaketinden ödün vermeyen o dik duruş, hepimize bir ders niteliğindedir. O, kendisine kötülük edenleri bile "hoşgörü" okyanusunda boğacak kadar büyük bir yüreğe sahipti. Yargı önünde tertemiz çıkan o isim, geleceğe ışık tutan bir rehberdir.

Bizler; silahlar ve bombalar yerine kalemlerin tutulduğu, barışa açılan kapıların şarkılarla inlediği bir dünya hayal ediyoruz. Türkan Hocam, bu hayali gerçeğe dönüştürmek için ömrünü bir mum gibi eritenlerdendi. Onun "Atatürk’ün yolundan ayrılmayın" vasiyeti bir varoluş sebebidir.

Şimdi bize düşen; Türkan Hocamızın okyanus yüreğinden aldığımız ilhamla, o ışıldayan şarkıları yazmaya ve söylemeye devam etmektir. Bir eğitimci olarak sınıflarımda, bir yazar olarak kitaplarımda ve bir gönüllü olarak derneğimde onun ismini yaşatmak benim için çok önemli. 

Gözünüz arkada kalmasın sevgili Türkan Hocam. Sizin kardelenleriniz ve deniz yıldızlarınız artık birer deniz feneri oldu; karanlığı yırtan, yolu gösteren ve asla sönmeyen birer ışık... 

Işıklar içinde, huzurla uyu. Biz buradayız, izindeyiz ve her zaman çözümün bir parçasıyız. 

 

GÜLSEREN DELİBAŞ
EĞİTİMCİ, YAZAR

Yazarın Son Yazıları

Kış güneşi Türkan Saylan- Gülseren Delibaş

Yaşam, bazen dondurucu bir ayazın tam ortasında açan o zayıf ama inatçı kardelene benzer.

Devamını Oku
18.05.2026
'Ateş çemberinden başarıyla çıkmanın yolu'

Toplumların ve devletlerin tarihi, yaşamın ve süreçlerin tıkandığı anlarda atılan ya da atılmayan adımlarda saklıdır; tıpkı şimdi bizim karşı karşıya olduğumuz durum gibi.

Devamını Oku
18.05.2026
Andımız erdemli nesiller yetiştirdi - Fikret Şahin

Son zamanlarda meydana gelen okul saldırıları hepimizi derinden üzdü.

Devamını Oku
16.05.2026
Demokratik Türkiye özlemi - Hüseyin Özkahraman

Tarihiyle, kültürüyle ve milyonları aşan nüfusuyla yalnızca ülkemizin değil, dünyanın en önemli şehirlerinden İstanbul’u yönetme sorumluluğunu taşıyan; tüm baskılara rağmen üç kez seçim kazanmış bir belediye başkanı aylardır Silivri’de, 15 metrekarelik bir odada özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumdadır.

Devamını Oku
16.05.2026
MHRS çözüm mü, sorun mu? - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

TC Anayasası 56. maddesine göre, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”

Devamını Oku
15.05.2026
Türk Eczacılık Günü - Avni Kurtuldu

14 Mayıs 1839 tarihinde “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane” bünyesinde açılan eczacılık sınıfı, bilimsel eczacılık eğitiminin başlangıcı olarak kabul görmüş ve 14 Mayıs Türk Eczacılık Günü ilan edilmiştir.

Devamını Oku
14.05.2026