Darbeleri, olağanüstü dönemleri, iç savaşın eşiğinden dönmeleri atlatan Türkiye, öncekilerden daha farklı ama özü değişmeyen bir süreçle karşı karşıya!
1- Asırlık Cumhuriyetimizin devrimleri, karşıdevrimlerle sınana sınana bir yandan örseleniyor bir yandan güçleniyor!
2- Toplum 10. Yıl Marşı’nın coşkusuyla Gençliğe Hitabe’nin gerçekliği arasında gelecek arıyor!
3- Cumhuriyetin birikimlerini büyük ölçüde yitiren ekonomi üretimden kopmuş, suç ekonomisiyle vergi makinesinin dişlileri arasında nefes almaya çalışıyor!
4- İktidarlarından başka kaybedecek şeyleri kalmadığını gören yöneticiler, tek çıkış yolunu seçeneklerini ortadan kaldırmakta görüyor!
5- İktidara alternatif olan parti tutuklama, rozetleme, butlanlama saldırıları altında umut üretmeye çalışıyor!
6- Demokrasinin gerçek rengi küçük partiler, “Büyürsek yönetim bizi yok eder” korkusuyla yaşıyor.
***
Yukarıdaki tablonun merkezi olan dördüncü şıkkı sütuna yatıralım.
İktidarın ana rotası şu:
CHP’yi aşağı çekmek, DEM Parti’yi yanına çekmek!
Siyasetin son bir buçuk yıllık gündeminin özeti bu yedi kelimelik cümleden ibaret.
İktidar CHP için çoktan seçmeli saldırı yolları üretiyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra iki olasılık üzerine hesap yaptılar:
İmamoğlu unutulur, Özgür Özel genel merkez kabuğuna çekilir.
İkisi de tutmadı!
Tutmadı diye vazgeçer mi? Elbette vazgeçmez.
Özgür Özel’in heyecanı, mücadele azmi ile birleşen millet iradesine sahip çıkıyor mitinglerini söndürmek için Özel’i “susturmanın” gerekliliğine karar verdiler. “Yolsuzluk” adı altında tüm operasyonların ucunu Özel’e çevirdiler. Meydanların o ünlü sloganını Özel için şöyle değiştirebiliriz:
Sus, susmadıkça sıra sana gelecek!
İktidar, şöyle bir hayal kuruyor:
“CHP’nin tüm güçlü cumhurbaşkanı adaylarını oyunun dışına atarım, öyle bir aday göstermek zorunda kalır ki CHP’liler bile oy vermek istemez!”
DEM Parti ile ilgili hesap da çok açık! Üç yol çizmişler:
1- Cumhur’a yanaşsın.
2- Bu olmazsa muhalefete de kızgın olsun.
3- Bu da olmazsa tarafsız kalsın.
“Terörsüz Türkiye” sağduyulu herkesin özlemi. Bunun tartışıldığı 19 ay boyunca sürekli “Hemen, acele etmeliyiz” deniyor, yol alınmış gibi yapılıyor ama bir türlü iktidar ortaklarının “ortak düşüncesinin” ne olduğu bilinmiyor! Devlet Bahçeli önceki gün partisinin yayın organı Türkgün gazetesinde kapsamlı bir yeni yol haritası çizdi. Dün Yeni Şafak’tan Akşam’a AKP yayın organlarının birinci sayfasında satır yok!
AKP’nin sağır kalması karşısında soruyoruz:
Bahçeli bu önerileri muhalefet tartışsın diye mi ortaya attı?
***
Bu siyaset oyununa seçenek üretebilecek başlıca parti CHP. Onu da beşinci şıkta özetlemiştik.
Gelinen noktada CHP’nin karşı karşıya kaldığı durum, sadece CHP’nin sorunu değildir, Türkiye’nin sorunudur, demokrasi sorunudur!
İktidar dünyanın her ülkesinde vardır. Muhalefet sadece demokrasilerde vardır. Muhalefeti her yöntemi kullanarak bitirmeye girişmek, demokrasiyi bitirmek demektir. Bunun devamı iktidarın da kendisini bitirip başkalaşmasıdır!
Bu düğümü CHP çözebilir, çözmek zorunda, çözmek sorumluluğunda!
Özgür Özel’in g-üçlü bir sacayağı kurması gerekiyor:
1- Her şeye karşın CHP’nin bütünlüğünü gözetmek.
2- Millette çoğalmak. Millete güven verip mücadeleye katmak.
3- Amasız, fakatsız bütün demokrasi güçleriyle bir araya gelmek.
Siyasal birikimimiz bu demokrasi sınavını verir.
Çünkü bu millet demokrasi ışığını yaşadı, gördü.
Âşık Veysel misali, kör etseniz bile o ışığı unutmaz!
Bize göre, bu bulanık ortamda yolun sonu böyle görünüyor!