Kısa süre önce laiklik konusunda iki önemli ve kapsamlı yapıt yayımlandı: Gazetemizin yazarı, değerli tarihçimiz Sinan Meydan’ın “Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet” (İnkılâp Yayınları) ve bir akademisyen grubunun ürünü “Yol Ayrımında Laiklik” (Tekin Yayınevi).
Sinan Meydan’ın yapıtı Cumhuriyet Aydınlanmasının ve ona gerici saldırıların başlangıcından günümüze akıcı bir üslupla yazılmış öğretici tarihidir.
Akademisyen topluluğunun ortak yapıtında ise çoğunlukla, 2024 yılında düzenlenen bir sempozyumda laiklik konusunda sunulan bildiriler yer alıyor. Bildirilerde ülkemizde laiklik olgusunun siyasetle, ekonomiyle, eğitimle, orduyla vb. ilişkisi irdelenmekte.
Kavramın kendisi ve bu değerli kitaplar üzerine bir yazı için internette gezinmekteyken karşıma yaklaşık 20 yıl önce “Cumartesi Yazıları” adlı köşemde yayımlanmış, neredeyse unuttuğum bir yazım çıktı. Aynen yayımlamaya karar verdim:
Kavramlar karışıp bulanıklaştığı, çoğu kez de özellikle bu duruma getirildiğinde, aslına başvurmak, güvenilir bir sözlüğe göz atmak iyi geliyor.
Bunu bu kez “laik” ve “laiklik” (laisizm) kavramları konusunda yapmak istedim.
Pek sevdiğim sözlüklerimden “Dictionnaire de la Langue Française”de (Hachette 1980), bizi ilgilendiren yönüyle “laic”in tanımı şöyle: (Dinsel yaşama karşıt olarak) sivil yaşama ilişkin olan. (Latince bir kökten gelen “sivil” kavramı, yurttaş, yurttaşlık anlamlarını içeriyor.)
Yorumu bu bağlamıyla biraz daha derinleştirirsek bizdeki yazılışıyla “laik”, sadece dinsel yetkeye değil, birey üstü bir başka yetkeye de bağımlı olmayan, bağımsız birey, özgür yurttaş demektir.
Aynı sözlükte “laik kılmak, tüm dinsel niteliğini kaldırmak” cümlesinde tanımlanan “laiklik” kavramını da yine aynı bağlamda yorumlayarak bireyi sadece doğaüstü bir yetke karşısında değil, devlet ya da herhangi bir başka yetke karşısında da özgürleştirmek, bağımsız kılmak anlamlarıyla kavramak gerekir.
Böyle bakınca da laik eğitim, eğitimin laikleştirilmesi; onun sadece ve basitçe dinsellikten arındırılması değil, bu eğitimin, özgür akıl, özgür birey, özgür insan yetiştirmenin aracı, yöntemi olması demektir.
***
Günümüz Türkiye’sinde aklın, bireyin, bütünüyle insanın özgürleşmesinin karşısında yer alan bir yaşam anlayışı siyasal erki elinde tutmaktadır.
Bu siyasal erkin temsilcileri, insanlığın özgür bireylerden değil, kullardan oluştuğu inancındadır.
Onlara göre en büyük, en tartışılmaz yetke, doğaüstü olandır.
Özgür ve bağımsız olamayacak bireyin uyması gereken kurallar, doğaüstü yetkenin seçtiği ayrıcalıklı kişiler (ya da kişi) aracılığı ile bildirdiği buyrukların toplamıdır.
Her şey, tek tek kişilerin kendi aralarında ve bu kişilerle toplum ve kurumları arasındaki ilişkiler, bu buyruklarca düzenlenir ve yönlendirilir.
Kişisel bağımsızlık, özgürlük, araştırıcılık, akıl bağımsızlığı, ancak bu buyruklara uymak koşuluyla onların sınırları içinde (belki) söz konusu olabilir.
Ne kadar abartılı görünse de durum budur.
Kilise, Batı toplumlarını yüzyıllarca bu anlayışla yönetmiştir.
İslam ülkelerindeki durum da bunun benzeri olmuştur.
Batı, sonraki yüzyıllardaki gelişimini, kilisenin egemenliğine son vererek sağlayabilmiştir.
Bunu İslam toplumları içinde köklü biçimde başarabilen tek ülke, Batı toplumlarından birkaç yüz yıl sonra, Türkiye olmuştur.
Şimdi ülkemizde yaşanmakta olan ise laiklik karşısında kaybeden tarafın, kaybettiklerini birer birer geri alma savaşımında her an yeni bir alan daha kazanmakta oluşudur.
***
“Laik” ve “laiklik” kavramlarıyla oynamak, bu kavramları orasından burasından didikleyerek aşındırmak, Türkiye toplumunun canını dişine takarak başardığı ve ileriye götürmeye çalıştığı uygarlaşma çabasına karşı bilinçli bir ihanet değilse akıl almaz bir bilinçsizlik, bağışlanamayacak bir sorumsuzluktur.
Bazı aydın çevrelerde bunun hemen her fırsatta yapıldığına tanık oluyoruz.
Laikin ve laikliğin ne olduğu apaçık ortadadır.
Laik kişi, akıl bağımsızlığına sahip, özgür kişilikli birey demektir.
Laiklik ise son zamanlardaki saptırmaca yorumlarla devletin dinsel kurumlar üzerinden elini çekmesi ya da her türden dinsel inancı ve inançsızlığı güvence altına alması olmadığı gibi; bilinen ve en yaygın anlamıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasının ve dinin toplumsal kurumlar üstünde egemenliğine son verilmesinin de ötesinde, çok daha geniş anlamda bir uygarlaşma olgusudur.
Yorum yapılacaksa, geriye doğru değil, ileriye doğru, bireyin sadece doğaüstü yetke karşısında değil, her türden toplumsal-kurumsal baskı karşısında da özgürleşmesi yönünde yapılmalıdır.
Ülkemizde son zamanlarda görülen ise ne yazık ki bilinen ve sıradan yobazlığın yanı başında, aydın taklidi yapan yeni yobazların da yüzeysel ve saptırmaca akıl yürütmelerle, gittikçe daha çok sayılarda yer almakta oluşlarıdır.
Toplumun akıl sağlığının bütünüyle bozulmakta oluşunun başlıca nedenlerinden biri de ülkemizdeki bu aydın ilkesizliği ve kaypaklığıdır.