NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

29.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor. İran savaşı sonrası NATO’nun güney kanadının önemi artarken Türkiye’nin Karadeniz’e erişimi, Ortadoğu’ya komşuluğu, güçlü ordusu, gelişen savunma sanayisi, onu ittifakın vazgeçilmez aktörlerinden biri haline getirdi.

AVRUPA’NIN STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ

Avrupa’nın ABD’nin nükleer caydırıcılığına, istihbaratına bağımlılığı sürüyor. Ancak Ukrayna savaşı, İran krizi ve Washington’ın giderek Çin’e odaklanması, Amerikan teknoloji devlerinin getirdiği güvenlik riskleri, Avrupa’yı kendi savunmasını üstlenmeye zorluyor. Amaç NATO’dan ayrılmak değil; hava savunması, istihbarat, uydu sistemleri, yapay zekâ, mühimmat üretimi alanlarında, komuta yapılarında bağımsız kapasiteler oluşturmak. Bu nedenle Avrupa, savunma sanayisini güçlendirmeye, ortak üretim kapasitesini artırmaya yöneliyor; hedef transatlantik ittifakını korurken daha dengeli bir sorumluluk paylaşımı. Ancak bu eğilim AB’nin bağımsız bir güç olarak yükselme olasılığını da gündeme taşıyor.

Ankara zirvesi, Avrupa’nın ABD’ye bağımlı güvenlik mimarisinden stratejik özerkliğe geçiş sürecini hızlandırmak için bir fırsat olarak görülüyor. Bu süreçte Türkiye, bir savunma üreticisi, lojistik merkez ve Karadeniz-Ortadoğu bağlantısını sağlayan stratejik ortak olarak değerlendiriliyor.

KÜRESEL JEOPOLİTİK  

Ankara zirvesi, tek kutuplu dünya düzeninden çok merkezli rekabetçi bir uluslararası sisteme geçişin parçası. ABD dış politikasında, askeri güce öncelik veren imparatorluk projesi yaklaşımıyla müttefikler arasında görev paylaşımı yapan bir koalisyon lideri olma yaklaşımı yarışıyor. Zirve bu gerginlik içinde gerçekleşecek.

Yeni jeopolitik dönemin temel rekabet alanı salt askeri güç değil; yapay zekâ, yarı iletkenler, uzay teknolojileri, enerji ve savunma sanayisindeki teknolojik üstünlük de yaşamsal önem kazandı. Büyük güç rekabeti ekonomik, teknolojik ve askeri alanları iç içe geçiriyor. Zirve, ABD’nin Çin ile uzun süreli küresel rekabetine hazırlanırken stratejik kaynaklarını yeniden düzenleme planının bir platformu olacak. Bu bağlamda Tükidides tuzağı analojisi (gerileyen Sparta/ABD ile yükselen Atina/Çin arasında “büyük savaş” olasılığı) sıkça gündeme geliyor. Ancak Türkiye, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin tek bir blokta yer almak yerine farklı merkezlerle farklı alanlarda işbirliği yapan “dengeleyici orta güçler” olma çabaları, bu iki kutuplu analojinin ötesinde, daha karmaşık dinamiklere işaret ediyor. 

VE TÜRKİYE  

Türkiye için Ankara zirvesi, salt diplomatik bir olay değil. Zirve ülkenin değişen küresel güç dengeleri içinde stratejik konumunu yeniden tanımlayabilir. Ukrayna ve İran savaşlarının ardından Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’nun kesişim noktasında bulunan Türkiye, yine, NATO’nun vazgeçilmez üyelerinden biri. Gelişen savunma sanayisi, İHA ve füze teknolojileri ile artan üretim kapasitesi, Türkiye’yi yalnızca güvenlik sağlayan değil, güvenlik üreten bir aktör konumuna taşıyor. Türkiye, yükselen çok kutuplu uluslararası düzende yalnızca bölgesel bir güç değil, küresel stratejik denklemin etkili ve vazgeçilmez aktörlerinden biri olma potansiyeline sahip.

Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı, Türkiye’yi Avrupa savunma mimarisine (üyelik çoktan unutuldu) entegre etmeyi gerektiriyor. ABD ise Türkiye’yi, NATO içinde stratejik bir ortak olarak görmek istiyor. Diğer taraftan Türkiye, jeostratejik konumu, gelişen savunma sanayisi, çok yönlü dış politikasıyla tipik bir “orta güç” olarak hiçbir blokla ilişkilerini koparmadan ABD, Avrupa, Rusya ve Çin arasındaki rekabetten stratejik ve ekonomik faydayı sağlamak istiyor. Ancak rejimin meşruiyet zaafları onun, dış baskılar/talepler karşısında direncini azaltıyor, kendi beka sorununu ülkenin uzun dönemli çıkarlarının önüne koyma riskini artırıyor. Zirvenin bu gerginliği de yansıtması bekleniyor.

Zirvenin kaçınamayacağı bir diğer gerginlik de ev sahibi ülkenin siyasal İslamcı rejiminin, haklar ve özgürlükler alanında; seküler öteki olarak gördüğü kesimler üzerinde, özellikle zirve öncesinde belirgin biçimde ağırlaşan baskıları ile demokratik ülkeler olma iddiasındaki NATO üyelerinin duyarsızlığı arasında şekilleniyor.

Yazarın Son Yazıları

NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026