Meriç Velidedeoğlu

Pusula

23 Ekim 2015 Cuma

Türkiye’nin geçen hafta Avrupalı konukları vardı, bunlardan biri de “Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö”ydü. Cumhurbaşkanı Niinistö’nün Ankara’ya gelmeden önce ülkesinde gazetecilerle yaptığı söyleşide, kendisine Türkiye özellikle de “Kaçak Saray” hakkında sorular sorulur; bunlardan birine yanıt verirken; “Binden fazla odası olduğunu okudum, yanımda ‘pusula’ olabilir!” demiş.
Kendisine hak vermemek olanaksız; ayrıca Sayın Niinistö, “Finlandiya’da biz ‘saraylar’ kullanmadık. Bizler her zaman ‘yoksul’ bir ülkeydik!” de demiş.
Ülkesinin “kişi başı ulusal geliri”, Türkiye’nin “dört katı” olan Niinistö bu “pusula”ya gerçekte kimin gereksinmesi olduğunu söylemek istediği de, açıkça belli değil mi? Pusulası olmayan, pusulasız Erdoğan’ın, “Kaçak Saray”ından olumsuz söz edenlere yaptığı, “Başınıza Kaçak Saray kadar taş düşsün!” bedduası umarız Finlandiya’ya dek ulaşmaz...
Ülkesinin inanılmaz bir vahşet yaşayıp yüz yurttaşının paramparça edildiği, yüzlercesinin de hastanelerde “yaşam savaşı” içinde çırpındığı, ülkesinin dört bir yanında onca “şehit” cenazesinin kaldırıldığı şu günlerde Cumhurbaşkanı’nın dünyanın diline düşen sarayının eleştirilmesiyle “dertlenip”, bunu gündeme oturtması nasıl karşılanmalı?
Ne ki, toplumun böyle oyalanması aşılıp -özellikle- “Ortadoğu İslam” dünyasını kana bulayan köktendinci “Müslüman Kardeşler” (İhvan) terör örgütüne arka çıkan Erdoğan’ın, “IŞİD” konusundaki tutumunun nereden nereye geldiği kesintisiz sorgulanmalıdır.
Geçen yıl hemen hemen aynı -saç, sakal, bıyık- kalıptan çıkmış görünümündeki “IŞİD”ci gençlerin, “toplu Bayram Namazı” gibi eylemleri, hiçbir “sorgu-sual” ile karşılaşmadan büyük bir rahatlıkla “güven” içinde yaptıkları öylece izlenmedi mi?
Bu boyutta olmasa da, “IŞİD”in ülkemiz içinde örgütsel türlü çalışmalar (faaliyet) yaptığı, özellikle örgüt için “eleman” topladığı, gerek bunların gerekse öteki ülkelerden “IŞİD”e katılmak isteyenlerin, dahası “MİT”in silah dolu “TIR”larının “Suriye”ye geçişine, güney sınırımızda sağlanan kolaylıkları da, korumaları da hep biliyoruz, “Suriye”de yaralanan “IŞİD”ci teröristlerin tedavileri için -onlara özel- Reyhanlı’da bir hastanesi olduğunu da...
Kuşkusuz, “IŞİD”in bir “cihad” örgütü, “Cihatçı” bir örgüt olduğu da tüm ayrıntılarıyla bilinir; tıpkı “cihad”ın da, “din” uğruna, “din”i yayma, savunma adına bir “savaş” olduğu bilindiği gibi.
Öte yandan “IŞİD”in açılımı, “Irak Şam İslam Devleti”dir, yürütülen “cihad”da elbette “İslam dini” uğrunadır, bir “İslam Devleti” oluşturmaya yöneliktir; dolaysıyla “cihad” da yürünecek yol, “mubah” olanlar -yazılı- dinsel kaynaklarda yer aldığı da bilinir; ne ki “IŞİD”in “insanlık dışı” bir tutumla, kestikleri kafalarla birlikte poz verip resim çektirmeleri -ne de olsa- dinin sorgulanmasına, “İslam”ın dünya, özellikle de “Batı”nın gündeminde sürekli kalmasına neden olduğu da bir gerçektir.
“İslam” adının, “İslam”ın bu denli kolayca kullanılmasının önüne geçilmeli; kuşkusuz bunun için de İslamın “din” ile ilgili -özellikle yazılı tümkaynaklarındaki “savaş”la, “cihad”la ilgili konuların, kavramların anlamı da yeniden ele alınmalarının sanırım düşünülmesi gerekir...
Nitekim kendisi de bir din adamı, bir imam olan “R.T. Erdoğan” da -bu durumun ayrımında olduğundan- örgütün adı olan “IŞİD”de “İslam” sözü olmasından dolayı, örgütü “DAEŞ” (Devlet’ül Irak ve Şam) olarak anmayı sürdürüyorsa da bunun “IŞİD”in, bir “cihad örgütü” olduğunu ortadan kaldıramaz.
Ayrıca “Başbakan Davutoğlu”nun da “IŞİD”i “haksız uygulamaların sonucu olarak kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıkmış” bir direniş örgütü gibi sunmasına karşın...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları